Martin Eden - Jack London | Bu Kitap Okunur




Umulanın aksine, uğruna çaba sarf edilen, mücadele edilen hedef bir yanılsama çıkabilir. Bir boşluktur. Bir balondur; patlamıştır…

Martin’in hikayesinin özeti bu işte. Olduğunu sandığı ve ona ulaşmak için mücadele verdiği, uğruna uykuyu dahi zaman kaybı görecek şekilde her an çalışıp didinerek koşturduğu hedefi bir boşluktu. Sonuç hayal kırıklığı…

Martin Eden bir gemi işçisidir. Yabanidir. Şimdilerde filmlerde bir klişe unsuru olarak görülen sınıf ayrımları, zengin kız fakir oğlan durumlarının en çarpıcı şekilde yaşandığı bir dönemde yaşamaktadır ve burjuva sınıfına ayak uyduramayacak kadar uzaktır o ortamdan. Acemidir. Nasıl davranacağını bilmez. Fakat bunun yanı sıra sorgulayan biridir o. Sürekli düşünen biridir… Topluma sunulan kalıplaşmış düşünceleri olduğu gibi kabul etmeyen, karşı duran biridir. Menfaat gözetmeden düşündüklerini cesurca söyleyebilir.

Ve Martin, Ruth’u görür… Zengin ve güzel bir melektir Ruth onun için. Ruth’un yaşadığı hayat, Martin’in yaşama biçiminden oldukça üst seviyededir. Her şeyin paraya, üne, gösterişe endeksli olduğu bir sınıfa aittir Ruth… Elbiseleri gibi, görüşleri de hazır alınmış olan bir sınıftı Martin’e göre ve o bir anda kendini o insanların arasında bir melek gibi parlayan Ruth’a kapılmış, ona aşık olmuş olarak buldu.

Onun ne düşündüğünün sevilebilirliği ile hiçbir ilgisi yok diyordu ama yine de kendini onu sevmeye layık kılabilmek, onun tarafından kabul edilebilmek için Ruth’un kabul edeceği gibi biri olmak için mücadele edecekti. Zaten romanın konusu biraz da buydu.

Martin Eden, okumaya başlar. Kütüphaneden çıkmamaya, sürekli araştırmaya, öğrenmeye başlar. Ruth tarafından kabul edilebilir olmak için ait olduğu işçi sınıfından burjuva sınıfına yükselmesi gerekiyordur. Gece gündüz demeden okur, çalışır. Öyle ki uyku onun için zaman kaybından başka bir şey değildir artık. Geceleri de sabahlara kadar okur ve yazar. Gün geçtikçe bambaşka biri olur Martin Eden. Duruşu, konuşması, düşünceleri gelişmektedir. Aynı zamanda yazar yönüyle de her geçen gün daha iyi şeyler ortaya koymaktadır. Fakat yazdığı ve çeşitli mecralara gönderdiği metinleri hep red edilecektir. Fakat azimlidir. Hırslıdır. Bir yandan kendini ileriye taşımak, entelektüel bir çevreye dahil olmak için yeni arayışlara, yeni çabalara girerken diğer yandan sudan çıkmış balık gibi Ruth’a ulaşmak için, içine daldığı bu yeni sınıfın yapaylığını ve samimiyetsizliğine bir türlü alışamıyordu. Karşılaşmış olduğu bu avukatlar, subaylar, işadamları ve banka veznedarları ile tanımış olduğu işçi sınıfları arasındaki farkın; yedikleri yiyeceklerin, giydikleri elbiselerin, yaşadıkları semtlerin farkından başka bir şey olmadığını biliyordu Martin Eden. Bir süre sonra o eski yabani Martin gidip yerine Ruth’un sınıfı tarafından kabul edilecek kadar modern, centilmen bir Martin gelse de; bu Martin’i mutlu etmeyecektir.

Martin her geçen gün hedefine doğru ilerlerken, her geçen gün hedef diye önüne koyduklarına ulaştıkça hayal kırıklıklarıyla tanışmaya da başlayacaktır…

Martin Eden, bir mücadele öyküsü. Kesinlikle okunması gereken bir roman… Her insanın kendinden bir şeyler bulabileceği, etkileneceği; özellikle yazan, yazma hevesi olan insanları daha da fazla etkileyebilecek bir roman.

Kelimenin en net anlamıyla bu kitap okunur.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.