Eskiden derdim ki; insanın başına gelebilecek en kötü şey bir gün yapayalnız kalmasıdır. Öğrendim ki, hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey yapayalnız hissetmesine neden olan insanlarla yaşamasıdır.” demiş Goethe...

Ne kadar doğru değil mi? Çevrenizdeki kalabalığa bir göz atın. Gülümseyişlerin birer maskeden ibaret, samimiyetin sahte ve hislerin yapmacık olduğunu görmek için çaba harcamanıza gerek yok. Her şey net, çok...

Şöyle iki lafın belini kırabileceğiniz kaç kişi kaldı ki; can kulağıyla dinleyecek, gözlerinizin içine bakarak konuşacak? Arkadaşlık, dostluk, aşk... Güven kaldı mı bir parça da olsa etrafta? Koşulsuz teslimiyet sağlayabilecek kadar güvenilir kim var? Sorsan, hepsinin dilinde aynı cümle: “Korkma ben varım!” Hep bir sahtelik kokusu, yapmacıklık tatsızlığı söz konusu. Bir maskeli balonun tam ortasındayız sözün özü.

Sonra ne oluyor? Kitaplar dostumuz oluyor. Ya da televizyon başından kalkmıyoruz. Ya da bir ayna gibi onları yansıtıyoruz biz de, onlar gibi oluyoruz. Tabiatın mutasyona uğramış bu sisteminin bir parçası gibi...

Tuhaf!
Yaşam o kadar kısa ve ölüm o kadar yakın ki oysa... Hal böyle olunca, istem dışı bir sitem dökülüyor dudaklarımdan: “Kork, kimse yok!”

Neyse…