Benim İçin 2017 ve 2018 Hedeflerim




2017 başlarken hazırladığım yazıda yeni yıla oynamış, 2017 ye şirin görünmeye çalışmıştım. Ama gördüm ki çok bir işe yaramıyormuş.

2017 aslında benim için kötü bir yıl olmadı. Özellikle ilk yarısı gayet iyiydi. Sonradan bozdu kendini. İlk 6 ayda hem özel hayatımda, hem iş hayatımda hem youtube gibi hobilerimle alakalı güzel gelişmeler oldu. Yani genel olarak güzel bir ilk 6 aydı. Fakat sonra kendimi bir anda bir curcunanın içerisinde buldum. İnanılmaz bir kaos. Hiçbir şey yapamaz, hiçbir şey öğrenemez, kendime hiçbir şey katamaz, keyif aldığım işlere ve insanlara doğru düzgün vakit ayıramaz hale geldim. Geçirdiğim zamanların bana bir şeyler katmadığı gibi benden bir şeyler götürdüğünü hissetmeye başladım. Tüm bu yapamadıklarıma rağmen 7 gün 24 saat bana yetmemeye de başladı. Zamana yetişemediğim bir süreçti. Ve bir miktar azalsa da yine de devam ediyor bu durum. O yüzden 2017ye karşı çekimserim. İyi mi kötü mü ayrılıyoruz bilemiyorum.

Ama neyse konumuz bu değil. Konumuz şu. Bu yıl için yeni bir karar aldım. Geçtiğimiz yıl, yeni yıla girerken iyi dileklerde bulunmuş, umuttan behsetmiştim, iyi şeyler dilemiştim falan. Ama sonra fark ettim ki hep soyut şeyler dilemişim. Gözle görülür şeyler değil. Dolayısıyla ölçümlemesi de sıkıntılı oluyor. Bu nedenle gelecek yıl için kendime daha smart hedefler belirlemeye karar verdim. Daha basit, daha sade, daha kısa vadede ulaşılabilir şeyler.

Yani Net Belirlenmiş, Ölçülebilir, Kabul Edilebilir, Gerçekleştirilmesi Mümkün ve bir Zamanı belirli hedefler. Küçük şeyler. Yani yapabileceğim ve yıl sonu hazırlayacağı son durum yazısında belirlediğim bu mini hedefleri başardım diyebilmek için. Elbette 2018 hedeflerim sadece aşağıda sayacaklarımdan oluşmuyor. Ama bu yazıya konu olacaklar sadece bunlar.

Hadi başlayalım o zaman.

- Hayatımı ve çevremi sadeleştirmek için adım attım, sıradaki aşamaları tamamlamak ve bunu sürdürülebilir hale getirmek istiyorum. Hedeflerimden ilki bu, sadeleşmek…

- 2017 yılında özellikle ikinci yarısındaki söz konusu zamansızlık nedeniyle bir türlü tamamlayamadığım kitabımı tamamlayacağım.

- Spora başlayacağım. Ama bu kez her gün yeniden spora başlamak değil bir kere başlayıp bunu sürdürmekten bahsediyorum.

- Uyku düzeni şart. Bunu becerebildiğim dönemlerde kendimi çok daha dinç hissediyorum. Tecrübe etmişliğim var. O yüzden bu yıl 23.30 – 06.00 arasını uyku için rezerve etmeyi planlıyorum.

- Kitap okumak, kitaba zaman ayırmak çok önemli. Kimi zaman günlerce elime kitap alamadığım zamanlar oldu bu yıl. O yüzden bunu bir düzene sokmak için her gün 30 sayfa kitap okuyacağım. Sabit…

- Diziler, filmler az ya da çok bir şekilde izleniyor da belgeseller arada kaçıyor işte. 2018’de her ay en az iki tane belgesel izleyeceğim.

İşte böyle. o kadarda zor hedefler değil sanki.

Neyse bu şimdi gidiyorum, zaten o da gelmek üzeredir.
Ben şimdi 2018’i karşılamaya gidiyorum.

Hoşça kalın.
Beğendiğim Kitaplar Listesi [2]

Beğendiğim kitaplar listesinin birincisine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Güzel kitaplar vardı orada da… Şimdi yeni seçtiklerimden konuşmaya başlayabiliriz. İyiden kötüye ya da kötüden iyiye gibi bir sıralamam yok. Rastgele bir liste bu. Bahsedeceğim kitaplardan bazıları için inceleme videoları da hazırlamıştım. O videoları da buraya tıklayarak youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.. Listemdeki ilk kitap bunlardan biri mesela.

Haşırt Dı Bilekbord – Zafer Algöz

Usta oyunca Zafer Algöz’ün sadece kamera karşısında değil kalemiyle de başarılı olduğunu ispatlayan bir kitaptı. Çok eğlendiğim beğendiğim bir kitaptı. Daha önce hazırladığım inceleme videosunu da mutlaka izleyin.

1984 – George Orwell

1984 beni en çok etkileyen kitaplardan biriydi. Ve bu etkileşim olumlu anlamda bir etkileşim de değildi aslında. Gayette içimi sıkan bir kitaptı. Çünkü anlatılan şeyler o kadar, o kadar yaşanması muhtemel şeyler ki ve içinde bulunduğumuz dönemleri de göz önüne alınca ister istemez etkileniyor insan. Çok etkilendiğim, beğendiğim ve herkesin muhakkak okuması gerektiğine inandığım bir kitap bu. George Orwell’dan 1984… Bu kitap içinde bir inceleme videosu hazırlamıştım. Mutlaka izleyin. Kitabı da okuyun. Bende iz bırakan kitaplardan biridir bu.

Yolcu – John Twelve Hawk

Bir sonraki kitap Yolcu. Yolcu’da yine 1984’te olduğu gibi günümüzde de yaşadığımız şeyleri, içinde bulunduğumuz dönemde de hissettiğimiz bir takım endişeleri gündeme getiriyor. Yolcu için daha önce hazırladığım inceleme videosunda bu kitabı çok beğendiğimi söylemiştim. Çok sürükleyici ve güzel bir kitaptı. Üç kitaplık bir serinin ilk kitabı Yolcu… Şu anda ikinci kitabını da okudum. Üçüncü kitabı okuyacağım. İkinci kitaptan Yolcu’dan etkilendiğim kadar etkilenmedim açıkçası. Bu içinde bulunduğum bu yoğum dönem sebebiyle kendimi kitaba çok fazla verememiş olmamda olabilir tabi ki… Bilemiyorum ama Yolcu bir adım önde benim için. Tavsiye ederim.

Puslu Kıtalar Atlası

Puslu Kıtalar Atlası aslında videosunu yapmak istediğim bir kitaptı ama kitabın birde çizgi romanı olduğu için onu da okuyup ikisi bir arada bir video hazırlamak istediğim için ertelemiştim. Önümüzdeki günlerde detaylı bir inceleme videosu yapmayı düşünüyorum. Şimdilik kitabı tavsiye edip, beğendiğim kitaplar listesine eklemekle yetineceğim.

Ben Bir Gürgen Dalıyım – Hasan Ali Toptaş

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş’ın güzel Türkçe’si ile bir çırpıda okuyabileceğiniz, okumanız gereken güzel bir kitap. Bu kitapla ilgili videoyu ise Bu Kitap Okunur adlı kanalımızda yapacağız. Siz bu videoyu izlerken yapmışta olabiliriz. Kontrol edebiliriniz.

Fedailerin Kalesi Alamut

Fedailerin Kalesi Alamut, sayfa sayısının aksine benim kısa bir sürede okuyup bitirdiğim sürükleyici bir kitaptı. Ve konu itibariyle de oldukça ilgi çekiciydi. Haşhaşiler Tarikatı’nın lideri olan Hasan Sabbah’ın hikayesini anlatan bir kitap. Bir başka deyişle Cenneti dünyaya getiren adamın hikayesi. Çok beğendiğim kitaplardan bir tanesiydi. Bir kurgu olarak bence muazzamdı ama bunun dışında düşündüren, etkileyende bir kitaptı. Üstelik yaşananlar gerçek. Bu her ne kadar bir kurgu olsa da, belki abartılan, yazarın eklediği yerler olsa da genel olarak birçok noktası gerçekti ve insanı etkileyen, düşündüren detaylarda bu noktalar zaten. Tavsiye edebileceğim kitaplardan biridir.

Başlangıç – Dan Brown

Dan Brown’ın son kitabı Başlangıç. Dan Brown her kitabını beğendiğim ve muhtemelen bundan sonraki gelecek her kitabını da beğeneceğim bir yazar. Sanırım tek favori yazarım. Bu kitabı da okurunu hayal kırıklığına uğratmıyor. Eleştirdiğim yerleri de var tabi ki fakat onları kitabın inceleme videosu için saklıyorum. Yazarın bence en cesur kitabıydı bu. Kısaca Dan Brown’sa okunur, okuyun…

Aylak Adam

Yusuf Atılgan’ı kaleminden C’nin hikayesi. Dönüp dönüp okuduğum, dönüp dönüp okuyacağım bir kitap bu. Favorimdir.

Doğu’nun Limanları

Yıllar önce edindiğim fakat 2017 başlarındayken anca okuduğum, haliyle bir hayli geç kalmış olduğum bir kitap. Çok severek ve çok etkilenerek okudum kitabı. Gerçek, yaşanmışlıklardan yola çıkılarak ortaya çıkmış bir eser Doğu’nun Limanları…

Evet, ilk listede 10 kitapla başladığım beğendiğim kitaplar listesinin ikincisini de 9 kitap ekleyerek yapmış oldum. Bu listede burada dursun.


Minimalizm! Sadeleşme Sürecimi Başlatıyorum
Bugünkü konumuz sadeleşmek… Yaşamı ve yaşam alanlarımızı sadeleştirmek…

Son zamanlarda kafamı taktığım, araştırdığım, okuduğum, hakkında bir şeyler izlediğim, deneyimleyen insanların aktarımlarını takip ettiğim bir konu bu. Minimalizm. Bana daha bizden bir tabir olarak gelen sadeleşmek…

Minimalizm nedir?

Minimalizm bir sanat akımı olarak 60 yıllarda ortaya çıksa da zamanla bir yaşam felsefesi halini de almış. Minimalizm ya da benim kullanacağım tanımla sadeleşmek dağınıklıktan kurtulmak, ihtiyaç duyduklarımızın haricinde kalan tüm fazlalıkların yükünü üzerimizden atmak demek. Hem maddi olarak eşyaları hemde düşünceleri kastediyorum. Kendimize hareket özgürlüğü sağlayabilmek demek. Ben özellikle son yıllarda şunu fark ettim, sadeliğini kaybeden her şey, her ortam, her düşünce, her eşya vs. günün sonunda bize ilave stresler olarak dönüş yapıyor. İçinde bulunduğumuz yaşam şartları itibariyle, içinde bulunduğumuz ortamlar nedeniyle ya da içinde bulunduğumuz gündemler itibariyle her anımızda abartılı bir stres hakimiyeti zaten var. Ve etrafımızda dağınıklık düzeyi arttıkça, sadeliğimizi yitirdikçe buna paralel olarak bu stres daha da artıyor. Bu nedenle dağınık bir ortamda insanın acemileşmesi, içinden bir şey yapmak gelmemesi durumlarını sık görüyoruz. Sık yaşıyoruz.

Ne işe yarar? Bize ne faydası var?

Neyse. Sadelik bize ne katar, faydaları neler? Birkaç madde sıralamak gerekirse, hemen son cümlemden bir madde çıkartarak başlayalım:

1) Minimalist, sade bir yaşam stresinizi azaltır.

2) Kendinizi daha özgür kılarsınız.

3) Karmaşıklıktan kurtulur, zihninizdeki kaostan arınırsınız.

4) Hayatımızın her anında hem maddi hem düşünsel olarak söylüyorum az ama öz felsefesi hakimiyet kazanmış olur.

5) Sadece ihtiyacınız kadar alırsınız, gereksiz bir şey almazsınız ve böylece daha az para harcarsınız.

6) Kapitalizmin bizi bağımlı kıldığı, bizi inandırdığı para harcadıkça, satın aldıkça mutlu olacağımız inancından kurtuluruz.

Bu liste daha da uzatılabilir tabi ki…

Nasıl olunur?

Aslında okuduklarım ve araştırdıklarım neticesinde şöyle özetleyebilirim nasıl olunurun cevabını. Şu an sahip olduğunuz tüm fazlalıkları belirleyin, onlardan kurtulun ve sadece ihtiyaç duyduklarınızı satın almayı alışkanlık haline getirin ki bunun için bir alışveriş listeniz olmadan evden dışarıya adım atmamalısınız.
Ben küçükken annemle alışverişe çıkacağımız zaman ne alacağımızı sorardım. Örneğin domates salatalık alacağız. Benim için o domates ve salatalık alındığı zaman o alışveriş biterdi. Çünkü ihtiyaç oydu. Domates ve salatalık alındıktan sonra biz hala reyonlara bakınmaya, bunu da mı alsak diye düşünmeye devam ediyorsak geri dönene kadar surat asar, trip atar, annemle kavga ederdim. Annem bu huyumun ne kadar kötü olduğunda şikayet ederdi. Ama devir değişti. Anne duy bunları…
Hiç giymediğiniz, muhtemelen hiç giymeyeceğiniz kıyafetlerinizden, hiç kullanmadığınız eşyalarınızdan kurtulun.

Bu nasıl olunur konusunda iyi bir rehber olarak SADE kitabını önerebilirim. Ben bu kitaptan hareketle işe gardroptan başladım ve önümüzdeki süreçte de diğer adımları da uygulayarak yaşam alanımı sadeleştirerek kendime daha geniş, daha ferah, özgür alanlar yaratmaya ve hali hazırda bir şekilde içinde bulunduğumuz stresi azaltmaya çalışacağım ve bu süreçleri de muhtemelen videolar aracılığıyla paylaşıyor olacağım.

Bu konuda kendi izleyeceğim yol hakkında biraz daha bahsedeceğim ama önce bu konuda bilgi edinebileceğiniz kaynaklardan da bahsedeyim. Elbette internette aradığınızda çok daha fazla kaynak olduğunu göreceksiniz. Ben sadece kendi okuyup, dinleyip, izlediklerimi paylaşıyorum.

İlk olarak az önce söylediğim gibi SADE kitabı iyi bir yol gösterici kaynak olabilir.

İkinci güzel kaynak Azla Mutlu Olmak isimli bu kitap. Ben E-Book olarak satın aldım. Bu kitap SADE den farklı olarak biraz daha geniş kapsamlı. Bu felsefeyi, bu yaşam tarzını da detaylı olarak ele alıyor. Ama yine SADE de olduğu gibi adım adım, oda oda nasıl sadeleşeceğiniz konusunda size yol gösterecek.

Minimalizm: Önemli Şeylere Dair Bir Belgesel adı üzerinde bir belgesel. Minimalizmi fark etmiş ve bir şekilde hayatlarına uygulamayı başarmış kişilerin hikayelerini anlattıkları röportajlarla ortaya çıkmış bir belgesel bu.

Bir de kaynak olarak youtube de minimalist olmak yolunda adım atmış insanların hikayelerini anlattığı videolar var. Onları da izleyebilirsiniz. Özellikle yabancı youtuberlar arasında çok kaliteli içerikler var.

Şimdi Sadeleşmek en özet haliyle bu. Ve ben bu yola girdim. Bu süreci videolar ve instagramda fotoğraflarla ile paylaşarak ilerleyeceğim. Kolay bir şey değil. Uzun vadede bir irade meselesi ve umarım bunu becerebilirim.

Şimdilik bu kadar olsun.


Martin Eden - Jack London | Bu Kitap Okunur



Umulanın aksine, uğruna çaba sarf edilen, mücadele edilen hedef bir yanılsama çıkabilir. Bir boşluktur. Bir balondur; patlamıştır…

Martin’in hikayesinin özeti bu işte. Olduğunu sandığı ve ona ulaşmak için mücadele verdiği, uğruna uykuyu dahi zaman kaybı görecek şekilde her an çalışıp didinerek koşturduğu hedefi bir boşluktu. Sonuç hayal kırıklığı…

Martin Eden bir gemi işçisidir. Yabanidir. Şimdilerde filmlerde bir klişe unsuru olarak görülen sınıf ayrımları, zengin kız fakir oğlan durumlarının en çarpıcı şekilde yaşandığı bir dönemde yaşamaktadır ve burjuva sınıfına ayak uyduramayacak kadar uzaktır o ortamdan. Acemidir. Nasıl davranacağını bilmez. Fakat bunun yanı sıra sorgulayan biridir o. Sürekli düşünen biridir… Topluma sunulan kalıplaşmış düşünceleri olduğu gibi kabul etmeyen, karşı duran biridir. Menfaat gözetmeden düşündüklerini cesurca söyleyebilir.

Ve Martin, Ruth’u görür… Zengin ve güzel bir melektir Ruth onun için. Ruth’un yaşadığı hayat, Martin’in yaşama biçiminden oldukça üst seviyededir. Her şeyin paraya, üne, gösterişe endeksli olduğu bir sınıfa aittir Ruth… Elbiseleri gibi, görüşleri de hazır alınmış olan bir sınıftı Martin’e göre ve o bir anda kendini o insanların arasında bir melek gibi parlayan Ruth’a kapılmış, ona aşık olmuş olarak buldu.

Onun ne düşündüğünün sevilebilirliği ile hiçbir ilgisi yok diyordu ama yine de kendini onu sevmeye layık kılabilmek, onun tarafından kabul edilebilmek için Ruth’un kabul edeceği gibi biri olmak için mücadele edecekti. Zaten romanın konusu biraz da buydu.

Martin Eden, okumaya başlar. Kütüphaneden çıkmamaya, sürekli araştırmaya, öğrenmeye başlar. Ruth tarafından kabul edilebilir olmak için ait olduğu işçi sınıfından burjuva sınıfına yükselmesi gerekiyordur. Gece gündüz demeden okur, çalışır. Öyle ki uyku onun için zaman kaybından başka bir şey değildir artık. Geceleri de sabahlara kadar okur ve yazar. Gün geçtikçe bambaşka biri olur Martin Eden. Duruşu, konuşması, düşünceleri gelişmektedir. Aynı zamanda yazar yönüyle de her geçen gün daha iyi şeyler ortaya koymaktadır. Fakat yazdığı ve çeşitli mecralara gönderdiği metinleri hep red edilecektir. Fakat azimlidir. Hırslıdır. Bir yandan kendini ileriye taşımak, entelektüel bir çevreye dahil olmak için yeni arayışlara, yeni çabalara girerken diğer yandan sudan çıkmış balık gibi Ruth’a ulaşmak için, içine daldığı bu yeni sınıfın yapaylığını ve samimiyetsizliğine bir türlü alışamıyordu. Karşılaşmış olduğu bu avukatlar, subaylar, işadamları ve banka veznedarları ile tanımış olduğu işçi sınıfları arasındaki farkın; yedikleri yiyeceklerin, giydikleri elbiselerin, yaşadıkları semtlerin farkından başka bir şey olmadığını biliyordu Martin Eden. Bir süre sonra o eski yabani Martin gidip yerine Ruth’un sınıfı tarafından kabul edilecek kadar modern, centilmen bir Martin gelse de; bu Martin’i mutlu etmeyecektir.

Martin her geçen gün hedefine doğru ilerlerken, her geçen gün hedef diye önüne koyduklarına ulaştıkça hayal kırıklıklarıyla tanışmaya da başlayacaktır…

Martin Eden, bir mücadele öyküsü. Kesinlikle okunması gereken bir roman… Her insanın kendinden bir şeyler bulabileceği, etkileneceği; özellikle yazan, yazma hevesi olan insanları daha da fazla etkileyebilecek bir roman.

Kelimenin en net anlamıyla bu kitap okunur.
no image
                                          
Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
no image

Grand Hyatt İstanbul, bu yıl da hem noel hem yılbaşı için hazırladığı birbirinden güzel menülerle misafirlerini bekliyor.  Gas Brothers ve Utku Yurttaş yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müzikleri çalacaklar. Gece, Gas Brothers’ın perküsyon show’unun da yer aldığı performans ve after party ile devam edecek.
Noel Menüsü, Grand Hyatt İstanbul’da
Grand Hyatt’ın içinde bulunan 34 Restoran, içinde leziz hindinin de olduğu Noel Yemeği özel menüsü ile 24 Aralık Pazar günü aile kutlamaları ya da arkadaş buluşmaları için ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 24 Aralık akşam başlayan ziyafet 25 Aralık Pazartesi günü öğlen ve akşam da devam ediyor.  Kişi başı 218 TL olan menü için önceden rezervasyon gerekiyor.

Yılbaşı gala yemeği ve eğlencesi
Yeni yıla sevdikleriyle beraber güzel bir başlangıç yapmak isteyenleri 34 Restoran’ın deneyimli şeflerinin elinden çıkan geleneksel Türk ve Akdeniz mutfağının lezzetlerinden oluşan açık büfe bekliyor.
Gas Brothers ve Utku Yurttaş’ın yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müziklerin çalacağı gece, Dining salonunda Gas Brothers’ın performans sergileyeceği, perküsyon show’unda dahil olduğu after party ile devam edecek. Sabahın ilk ışıklarına kadar devam edecek after party, yılbaşı ücretine dahil.
34 Restoran’da, 31 Aralık Pazar günü saat 20:00’de başlayan ve gece yarısı 02:00’ye kadar sürecek olan yılbaşı gala yemeğinin kişi başı fiyatı limitsiz yerli alkol içecekler 518 TL, limitsiz yerli & yabancı içecekler dahil fiyatı ise 618 TL. Minik misafirler için de kişi başı fiyat 318 TL.


Keyifli geçen yılbaşı gecesinin ardından 1 Ocak Pazartesi günü saat 12.00-16:00 arasında 34 Restoran’daki brunch’ta arkadaşlarınızla, ailenizle, sevdiklerinizle yeni yılın ilk gününü kişi başı fiyatı 218 TL olan brunch ile keyifli bir şekilde geçirebilirsiniz. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Başlangıç - Dan Brown | Bu Kitap Okunur


Sembollere hükmeden, çözülmedik şifre bırakmayan, okurunun gönlünde taht kuran bir profesörün hikayesi…

Bu hafta Bu Kitap Okunur dediğimiz kitap: Başlangıç…

Bir Robert Langdon macerasına yeniden konuk olabilmek hiç şüphesiz muazzam bir deneyimdi. Aslında bu macera Edmond’ın macerası sayılır. Fütürist bir dahi, bilim adamı olan ve aynı zamanda kahramanımız Robert Langdon’ın eski bir öğrencisi ve arkadaşı olan Edmond.

Edmond’un son bilimsel keşfi hikayenin çıkış noktası olmakla beraber Edmond’ın da sonunu getiriyor. Kahramanımız genel olarak bilim ve dinin karşıt kutuplarda olduğu bir konu olan yaratılış meselesiyle ilgili olarak ispatladığı bir teoriyi tüm dünyaya duyurmak için büyük çaplı bir sunum düzenler. Aynı zamanda online olarak canlı yayınlanacak bu sunumun izleyici sayısı milyonlara ulaşır. Edmond’ın iddiasına göre bu keşif tüm dinleri ortadan kaldıracak kadar çarpıcı bir keşiftir. Sunum başlar. Tüm dünya büyük bir dikkatle keşfin açıklanmasını beklerken, Edmond sunum esnasında gerçekleşen bir suikast girişimi neticesinde öldürülür. Öldürülür ki esas kahramanımız olan Robert Langdon’a da ekmek çıksın. Konuya dahil olsun.

Edmond açıklayamadığı bu keşfe ulaşmadan önce iki soruyla yola çıkmıştı: Nereden geldik?, Nereye gidiyoruz? Zaten keşfi neticesinde bu sorulara cevap bulduğunu iddia ediyordu.

Fakat Edmond öldükten sonra bu iki soruya başka sorular da dahil olarak hikayenin ilerleyişi sağlanıyor. Bu bilim adamını kim öldürdü? Kilise bu işin içinde mi? Bu büyük buluş gerçekten dinleri ortadan kaldıracak kadar çarpıcı mı? Gerçekten nereden geldiğimiz ya da nereye gittiğimiz soruları cevaplanmış olabilir mi?

Ortaya çıkan bu yeni soruları çözmek üzere Simge Bilim Profesörü, baş kahramanımız Robert Langdon gerçeği ortaya çıkartmak ve arkadaşının emeklerinin boşa gitmemesi, uğruna hayatını yitirdiği bu keşfi dünyaya duyurmak için çabalamaya başlar.

Genel olarak Dan Brown’ın kaleminden çıkmış bir kitabı beğenmeyeceğimizi sanmıyorum. Elbette beğendik fakat eleştireceğimiz yanlarda yok değildi.

Örneğin, Robert Langdon maceralarının en önemli özelliği semboller, şifreler, o çözülmek için çaba harcanan bulmacalardır. Bu kitapta bu öğeler biraz daha az yer alıyor bize göre ve bu da işin albenisini kaçırıyor. Evet, ulaşılmaya çalışılan bir şifre var. Ve bu şifrenin aranması ve bulunması kısmı güzelce ve hatta biraz da uzatılarak işlenmiş ama hepsi bu. Yani Da Vinci Şifresi ya da Melekler ve Şeytanlar da olduğu gibi sembollerden sembollere, şifrelerden şifrelere koşan bir Robert Langdon göremedik biz. Bu yüzden bu kitabın baş kahramanı Robert Langdon yerine tıpkı Dijital Kale ve İhanet Noktası kitaplarında olduğu gibi yeni karakterler de olabilirmiş diye düşünmeden edemedik.

Ayrıca kitabın sonunda İspanya Kralı hakkındaki iddia, genel olarak hikayeyle çok alakalı olmayan, gidişatla alakalı olmayan bir detaydı ve bizce gereksizdi. Kitap boyunca ölüm döşeğinde yatan bir Kralın, ansızın ayaklanması ve bizce oldukça gereksiz, kitaptan bağımsız bir sırrını açıklaması ve sonra ölmesi, sırf bu detayı araya sıkıştırmak için zoraki olarak yazılmış hissi uyandırdı. Gereksiz bulduk.

Ama ne kadar birkaç nokta için küçük eleştiriler bıraksak da, klasik bir Dan Brown romanı sonuçta. Beğenmemek elde değil. Oldukça sürükleyici, güzel bir kurgu var. Ve her zaman olduğu gibi yine bir şekilde ters köşe yapıyor okurunu.

Ayrıca Dan Brown genel olarak romanlarında bir kurumu hedef alır. Kilise, İllimünati, Masonlar, Nasa gibi… Bu kitabındaysa tek bir kurumu değil tüm din kurumlarını hedef alıyor. Söz konusu bu buluşun tüm dinleri ortadan kaldıracağını iddia ediyor. Direkt olarak Tanrı var mı? Yok mu? sorusuna dokunarak çok bıçak sırtında bir hikaye kaleme alıyor. Bu anlamda şimdiye kadar yazdığı en cesur kitap bu olabilir. Neticede bir kurgu bu ve biz genel olarak bu kurguyu beğendik.

O yüzden bu kitap okunur diyor ve tavsiye ediyoruz.
Sigortalanmak Lazım
Sigorta yaptırmak, temel ihtiyaçlarımız arasına girdi girecek. O derece önem kazandı. Hal böyle olunca sigorta yaptıracağınız sigorta acentesini de iyi araştırmak, doğru bir seçim yapmak gerekiyor.

Bir tane buldum. Araştırdım. Araştırmışken buraya da not düşeyim istedim.

Generali. Sigorta şirketleri arasında gözüme çarpan güvenilir bir acenteye benziyor. Hem çok farklı ihtiyaçlara yönelik daha doğrusu her ihtiyaca yönelik paketler sunuyor. Hemde bunu çok kısa sürede yapacağını vaat ediyor. 1 dakikada teklif, 3 dakikada poliçe hazır demişler. Bu önemli.

Sunduğu hizmetlere bir göz atacak olursak, kurumsal olarak sunduğu sigorta ürünleri arasında hırsızlık sigortaları, nakliyat sigortaları, havacılık sigortaları, işyeri sigortaları ve dahasıyla hizmet veriyor. Fakat benim ilgilendiğim kısım bireysel sigorta ürünleri.

Araç sigortaları ya da konut sigortalarının yanı sıra kişisel sigorta ürünleri de yer almakta.

Seyahatteyken yanınızda taşıdığınız eşyaların aşına bir şey gelebilmesi ihtimaline karşılık sunulan Bagaj Sigortaları bunlardan biri. Ya da başınıza bir şey gelmesi, bir kaza sonucu yaşamanızı yitirmeniz ya da sakat kalmanız gibi durumlar için Benim Sigortam Sigortası ve Ferdi Kaza Paket Sgortası gibi. Bagaj sigortasından bahsetmişken tabi ki seyahat sigortalarını da unutmamak lazım.

Hem bu kadar kapsamlı hem de bu kadar hızlı işlem yapmayı vaat eden Generali'ye bir göz atmakta fayda var diye düşünüyorum.

Digitalzone '17


Uzun bir süredir benim için SEO deyince akla ZEO gelir oldu. Dijital pazarlama ve seo konularında hizmet veren ZEO, bu dijital dokunuşlarıyla kendilerini tercih edenlere fazlasıyla fayda sağlıyorlar. Fakat bununla da yetinmeyip birde oldukça geniş çaplı bir konferans düzenleyerek yine dijital pazarlamayla ilgilenenlere keyifli ve verimli bir etkinlik sunuyorlar.

Birçok mecrada adından söz ettiren Digitalzone, aslında bu yıl dördüncüsü düzenlenecek olan bir etkinlik.

2013 yılında Seozone adıyla ilk konferanslarını düzenleyerek dünya çapında, alanında uzman onlarca konuşmacıyla davetlilerini buluşturmuşlardı. Bu yıl Digitalzone adıyla çok daha geniş kapsamlı ve yine birçok uzman konuşmacıyla gerçekleştirecekleri konferans 20-21 Ekim 2017 tarihlerinde olacak.

Bu muazzam etkinlikle ilgilenenler için detaylar şu adreste: https://zeo.org/digitalzone/

İki gün sürecek olan etkinliğin katılım biletleri 157 € fakat isteyenler sadece birinci gün ya da sadece ikinci gün içinde katılım gösterebiliyorlar. Birinci gün için bilet fiyatı 117 € iken ikinci gün için 67 €.

20 Ekim 2017'de saat 09:00 Yiğit Konur'un yapacağı açılış konuşmasıyla başlayacak olan etkinlik, birbirinden değerli konuşmacıların, önemli konu başlıklarıyla devam edecek. Tüm konuşmacılar ve tüm konu başlıkları için etkinliğin web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Seo ya da genel olarak dijital pazarlamayla ilgiliyseniz böyle bir etkinliği kaçırmamalısınız.
Aynadaki Aptal Suret - 1 [Video]
Sen!

Sen çok tuhaf bir adamsın. İnsanlar hep mutlu olsun istiyorsun. İnsanların mutluluğu mutlu ediyor seni en çok. Onların mutluluğu için koşturuyor, yüzlerindeki tebessümün bir parçası olmak için didinip duruyorsun. Hayatı insanlar için kolaylaştırmak sana verilen bir görevmiş gibi, sanki varoluşunun sebebi buymuş gibi çırpınıyorsun.

Peki değiyor mu gerçekten? Bunca çaba, tolerans, sabır, fedakarlık, mücadele... Kıymet biliyorlar mı? İnsanın en nankör yaratık olduğunu anlayamadın sen hâlâ. Ne yaparsan yap, yapmadıklarınla yargılanacağını öğrenemedin bir türlü. Herkesi birer masumiyet abidesi gibi görüyorsun. Anlamıyorsun; masumiyet bir efsaneden ibaret. Sen de masum değilsin, onlar da... Ama sen... Çok safsın.

Bir düşün bakalım! Sana kendini en çok kötü hissettirenler senin en çok önemsediklerin değil mi? Seni, şiddeti abartılmış hayal kırıklıklarıyla tanıştıranlar; senin en çok tanıdım deyip, güvendiklerin değil mi? Bir bak şöyle olanlara... Kanatlarını kıranlar, yüreğine aparkat sallayanlar, sırtından bıçaklayanlar, canını yakanlar, üzenler, kıranlar; hep kırmaktan korktuğun insanlar değil mi?

Sen hepsi için ulaşılmış hayaller, mutlu bir gelecek, başarı ve hep iyi şeyler dileyip onları yüceltirken; onlar seni sadece bir adım daha yükselmek için kullandıkları bir obje gibi görüyorlar. Senin üzerinden prim yapıyorlar. Sırf onlar mutlu diye buna bile sabrediyorsun. Bu yüzden aptalsın!

Böyle devam etmek istiyorsan; et. Onların egolarını tatmin et. Onların bencil takıntılarına, kendini beğenmiş bakış açılarına göz yum. Yükselt onları, daha çok dibe batmak pahasına...

Ama bir gün, aynaya baktığında gördüğün suret seni şaşırtmasın. Yüzünü ellerinin ardına saklayıp, o yabancı suretle göz göze gelmekten kaçma. Gözbebeklerine bak hatta, tanı onu, iyi tanı...

Çünkü böyle devam edersen, gördüğün o aptal suret sen olacaksın.




Türk Gençliğine Bıraktığım Emanet

Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı nutkum nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikayesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlatlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi bahtiyar sayacağım.

Efendiler, bu nutkumla milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklalini nasıl kazandığını
ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri
ve bu aziz vatının her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen Türk istiklalini Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici düşmanların olacaktır.

Bir gün istiklal ve cumhuriyetini müdafaa mecburiyetine düşersen vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkan ve şerait çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kast edecek düşmanlar bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş bütün tersanelerine girilmiş bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dahilinde
iktidara sahip olanlar Gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk İstikbalinin evladı!
İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Hem Serinleyin, Hem de Enerji Tasarrufu Yapın
Eğer bu sıcak havalarda vantilatör ile serinlemeye çalışıyorsanız baştan söyleyeyim: Boşuna uğraşıyorsunuz. Sıcak havayı bir noktadan diğerine taşımak, serinlemenizi sağlamıyor ve vantilatörler de tam olarak bu şekilde çalışıyor. Gelin gerçekçi olalım: Hava sıcaklığının zaman zaman 40 dereceyi aştığı bu aylarda, serinlemek için klima dışında bir seçeneğiniz yok. Ancak klima satın almak o kadar kolay bir iş değil: Hem enerji tasarruflu, hem uzun ömürlü ve hem de yaygın bir servis ağına sahip olmalı. Servis ağı özellikle önemli, yoksa hem montaj, hem de bakım için epey bir beklemek zorunda kalıyorsunuz! Piyasadaki klima modellerine bakın: Tüm bu özelliklere sahip olanların sayısının çok az olduğunu, onların da fiyatlarının neredeyse bir servet düzeyine yaklaştığını göreceksiniz. Neyse ki Uğur Soğutma’ya ait UIS 18 klima modeli, her bakımdan mükemmel bir seçenek olmayı başarıyor.
UIS 18’in bu denli iyi bir seçenek olmasının ilk nedeni, enerji tasarrufu. Hem A++ enerji sınıfına giren ve hem de inverter teknolojisini kullanan klima modellerinin sayısı oldukça azdır. UIS 18 ise, bu teknolojileri bütçeyi zorlamayacak fiyatlar ile sunuyor. Inverter teknolojisi sadece enerji tasarrufu değil, kullanım ömrünü de uzatıyor. Zira klima kompresörü, bu sayede yalnızca gerektiği zaman çalışıyor. Yenilikçi teknolojilerin kullanılması sayesinde, UIS 18 bekleme modundayken yalnızca 1W elektrik harcıyor. Bu inanılmaz bir oran, zira neredeyse %80 oranında bir enerji tasarrufu yaptığınız anlamına geliyor.
Yenilikçi teknolojiler sadece inverter sistemi ile sınırlı değil: Akıllı soğuk hava üfleme özelliği, ortam sıcaklığını yavaş ve doğal bir şekilde istenen dereceye getiriyor. Follow Me özelliği, kumandanın bulunduğu bölgeye göre ısıtma ve soğutma yapabilmesin sağlıyor. İyonizer ve bio-filtre özellikleri sayesinde de, sadece serin değil, temiz bir havaya sahip olabiliyorsunuz. Elektrik kesintilerini de dert etmeyin: UIS 18, enerji geldiğinde otomatik yeniden başlama özelliği sayesinde size iş düşmeden her şeyi otomatik olarak hallediyor. Farklı BTU seçenekleri mevcut olduğu için, size en uygun olan modeli Uğur Soğutma yetkili servisleri aracılığı ile tespit etmenizi tavsiye ederim. Daha sonra, https://satis.ugur.com.tr adresinden uygun fiyatlar ve 12 taksit avantajıyla siparişinizi hemen verebilirsiniz.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Video Pazarlama İle İlgileniyorsanız Bir Bakın
Video marketing ya da bir başka deyişle video pazarlama... Günümüz şartları itibariyle hepimizin bir şekilde aşina olduğu kavramlar bunlar. Çünkü artık birçok insan bir şekilde bu işin içinde. Video içerikler üreterek ya da üretilen bu videoları izleyerek ve yaptığı paylaşımlarla daha fazla yaygınlaşmasını sağlayarak.

Bu yazı özellikle video içerik üreticilerini, işin video pazarlama kısmıyla alakalı olanları ilgilendirecek. Bu alanda çalışmalar yapanlar için bulunmaz nimet olacak cinsten bir web sitesinden bahsedeceğim.

Üretilen içeriklerle başarılı bir pazarlamanın sağlanabilmesi için yapılması gerekenler, dikkat edilmesi gereken noktalar, kaçınılması gereken hatalar, istatistikler ve daha birçok bilginin yer aldığı bir rehber: https://videomarketing.com.tr/ 

Ama önce değinilmesi gereken konu sanırım video pazarlamanın önemi olmalı. Videoyu ve videolu pazarlamayı ön plana çıkaran ne? Neden önemli? Aslına bakarsanız bu soruların cevabını aramak için uzaklara gitmeye, derinlemesine araştırmalar yapıp, istatistikler tutmaya da gerek yok. Sadece kendi davranışlarınıza dikkate almanız bile bir cevap olacaktır.



Kendinize sorun! Örneğin, bir elektronik ürün alacaksınız. Bir fotoğraf makinesi ya da bir bilgisayar, telefon, kamera... Artık günümüzde bir ön araştırma yapmadan alışveriş yapan pek kimse kalmadı bence. Herkes muhakkak arama motoruna girip bir fikir edinmeye çalışıyor. Peki sorun kendinize o halde; arama motorunda arattığınız konuyla alakalı çıkacak uzun uzadıya metinleri mi okumayı tercih ediyorsunuz? Yoksa bu konuda hazırlanmış videoları mı?

Şahsen ben video diyenlerdenim. Video görsel bir içerik olması sebebiyle tüketimi çok daha kolay ve zahmetsiz, keyifli... Bu nedenle sayfalar dolusu metin okuyarak fikir sahibi olmak yerine, o konuda hazırlanmış bir videoyu izlemek çok daha makul bir tercih olarak geliyor bana.

Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. Tanıtımını yapmak istediğiniz bir ürünün tanıtımı için bir metin hazırladığınızda ulaşmayı başardığınız tüketicilerin o metni okuma ihtimali oldukça düşük. Fakat ulaşmayı başardığınız o kitleye videolu bir tanıtım sunarsanız, o tanıtımın izlenmesi ihtimali daha yüksek. Bu nedenle video marketing önemli!

Aynı zamanda videolu bir tanıtımın dijital ortamda yayılması ve daha fazla insana ulaşması da metinsel bir tanıtıma göre çok daha yüksek bir ihtimal. Neticede insanlar kendileri okumadığı bir metni paylaşmazlar fakat izledikleri bir videoyu paylaşabilirler. Daha fazla insana ulaşabilme penceresinden baktığımızda da video marketing bir adım öne çıkıyor bu yüzden.

Özetle, video pazarlama önemli bir kavram. İşte bu noktada, üretilen videoların daha kaliteli hale getirilmesi ve pazarlama eyleminin maksimum verimle gerçekleştirilebilmesi açısından önem teşkil eden, rehber niteliğindeki bu blogda bu yüzden oldukça yararlı bir platform halini alıyor.



Bunlarla da sınırlı kalmayan video hazırlarken işe yarayacak birçok pratik bilgiyi ve ipucunu da bünyesinde barındırmakta olan güzide bir rehber bu. Örneğin; en çok video seyretme gününü ve zamanını biliyor olsanız ve bu zamanlarda videolarınızı paylaşsanız, izlenme oranlarınızı doğrudan ve olumlu yönde etkilemez miydi bu bilgi? Kesinlikle işe yarar ki benimde video paylaşırken dikkat etmeye çalıştığım kriterlerden biridir bu. Bu ve benzeri birçok ipucunu bu rehber blogda bulabiliyorsunuz.

Dijital platformlarda istatistikler önemlidir. Dijital ortamda kullanıcıların davranışları, eğilimleri hakkında bir öngörü edinebilirseniz, bu öngörülere hitap ederek daha fazla kişiye ulaşma ve daha fazla kişinin içeriğinizle etkileşime girmesi konularında başarı sağlayabilirsiniz. Neresinden bakarsanız bakın bu size pozitif değer olarak, kazanç olarak dönecektir.

Velhasıl sözü çok fazla uzatmadan, video pazarlama alanında bir şeyler yapıyorsanız ya da yapacaksanız, kendinize rehber olarak edineceğiniz bir platformdan bahsetmiş oldum. Bir bakın. Yorum bırakın sonrada...


KAÇIŞ (Vol. 2: Kitap)
Kaçış serisinin ikinci videosunda kaçış yolu olarak kitaplara dokunduk...

Bu hayatta herkesin bir korkusu var. Dört bir yanımızdan üzerimize huzursuzluğun hücum etmesine neden olan şeyler duyuyoruz. Korkuyoruz. Hepimiz biraz korkuyoruz. İşte bu korku girdabından sıyrılabilmek için hepimiz kendimize göre bir kaçış yolu geliştirdik. Bu mecburi bir olay. Bir kaçış yolunuz yoksa... Hayır, bu mümkün değil! Bir kaçış yolunuz olmak zorunda.
Bazıları için bu yol müziktir. İç seslerini susturabilmek için müziğe sığınırlar. Korku unsurları her ne olursa olsun. Kaçış yolları ortaktır. Müzik...

KAÇIŞ - Vol. 1: Müzik
Bu hayatta herkesin bir korkusu var. Dört bir yanımızdan üzerimize huzursuzluğun hücum etmesine neden olan şeyler duyuyoruz. Korkuyoruz. Hepimiz biraz korkuyoruz. İşte bu korku girdabından sıyrılabilmek için hepimiz kendimize göre bir kaçış yolu geliştirdik. Bu mecburi bir olay. Bir kaçış yolunuz yoksa... Hayır, bu mümkün değil! Bir kaçış yolunuz olmak zorunda.

Bazıları için bu yol müziktir. İç seslerini susturabilmek için müziğe sığınırlar. Korku unsurları her ne olursa olsun. Kaçış yolları ortaktır. Müzik...

[Hediye Kitap] Bir Kitap: İnsan İnsandan Beslenir - Voscreen


Bu bir kitap incelemesinden çok bir projeye övgü olacak aslında. Voscreen firması tarafından geçtiğimiz günlerde bana gönderilmişti bu kitap. Gerek bu fikre gerek projenin diğer detaylarına hayran kaldım. Çünkülerime geçmeden önce Voscreen den biraz bahsedelim. Bilenleriniz vardır aslında voscreen bir web sitesi, bir uygulama… Yerli yabancı birçok dizi ve film kesitleri kullanılarak eğlenceli bir şekilde İngilizcenizi geliştirmenizi amaçlayan bir uygulama. Kitaba geçmeden önce Voscreen’i halihazırda hiç duymamışsanız ona bir göz atın. Gerçekten keyiflidir…

Şimdi kitaptan bahsedecek olursak, olay şu:

Voscreen firma çalışanları iş tanımlarının bir gereği olarak her iş günü 30 dakika kitap okuyorlarmış. Şimdi kıskanılası durum bir: çalıştığınız yer size kitap okuyun diye mesai saatlerine dahil 30 dakika veriyor. Bu çok güzel bir uygulama. Örnek olması, yayılması dileğiyle diyelim.

Sonra Vocreen ekip üyeleri kendi seçtikleri ve okudukları bu kitaplardan her hafta en 4 alıntı yapıyorlarmış. Bu alıntılar bir havuzda toplanıyormuş ve sonuç, şu an elimdeki kitap oluyor. 2016 yılı boyunca havuzda biriktirilen bu alıntılar bir araya getirilerek bu elimizdeki kitap ortaya çıkmış. Okuyan insanların seçtikleri paragraflar, cümleler var bu kitapta. O yüzden muhakkak beğeneceğiniz birkaç satır okuyacaksınız. Hatta daha önce okuyup beğendiğiniz cümlelerle yeniden karşılaşabilirsiniz bu kitapta. Çok iyi düşünülmüş. Ayrıca önceki videolarımdan birinde bahsetmiştim. Eskiden okuduğumuz kitaplardan alıntıladığım yerleri yazdığım bir defter tutardım diye. Bu proje o zamanlar yapmaya çalıştığım fikrin kolektif bir çalışmayla kayda geçirilmiş ve kitaplaştırılmış hali gibi. Bu yüzden de bu projeyi ekstra sevdim.

Ama güzel yanlar henüz bitmedi. Voscreen ve Kerasus Kitap işbirliğiyle ortaya çıkarılan bu kitabın satışından elde edilecek tüm gelirler Türkiye İşitme Engelliler Derneğine bağışlanacakmış. Kitabın son sayfasına Türkiye İşitme Engelliler Derneği’nin proje hakkında bildirisine de yer verilmiş.

Tüm bu saydığım güzel şeyler bu projeyi muazzam bir çalışma haline getiriyor. Sizlerde bu kitabı alarak, okuyarak, paylaşarak bu projeye destek olabilirsiniz.

Bende aranızdan 3 kişiye İnsan İnsandan Beslenir 2016 kitabını hediye edeceğim. Katılım için yapmanız gereken tek şey açıklamaya linkini bırakacağım instagram hesabından bana mesaj atarak katılmak istediğinizi bildirmek. Son katılım tarihi 15.07.2017’ de saat 15:17. Kazanları 16 Temmuz Pazar günü instagramdan duyuracağım.


Yeni Bir Keşif: Biz Point
Günümüzde insanlara ulaşmak ve aynı zamanda insanların size ulaşabilmesi en kolay internet ile mümkün. Bunu biliyoruz öyle değil mi?

Bu internet ortamını aktif kullanarak işleri kolaylaştırmayı sağlayan girişimleri önemli buluyorum ve bu girişimleri takip etmeyi, hatta ihtiyaçlarım için bu tarz projelerden yararlanmayı seviyorum. BizPoint bu girişimlerden biri…

B2B modeliyle şekillenen bu platform ihtiyaç duyduğunuz herhangi bir iş için, o işi yapan profesyonel firmalara ulaşmanıza kolaylık sağlıyor. İhtiyaç duyduğunuz iş derken, aslında çok geniş bir kapsamdan bahsediyorum.



Diğer taraftan bakacak olursak, bir firmanız varsa bu platform üzerinde firmanıza ait bir profil oluşturarak sizin sağladığınız hizmetlere ulaşmak isteyecek daha fazla potansiyel müşteriye ulaşma fırsatı yakalayabiliyorsunuz. Elbette bir firma olarak deneme fırsatı bulamadım fakat yaptığım araştırmalara göre BizPoint web sitesi üzerinden yapabileceğiniz birçok şey var.

İlk olarak bir profil oluşturarak sisteme kaydolduğunuzu varsayalım. Sistem üzerinden artık daha fazla insan sizi fark ederken, müşterilerinizle anlık iletişim kurabileceksiniz. Ürün satışı yapıyorsanız ürünlerinizi, hizmetler sunuyorsanız hizmetlerinizi bu platform üzerinden potansiyel müşterilerinize sunabileceksiniz. Bu platform bir anlamda sizin vitrininiz olacak.

Üstelik sadece Türkiye sınırları içerisindeki değil yurt dışında da birçok müşteriye ulaşma şansınız olacak. Firmanızı ülke sınırları dışına taşıma fırsatı yakalıyorsunuz.

Sadece müşteri odaklı da düşünmemek lazım aslında. Firma olarak bir başka firmayla iş yapmanız gerekiyor illa ki… B2B modeli burada devreye giriyor ve firmalar arası iletişim ve iş ilişkisi kurulması da sistem sayesinde kolaylık kazanıyor.

BizPoint sayesinde bir firma interneti daha etkin kullanmış ve daha fazla görünür hale gelmiş olabilir bence. Gerek iş ilişkisi kurulacak firmalara gerek müşterilere ulaşmak daha kolay olacaktır bu şekilde.

Ama tabi ki beni en çok ilgilendiren kısım bireysel bir kullanıcı olduğum için yani bir müşteri olduğum için daha çok bireysel kullanım oluyor. Bu nedenle şunu da söylemek gerekir, sisteme bireysel olarak kaydolup ihtiyaç duyduğunuz konularda firmalara bireysel olarak da ulaşabiliyorsunuz. Hangi konuda desteğe ihtiyacınız varsa o işi yapacak profesyonel firmaları listeleyebilir ve aralarından seçiminiz yapabilirsiniz.

Denemekte yarar gördüğüm girişimlerden biri oldu bu. Bilin istedim. BizPoint'in dijital dönüşümüne bir göz atın sizde…
İngilizce Seviyenizi Biliyor musunuz?
İngilizce seviyenizi biliyor musunuz?

Baştan hatırlatmak zorundayım, 'ben anlıyorum ama konuşamıyorum yaa' genel kabul görmüş ingilizce seviyeleri arasından sayılmıyor. Kesin bilgi. Kendimden biliyorum...

Yine kendi tecrübelerimden dolayı bildiğimi saydığım bir şey daha var. İngilizce öğrenmeye çalışan her insanın ilk adımı genelde ilerleyen aşamalarda düşünülmesi ve atılması gereken fakat başlangıçta kesinlikle atılmaması gereken adımlar oluyor.

Misal, ingilizce öğrenmek istiyorsunuz ki bu sizin istiyor olmanızdan da bağımsız, günümüz şartları itibariyle zorunlu bir durum. Gerek sosyal yaşantınız gerek kariyeriniz açısından kesinlikle ingilizce ve hatta yanında başka diller de konuşabiliyor olmanız gerekiyor. Yabancı dil bir ihtiyaç, bu kabul görmüş bir gerçek. İşte, siz bu gerçeği kabullenip, öğrenmek ve kendinizi geliştirmek istiyorsunuz. Konuşmak istiyorsunuz. 'Anlıyorum ama konuşamıyorum yaa' ünlemini bir kenara bırakıp, arkadaş ortamlarında 'İngilizce mi? Biliyor muyum? Yes I do yani...' ünlemlerine geçiş yapabilmeniz gerekiyor. Bu noktada yaptığınız ilk şey genel olarak arama motorunu ziyaret edip, arama çubuğuna ingilizce nasıl öğrenilir cümlesini yazıyorsunuz. Şimdi bu yanlış değil tabi ki fakat oradan ulaşacağınız öneriler size uygun olacak mı? Siz nasıl bir yol izlemelisiniz? Hangi kaynaklara ya da hangi kursa başvurmalısınız?

İşte bu soruların cevabını verebilmek için ingilizce seviyenizi biliyor olmanız gerekiyor. Seviyenizi biliyor olmalısınız ki kendinize uygun çözümler üretebilesiniz. Peki ingilizce seviyenizi nasıl öğreneceksiniz?

Bu noktada Wall Street Engilsh devreye giriyor. WSE size ingilizce seviyenizi ücretsiz olarak belirlemenize yardımcı olacak bir deneme sınavı hazırlamış sizin için. Yapmanız gereken tek şey kaydınızı oluşturup, deneme sınavına başlamak ve wse ingilizce seviyeni test et hizmetinden yararlanmak. Bu kadar basit. İngilizce seviyenizi öğrendikten sonra nereden başlayacağınızı daha iyi bileceksiniz.

Peki Wall Street English'deki ingilizce seviyeleri nelermiş? Birde onlara göz atalım...

WSE'de 6 farklı seviye grubu var. Bunlar başlangıç seviyesinden ileri seviyelere doğru, Survival, Waystage, Upper Waystage, Thresold, Milestone ve Mastery olarak sıralanmakta.Ve her grup kendi içerisinde üç seviyeye ayrılmakta.

Ayrıca Waystage, Upper Waystage ve Thresold seviye grupları daha çok ingilicenin profesyonel hayatta kullanımına odaklanan üç adet PRO seviyesini de içeriyormuş. Aşağıdaki görsele bir göz atabilirsiniz.



Uzun lafın kısası, ingilizce öğrenin ama ingilizce öğrenmenin ilk adımının kendi seviyenizi tespit etmek olduğunu da bilin ve bunun için WSE'nin ücretsiz seviye tespit sınavından yararlanın.

Budur mesele...
Kork! Kimse Yok...


Eskiden derdim ki; insanın başına gelebilecek en kötü şey bir gün yapayalnız kalmasıdır. Öğrendim ki, hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey yapayalnız hissetmesine neden olan insanlarla yaşamasıdır.” demiş Goethe...

Ne kadar doğru değil mi? Çevrenizdeki kalabalığa bir göz atın. Gülümseyişlerin birer maskeden ibaret, samimiyetin sahte ve hislerin yapmacık olduğunu görmek için çaba harcamanıza gerek yok. Her şey net, çok...

Şöyle iki lafın belini kırabileceğiniz kaç kişi kaldı ki; can kulağıyla dinleyecek, gözlerinizin içine bakarak konuşacak? Arkadaşlık, dostluk, aşk... Güven kaldı mı bir parça da olsa etrafta? Koşulsuz teslimiyet sağlayabilecek kadar güvenilir kim var? Sorsan, hepsinin dilinde aynı cümle: “Korkma ben varım!” Hep bir sahtelik kokusu, yapmacıklık tatsızlığı söz konusu. Bir maskeli balonun tam ortasındayız sözün özü.

Sonra ne oluyor? Kitaplar dostumuz oluyor. Ya da televizyon başından kalkmıyoruz. Ya da bir ayna gibi onları yansıtıyoruz biz de, onlar gibi oluyoruz. Tabiatın mutasyona uğramış bu sisteminin bir parçası gibi...

Tuhaf!
Yaşam o kadar kısa ve ölüm o kadar yakın ki oysa... Hal böyle olunca, istem dışı bir sitem dökülüyor dudaklarımdan: “Kork, kimse yok!”

Neyse…



Yeni Ekipman Denemesi - DJI Osmo Mobile & Xiaomi Yi - Maçka
Uzun süredir bir DSLR Fotoğraf Makinesi kullanıcısı olarak radikal bir kararla daha küçük, taşınabilir bir cihaz arayışına girmiştim bir süre önce. Esasen bir hayli uçuk bir karar oldu bu ve öngörülerime göre DSLR ya ihtiyaç ve özlemle karışık hisler duyacağım önümüzdeki süreçte... Ama şimdilik içinde bulunduğum durumda memnunum.

Kısaca özetlersek, Canon 600D ve 3 farklı lens, shotgun mikrofon, tripod gibi bir yığın ekipmanı tripod haricinde elden çıkarttım ve yerine bir Osmo Mobile ve bir Xiaomi Yi aksiyon kamerası aldım. Bir deneme çekimi de yaptım hatta... Şimdilik ayrı ayrı denemiş olsam da esasen Yi ile Osmo'yu birlikte kullanacağım. Şimdilik böyle...


Klima, Soğutma Uzmanından Alınır
Sıcak havalarda klima ile serinlemek gibisi yok, değil mi? Geçtiğimiz sene vantilatör ile bu işin olmadığını gördüm, bu sene hazırlıklıyım: 2017 yazına bir klima ile gireceğim. Alacağım modele karar vermek için sayısız inceleme okudum, sonu gelmeyen karşılaştırmalar yaptım. Siz de aynı zahmeti çekmeyin diye, araştırmamın sonucunu paylaşıyorum. Dikkat ettiyseniz “marka” değil, “model” dedim zira markaya zaten karar verdim: Uğur Soğutma. Klimanın soğutma uzmanından alınması gerektiğini düşünüyorum, soğutma uzmanı deyince akla ilk gelen isimde, Uğur Soğutma oluyor.

Klima satın alırken ilk dikkat etmeniz gereken şey, enerji tasarrufu. Hemen her klima, A++ enerji sınıfına ait olduğunu iddia ediyor. Aynı şekilde, çoğu klimada “inverter” özelliğini görmeniz mümkün oluyor. Ancak her nedense, bu iki özellik genellikle bir arada yer almıyor! Gerçekten de, hem A++ enerji sınıfına ait ve hem de inverter teknolojisini kullanan klima modelleri bir hayli ender. Uğur Soğutma’nın UIS 18 klima modeli, bu nedenle takdiri hak ediyor. Her iki teknolojiyi de birlikte kullanan UIS 18, maksimum seviyede enerji tasarrufu gerçekleştiriyor ve elektrik faturasından endişe etmeden istediğiniz kadar kullanma imkânı sunuyor.

UIS 18’in tek avantajı bu değil elbette. Bekleme modundayken sadece 1W elektrik tüketiyor. Bu da %80’e varan bir enerji tasarrufu yapmasını sağlıyor. Klimanın akıllı soğuk hava üflememe özelliği var, yani açar açmaz soğuk hava üflemeye başlamıyor. Ortam sıcaklığını, yavaş ve doğal bir şekilde istenilen dereceye getiriyor. Ancak bunun çok uzun sürdüğünü de düşünmeyin:  Turbo modu sayesinde, çok kısa bir süre içinde serinlemeniz mümkün oluyor. Otomatik sorun tespit ve koruma sistemleri sayesinde de klimayı güvenle kullanabiliyor, yetkili servisle mümkün olduğunca az muhatap oluyorsunuz!
Ben 19.000 BTU olan modelini sipariş etmeye karar verdim, ancak daha düşük BTU’lu modelleri de bulunuyor. En doğrusu bir keşif yaptırmanız ve size en uygun modeli tespit ettirmeniz olacaktır. Daha sonra, https://satis.ugur.com.tr/ adresinden 12 taksitle bu mükemmel klimayı satın alabilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Erkek Aksesuarının En Göz Alıcı Seçeneği Güneş Gözlükleri

Erkekler için konu aksesuar olduğunda ne yazık ki kadınlara oranla çok fazla seçenek olmuyor. Erkek için görünüşünü tamamlayan en önemli aksesuarı hiç kuşkusuz ki güneş gözlüğü. Yaz kış demeden özellikle de araba kullanan erkeklerin mutlak suretle tercih ettiği güneş gözlükleri her model ve markada hemen hemen mevcut. Ama burada dikkati çeken en önemli nokta alacağınız güneş gözlüğünün sadece modeli ve markası değil aynı zamanda hangi güvence ile aldığınız ve yüzünüze ne kadar uyumlu olduğu olmasıdır. Aynalı cam, degrade, polarize ya da tek renk gibi birçok seçeneğe sahip olan güneş gözlüklerinden beklentinizin ne olduğuna karar vermeniz oldukça zor olacak gibi görünüyor.

Mevsimsiz aksesuarlardan olan güneş gözlükleri sadece görüntü değil sağlık açısından da olmazsa olmazlardan. Vücudumuzdaki en önemli noktalardan olan gözlerimizin sağlığını korumak, dünyaya çok daha net bakabilmek adına sağlıklı aksesuar seçimine önem vermeliyiz. Bu sebepten ötürü seçeceğiniz güneş gözlüğünün UV ışınlarına karşı %100 koruma sağlıyor olması oldukça önemli. Eski zamanlarda çok fazla modele sahip olmayan erkek güneş gözlükleri artık farklı birçok modelden oluşuyor.

Kendinizi ve yüzünü iyi tanıyor, neye ihtiyaç duyduğunuzu biliyorsanız yapmanız gereken tek şey https://www.atasunoptik.com.tr/erkek-gunes-gozlugu-modelleri arasından ihtiyacınız olanını seçmek olacaktır. Evinizin rahatlığında Atasun güvencesi ile alacağınız güneş gözlüğünüz 2 gün içerisinde elinize ulaşmış olacak. Üstelik istediğiniz aman da Atasun kalitesi ile gözlüğünüzü temizletip bakımını yaptırabilirsiniz. Güneş henüz gözlerinizi yormadan https://www.atasunoptik.com.tr/erkek-gunes-gozlugu-modelleri sayfasını inceleyerek hiçbir yerde bulamayacağınız Atasun fiyatları ile dilediğiniz marka gözlüğe sahip olabilirsiniz.

Sadece günlük kullanımda değil, yaklaşan plaj sezonunda da bakışları üzerine çekmek için havalı ve tarzınızı yansıtan erkek güneş gözlüğü modellerini incelemek için https://www.atasunoptik.com.tr/erkek-gunes-gozlugu-modelleri ziyaret etmeyi unutmayın. Aynı kaliteye çok daha uygun fiyatlarla sahip olmak isteyenlerin tercih ettiği Atasun, hem tarzınızı hem de gözlerini koruyacak. Aldığınız ürünü uzun yıllar kullanabilmek gibi bir amacınız varsa Atasun markası sizin için kesinlikle biçilmiş kaftan. Hemen bir Atasun Optik sitesini ziyaret ederek ihtiyacınız olan ürünleri hem kendiniz hem de sevdikleriniz için sipariş vermeye başlayabilirsiniz. 
İşi Düşenlere Bir Haberim Var
Teknolojiyi pozitif yönde kullandığımızda oldukça verimli sonuçlar ortaya çıkıyor. Daha doğrusu internetin pozitif kullanımından bahsediyorum. Üstelik bu örnekler epey fazla... Ama bugün bahsedeceğim örnekte bir tüm ihtiyaçlarınızı kısa yoldan çözüme ulaştırmayı hedefleyen bir web sitesi var.

Şöyle ki, herhangi bir konuda yapılması gereken bir işiniz var diyelim. Örneğin evinizi boyatmak istiyorsunuz ya da artık yaptığınız işlere bir resmiyet kazandırmak istediniz ve kurumsal kimlik çalışmalarınızı yaptırmak için bir grafiker bulmak istiyorsunuz. Belki de evinizin yeni dekorasyonu için bir ustaya ihtiyacınız vardır, kim bilir? İşte bu noktada imdadımıza bir web sitesi yetişiyor:


Tek tıkla siteye giriyorsunuz ve ihtiyacınız her neyse, bu ihtiyacınızı gidermeniz için teklif alıyorsunuz. Eskiden böyle bir durum olduğunda eşe dosta sorardınız 'falanca işi yapabilecek bir tanıdığın var mı?' diye... Öyle bir tanıdık varsa ne ala... Fakat yoksa... İşte bu büyük sıkıntı oluyordu. Bu nedenle ben bu tür girişimleri birer nimet olarak görüyorum. Artık eşe dosta sormaya gerek kalmıyor. Birkaç tıkla, birkaç dakikada işinizi yapabilecek yetkili kişilerle iletişim kuruyor, teklif alıyor, anlaşıyor ve sıkıntınızı gideriyorsunuz. Bilin yani... Yazın bir kenara, işe yarar bu bilgi...


Mesela sen sevgili okuyucum, bir fotoğrafçıya mı ihtiyacın var? Ya da öğrenmek istediğin enstruman için özel ders verecek bir eğitmen mi arıyorsun? Hemen tarayıcını çalıştır. Adres çubuğuna işim düştü yaz. Koy sonuna da bir '.com'... Hallet işini...

Aaa... Söylemeyi unutuyordum bak!
Sadece ihtiyaçlarını gidermek isteyenler için değil üstelik, başka insanlara söz konusu bu ihtiyaçlar konusunda yardım edebilecek, bu işleri yapabilecek bilgi birikime, yeteneğe sahip olanlarsa yine bu web sitesi üzerinden tekliflerini verip, kolay yoldan müşteriler kazanıp, kazanç sağlayabilirler.

En başta dedim ya internetin nimetleri diye...İhtiyacı olanlarla, bu ihtiyaçları karşılayacak olanları kolay yoldan karşı karşıya getiren bu site de bu nimetlerden biri... Bakmadın mı hala? Denemedin mi? Eee hadi...
Neden YouTube? Soruları Cevaplıyorum...

Arkadaşlar merhaba... Kanalımı açalı bir yıldan fazla zaman oldu. Bu zaman zarfında bana youtube ya da diğer sosyal medya araçlarından gelen ağırlıklı olarak kanalla alakalı olan ve genel olarak ürettiğim içeriklerle alakalı olan soruları seçtim ve cevapladım. Daha kişisel sorular için bir soru - cevap videosu daha hazırlayacağım. 

Sizinde sorularınız varsa instagram üzerinden mesaj atabilirsiniz.

ifondi'den Erkek Pijama
Erkek Pijama Modelleri

Günümüzde kadınlar kadar erkeklerde giyimlerine dikkat etmekte ve pijamalar dahil çok özel ve zevkli parçalar seçilmeye çalışılmaktadır. Erkeklerin pijama seçimlerinde dikkat ettikleri en önemli detay görsellikten öte rahatlıktır. Rahat parçaların da pamuklu parçalar olduğu bilinmelidir. Bu parçalar pamuklu olduğu sürece vücuda da zarar vermeyecek ve cildin yanmasını engelleyecektir.

Pijama seçimlerinin ne kadar önemli olduğu anlatılacak olursa; vücut için en önemli vaktin uyku esnasında olduğu herkes tarafından kabul görmüş bir gerçektir. Bununla birlikte uyku vakitlerinde vücudun rahat ve konforlu olması da sağlıklı bir uyku için olmazsa olmazıdır. Eğer içerisinde pamuk dışı polyester kumaşlar çok daha yoğunlukta olursa vücudun zarar göreceği söylenebilir. Örneğin, yaz aylarında yakıcı kumaşlardan yapılmış pijamalar tercih edildiğinde çok rahatsız edici pişiklerin ve günlük hayatta rahatsız edici yanmaların varlığı görülebilir. Bu nedenle vücut sağlığı için her zaman doğru kumaşlardna yapılmış pijamalar ve iç çamaşırları tercih edilmelidir.

Oldukça popüler iç giyim ve pijama sanal mağazası olan ifondi, bu konuda titiz tasarımlar yaparak müşterilerine yüksek memnuniyet sağlamaktadır. Örneğin, ürünlerinin neredeyse hepsini %100 pamuklu kumaştan üretilmiştir ve insan sağlığına zarar verecek herhangi bir materyali de bünyesinde bulundırmamıştır. Bu da, insan sağlığına verdikleri önemi bir kez daha göstermektedir.

Ürünlerinin hepsini gizli paketlenmiş şekilde gönderen ifondi, erkek pijama modellerinde de çok çeşitlilik tanıyarak erkek müşterilerine özel bir şekilde hitap etmektedir. Erkek müşterileri de, kadın müşterileri kadar memnuniyet duyarak bu siteden alışveriş yapmaktadır. Düz renklerde pijamalardan ekoseli modellere, kısa kollu pijamalardan uzun kollu pijamalara kadar oldukça fazla seçeneği sitede mevcuttur.

2017 erkek pijama takımlarında trendler genellikle ekose ve desenli modeller etrafında şekillenmektedir. Bu nedenle de ifondi’den erkek pijama modelleri modern çizgiler etrafında yapılan tasarımlar olarak görülebilmektedir. Mağaza ile alakalı en önemli ve en değerli bilgi, üretimlerinin %100 yerli şekilde yapılmasıdır. Bunun dışında mağazada hızlı gönderim mevcuttur ve bunun dışındaki gönderiler en geç 3 iş günü içerisinde yapılmaktadır. Hem hızlı hem de güvenilir bir site olan ifondi, genç erkeklerden olgun erkeklere kadar herkese beden, renk ve model seçeneği tanımaktadır. Bu siteden alışveriş yapan herkesin sadece rahatlığı değil, görselliği de önemsemeye başladığı bir gerçektir. Çünkü bu siteden alışveriş yapanların hem rahatlığı hem görselliği bulması, üstüne bunların uygun fiyatlarla satılması herkesi cezbetmiştir.
İyi Baslangıç Kitapları (Güncel Liste)
Bu liste neden var?
Kitap okuma alışkanlığı olmayan bir insan, kitap okumaya karar verdiği zaman bir süre ne okuyacağını düşünür. Belki öneriyle belki de tamamen kendisi seçerek bir kitap okumaya başlar. Eğer seçtiği bu ilk kitap doğru kitap değilse, içinde yeni alevlenmiş olan o okuma isteği yanlış kitap seçimiyle yok olacaktır. Bunu önlemek için iyi başlangıç kitapları adlı bir video hazırlamış ve kendi önerilerimi listelemiştim. Bu videoların devamı da gelecek fakat aynı zamanda bu listeyi burada güncel ve sabit bir şekilde tutmak, bunun yanı sıra bu konuda önerisi olan diğer okurların önerilerini buraya dahil etmek istedim. Bu liste bu nedenle var.

İlk videoda yer alan ilk 8 önerim aşağıda. Sizlerde önerilerinizi, iyi başlangıç kitabı olacağını düşündüğünüz kitapları yorum olarak yazarak, listeleye ekletebilirsiniz.

Listeye Eklediklerim:
1) Son Ada - Zülfü Livaneli
2) Erken Kaybedenler - Emrah Serbes
3) Oğullar ve Rencide Ruhlar - Alper Canıgüz
4) Tatlı Rüyalar - Alper Canıgüz
5) Fareler ve İnsanlar - Steinback
6) Martı - Richard Bach
7) Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan
8) 10 Küçük Zenci - Agatha Christie




Sizden Gelen Öneriler:
1) Hayvan Çiftliği - George Orwell
2) Çavdar Tarlasında Çocuklar - J. D. Salinger
3) Satranç - Stefan Zweig









Simetroman Bir Reprodüksiyon Edvard Munch Tablosu Gibiyim
Siz hiç aşık oldunuz mu?

Ben oldum... Esasen aşk gibi ne idüğü belirsiz, statik bir çerçeveye sığdırılamayan; tanımlamaya kalkmanın boşa kürek çekmeye eşdeğer olarak tanım kazanacağı ve insanoğluna hissettirdiği hisler sebebiyle sonsuz bir derinliğe sahip olmakla beraber; işte bu soyutluğundan dolayı da içi boş ve yüzeysel kalan bir kavramdan bahsederken ‘evet, ben oldum’ demek, biraz içi boş ve biraz yüzeysel kaçıyor sanırım… Farkındayım. Ama duygu durumlarımın dışavurumu sebebiyle olduğumu varsayıyorum.

“İnsan aşık olduğunu nasıl anlar ki? Yani nasıl fark eder bunu?” diye kendi kendime sormuşluğum da var fakat anlamıştım işte. Çünkü hislerim bir hayli sahiciydi. Hissedilir. Sabah kalkıp, uyku sersemi sendelerken komodinin kenarına çarpılan serçe parmağının acısı ne kadar içten hissediliyorsa, öyle hissediliyordu bu da. Gün batımını seyrederken yudumlanan bir bardak çayın verdiği haz -günümüzde günbatımı yerine betona gözlerimizi dikmek zorunda olmak çok hoş olmasa da- gün batımını seyrederken yudumlanan bir bardak çayın verdiği haz ne kadar içimize işliyorsa aynen öyle içimdeydi bu da. Somut. Hissedilir. Elle tutulur bir şey gibi…

Ve bir noktadan sonra içeride tutulamaz, patlamaya oldukça müsait bir bomba gibi kıvrandırıyordu insanı bu duygu. Çok kıvrandım. İlla ki patlayacaktım. Nitekim patladım da… Ama… Ona… ‘Seni seviyorum’ demedim…

Onun karşısına geçtim. Turgut Uyar’ın ‘senin bu ellerinde ne var bilmiyorum’ dizesinden minik bir esintiyle: “Sende bir şeyler var” dedim. “Ne olduğunu tam olarak kestiremesem de, sanki ben duvara yamuk asılmış, simetroman bir reprodüksiyon Edvard Munch tablosu gibiyim. Çığlık tablosu. Çığlık çığlığa… Ve senin bana dokunmana, bana iyi gelmene, beni düzeltmene ihtiyacım var” dedim sonra. O dokundu. Çığlığım kesildi. Yapraklarım dökülüyordu, o baharım oldu…

Çünkü biliyordum ki bu hislerimin tercümesi bu kadar sıradan, standart bir söylem haline gelen ‘seni seviyorum’ cümlesi olmamalıydı. Aşk, bu kadar basite indirgenerek sıradanlaştırılmayı hak etmiyordu. Tüm bu hislerimin, tercümesinin sıradanlıktan uzakta, biraz marjinal belki ve ona özel olması gerekiyordu bana göre. Bunları anlatıyorum sayın izleyicim, çünkü benim gibi düşünen birini okudum geçenlerde. Gündüz Vassaf. Cehenneme Övgü. Vassaf diyor ki…

“Yapay kategoriler, yaşam deneyimlerinin yerini almış durumda. Tüm duyularımızın toplamından da yoğun kavramlar, her nasılsa sözcüklere teslim ediliyor. Türümüzün en karmaşık ve en zengin deneyimlerinden biri olan aşkta örneğin, ‘seni seviyorum’ sözcükleri, bakıştan, temastan, kokudan ve aşkı ifade eden çeşitli seslerden çok daha büyük önem kazanmıştır.”

Bir düşünelim… Adam haklı! Bu çok net… O halde sayın izleyenler, sevdiğiniz zaman ‘seni seviyorum’ ile yetinmeyin demek istiyorum kendi adıma. Aşk çok daha fazlasını hak ediyor olmalı her daim. Çok daha fazlasına değer, inanın…

Bugün 14 Şubat ve aşkınızı bir seni seviyorumun arkasına saklamaya bırakmaya başlamak için iyi bir gün. O halde soruyorum!


Bu metin BÖİD ikinci sayı için yazdığım ve ardından Dışavurum Bültenleri adlı e-kitabımda yer verdiğim bir metindir.
Bu Adsense Sıktı!


Sorun şu. Google Adsense'e blog üzerinden kayıt olmaya çalıştığımda ki aylardan belki 10 kez başvuruda bulundum, onaylanmıyor. Onaylanmama gerekçesiyse blogda yeteri kadar yazı olmamasıymış.

2011'den beri aktif olarak yazmakta olduğum blogda yeteri kadar yazı yokmuş. Neyse buna yorum yapmayacağım...

Aslında Adsense blog için önemli değil. Reklamlar yayınlayarak blogun okunurluğunu düşürmek zaten istemiyorum. Adsense youtube da kullanmak için istiyorum ben. Fakat youtube üzerinden de adsense başvurusu yapamıyorum.

Tek çare blog üzerinden başvuru yapıp bunun onaylanmasını sağlamak fakat 6 yıllık blogda yeterli yazı olmaması sebebiyle onaylanmamasını şaşırarak kabullenmek...

Bu Adsense çok sinir bozucu olmaya başladı.

Bir iç dökmek istedim.
Bana Ölebileceğim Kadar Zaman Tanı Sevgilim

Gideceksen 
Bana ölebileceğim kadar zaman tanı sevgilim
Tahammül eşiğimizin her an biraz daha tahrip edildiği şu günlerde
Ardında kalarak yaşayamam

Biliyor musun her anı birer parça tesirli bomba gibi
Kucağıma bırakıp da gideceksin
Kazara gülüşün düşecek olsa aklıma
Parçalanacağım
Bilmiyorsun

O yüzden eğer gideceksen
Masamdaki çerçeveleri topla önce öyle git
Çünkü o çerçeveler kalacak olursa ve sen içinden bana bakmaya devam edecek olursan
Gözlerin gözlerime dokunursa oradan
Vurulurum
Ardında bırakacağın her fotoğrafın bir kurşundan farksız olduğunu unutma

Aslında 
Olağan bir şüpheli arıyorum şimdi
Gidişine bir neden uydurmak için
Bu vazgeçişi haklı çıkaracak bir sebep bulmalıyım
Zira adımların aramızdaki mesafeyi açacak yönde hızlandıkça
Çıldıracağımdan korkuyorum

Sana bir şarkı söylemek isterim aslında son sözüm olarak
Bunu bir mahkumun son arzusu farz et
Sadece bir şarkı söylemek istiyorum
Kan Revan İçindeyim diye bağıra bağıra
Cem Adrian’dan

Sevgilim
Sana gitme diyecek halim yok
Gitmek istiyorsan gidersin tabi kapıyı suratıma çarpar gibi çarparak gidersin
Ama gidersen geride tarumar bir adam bırakacağını da bil
Ve
Gideceksen 
Bana ölebileceğim kadar zaman tanı sevgilim
Tahammül eşiğimizin her an biraz daha tahrip edildiği şu günlerde
Ardında kalarak yaşayamam







Bumerang - Yazarkafe