Arkadaş! Yurduma Alçakları Uğratma Sakın!


Çok şeyler yaşanıyor. Özellikle son dönemde ülkede hiç umulmayacak, tahmin edilmeyecek (yani bizim gibi standart vatandaş için tahmin edilmeyecek) şeyler yaşadık. Fakat ben yinede tuttum kendimi. Siyaset konuşmamaya, politikaya bulaşmamaya özen gösterdim.

Gösterdim göstermesine ama yinede bir notum var. 30 Ağustos, 29 Ekim, 10 Kasım, 23 Nisan ve benzeri milletimiz için önem arz eden günlerin ertelenmesi, iptal edilmesi çok hoşuma gitmiyor. Ya da şöyle bir düzeltme yapayım söz konusu iptaller için yapılan açıklamaların beraberinde soru işaretlerini de getiriyor olması sıkıntı oluyor?

Her neyse... Bu 30 Ağustos için bir video hazırlamak istedim. Ve bu fikir bir anda birden fazla katılımcılı bir projeye dönüştü. Ve sonuç...



Burada Biraz Yardıma İhtiyaç Var?
Doğum günleri için organizasyonlar yapmak durumunda kaldınız mı? Ya da gündeminizde böyle bir konu var mı? Ben kaldım da… Yazayım istedim. Geçtiğimiz yıl bir arkadaşımızın doğum günü için hazırlık yapalım derken, yaşlanmıştık. Evet, tam anlamıyla böyle olmuştu. Doğum günü kutlamasını takip eden birkaç gün boyunca halimizi anlatacak temsili resim işte bu…

Çünkü neden?
Bu işin mekan bulması var. Mekan araştırmalarına başlayacaksın. Bulduklarının arasından seçtiğin mekanlarla görüşeceksin, icabında fiyat alacaksın, farklı taleplerin varsa bunları dile getirecek ve bir anlaşmaya varmaya çalışacaksın… Mekan bulmak başlı başına yorucu bir durum. Hadi onu hallettik diyelim. Mekanın süslenmesi durumu var. Anlaştığınız yer bunu pakete dahil sunabilir size belki. Ama bir başka ihtimalle de mekanın süslenmesini de siz üslenmek durumunda kalabilirsiniz. Mekan nasıl süslenir konusuna hiç girmiyorum bile!

Balon şart.
Doğum günü için mekan süslenecekse balon şart. O balonlar tek tek şişirilecek. İncik boncuk, rengarenk ıvır zıvır edinilip, bunlar teker teker mekanın muhtelif yerlerine işlenecek. Bu birazda sizin hayal gücünüze bağlı olarak geliştirilebilir ama konumuz bu değil. Mekanın süslenmesini de hallettiğimiz varsayalım. Bitti mi? Hayır.

İşin pasta seçimi var… O da önemli. Pastayı da hallettiniz mi? Harika… Ama işin esas şimdi zor kısmına geldik. Hediye! Aslında tüm enerjinizi bu hediye seçimine vermeniz gerekiyor sizin. Odak noktanız bu olmalı. Ki değer verdiğiniz bu insan için en uygun seçimi yapabilesiniz. Ama yukarıda yazılan onlarca kelimenin ardından, hediye seçimi için gerekli enerji ve tabi ki zaman ayrılamıyor.

Sonuç olarak bu kez akıllandık. Bu yıl kendi başımıza böyle bir mücadeleye girişmek yerine profesyonel bir destek alalım dedik. Bunun için organizasyon firmaları araştırdık. Doğum günü için organizasyonlar yapan birçok organizasyon firmasını burada bulduk. Aslında umduğumuzdan fazlasını bulduk. Hediye önerilerinden, yiyecek içecek hizmetlerine hatta temizlik hizmetlerine kadar birçok şey düşünülüp tek bir yerde toplanmış. Hatta özel bu kutlama için bir fotoğrafçı tutmak isteniyorsa, fotoğrafçılar da niceyaslara.com’da bir arada derlenmiş. Sadece seçmek kalıyor.

Bu site birçok işi kolaylaştırdı aslında ama yine de bu konuda öneriniz var mı? Varsa alıyım. Burada biraz yardıma ihtiyaç var da…

Bir Kitap: Simyacı Üzerine - Paulo Coelho [Video]
Bugüne kadar birçok insana ulaşmış, birçok insana dokunmuş bir kitap bu. Okumuş olma olasılığınız yüksek. Okumadıysanız da okumayı düşünüyor olma ihtimaliniz yüksek…  Paulo Coelho Simyacı…

Can yayınlarından çıkan 182 sayfalık, çevirisini Özdemir İnce’nin yapmış olduğu bu kitabın 117. basımı var benim elimde. 117. basım, 2011 yılında 10.000 adet olarak yapılmış. 2016 itibariyle bu sayı dahada artmıştır muhtemelen… Bu kitap sizi kelimenin tam anlamıyla hikayenin içine çekiyor diyebilirim…

Öncelikle yazardan biraz bahsedecek olursak, Paulo Coelho, ünü dünyayı sarmış bir yazarlık serüvenine başlamadan önce ülkesinde tanınan bir şarkı sözü yazarıymış. Bir süre gazetecilikte yapan yazara, bu uluslararası ünü getiren kitabı Simyacı olmuş ve Simyacı onlarca ülkede onlarca dile çevrilen ve muazzam bir başarıyla ulaşan bir kitap olarak kayıtlardaki yerini almış.

Başkahramanımız Endülüslü çoban Santiago’nun hazinesine kavuşmak için Mısır’a doğru yapacağı yolculuğu ve bu yolculuk boyunca karşı karşıya geleceği olayları ve insanları ayrıca Santiagonun kendi içinde yaşayacaklarını, kendi iç hesaplaşmalarını konu ediniyor kitap. Söz konusu hazine Santiago’nun rüyasında gördüğü bir hazinedir. Rüyasında gördüğü bu hazinenin peşine düşer karakterimiz. Bu amaç için çok sevdiği sürüsünden vazgeçecektir. Sürüsünü satıp yola koyulacaktır. Sürüsü Santiago için önemlidir çünkü, ailesi Santiago’yu papaz olması için rahip okuluna göndermesine rağmen o dünyayı gezmek, dolaşmak, yeni keşifler yapmak istemiştir. Bunun üzerine babası Santiago’ya sürü alması için para verip “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş” demiştir. O günden beri dolaşıp duran Santiago hazinesi uğruna bu yol arkadaşlarından vazgeçmiştir.
Santiago gördüğü bu hazine düşünü tekrar tekrar görmeye başlayınca bir falcı kadına yorumlatacaktır. Hikaye giderek merak uyandırmaya başlayacak okurken.

Hikayeye Mevlana’nın Mesnevi’sinin ilham olduğu da söyleniyor. Mevlana’nın Mesnevisi’ni de okuduktan sonra buna ancak bir yorum getirebilirim fakat bunu bir kenara bırakırsak, okumanız gereken bir kitap Simyacı. Zaten çok kısa olduğundan dolayı, kısa sürede ve kolay okuyacağınız bir kitap. Okuyun ve düşünün…

Şunlara da göz atın:



Son 50 Yılın En İyi Film Oscarını Alan Filmler

Henüz yaşarken yapmak istediklerim arasına son 50 yılın oscarlık filmlerini de eklemiştim. 1966 ile 2015 arasındaki 50 yılın filmleri şöyleymiş. Bu liste de burada dursun...

2015 | Spotlight
2014 | Birdman
2013 | 12 Yıllık Esaret / 12 Years a Slave
2012 | Argo
2011 | Artist / The Artist
2010 | Zoraki Kral
2009 | Ölümcül Tuzak / The Hurt Locker
2008 | Milyoner / Slumdog Millionaire
2007 | İhtiyarlara Yer Yok / No Country for Old Men
2006 | Köstebek / The Departed
2005 | Çarpışma / Crash
2004 | Milyon Dolarlık Bebek / Million Dollar Baby
2003 | Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü / The Lord of the Rings: The Return of the King
2002 | Chicago
2001 | Akıl Oyunları / A Beautiful Mind
2000 | Gladyatör / Gladiator
1999 | Amerikan Güzeli / American Beauty
1998 | Aşık Shakespeare / Shakespeare in Love
1997 | Titanik / Titanic
1996 | İngiliz Hasta / The English Patient
1995 | Cesur Yürek / Braveheart
1994 | Forrest Gump
1993 | Schindler'in Listesi / Schindler's List
1992 | Affedilmeyen / Unforgiven
1991 | Kuzuların Sessizliği / The Silence of the Lams
1990 | Kurtlarla Dans / Dances with Wolves
1989 | Bayan Daisy'nin Şoförü | Driving Miss Daisy
1988 | Yağmur Adam | Rain Man
1987 | Son İmparator / The Last Emperor
1986 | Müfreze / Platoon
1985 | Benim Afrikam / Out of Africa
1984 | Amadeus
1983 | Sevgi Sözcükleri / Terms of Endearment
1982 | Gandhi
1981 | Ateş arabaları
1980 | Sıradan İnsanlar / Ordinary People
1979 | Kramer Kramer'e Karşı / Kramer vs. Kramer
1978 | Avcı / The Deer Hunter
1977 | Annie Hall
1976 | Rocky
1975 | Guguk Kuşu | One Flew Over the Cuckoo's Nest
1974 | Baba II / The Godfather Part II
1973 | Belalılar / The Sting
1972 | Baba / The Godfather
1971 | Kanunun Kuvveti | The French Connection
1970 | General Patton / Patton
1969 | Geceyarısı Kovboyu / Midnight Cowboy
1968 | Oliver!
1967 | Gecenin Sıcağında / In the Heat of the Night
1966 | Her Devrin Adamı / A Man for All Seasons
En Son Kimi Zamana Bırakmıştınız?


En son kimi zamana bırakmıştınız? Geriye dönüp baktığınızda, bir zamanlar orada bıraktığınız kişiyi hala orada görüyor musunuz? Belki çok eski bir zaman diliminde bırakmıştınız onu, hatırlamıyorsunuzdur bile. Kim bilir…

Oysa zaman hiç durmadı durmayacak da, sürekli akıyor. Zaman oku daima ileriyi gösteriyor. Sizde durmadınız! Aynı değilsiniz. Yaşlandınız biraz. Tahammülünüz de azaldı hayata karşı. Zamanla birlikte sizde aktınız, gittiğiniz, değiştiniz… Peki ya o? Bıraktığınız yerde mi hala?

O hiç değişmedi mi? Zaman asla durdurulamazken o nasıl kalabilir ki orada? O da kendi önünde ki ihtimallerden birini seçip, size açmıştı kapısını. Siz onu zamanın merhametine terk ettiğinizde; o da bir diğer kapıya yöneldi. Yani o da durmadı. Zaman gibi, sizin gibi… Şimdi bir yerlerde, başka yaşamlara dahil, bambaşka bir hayat yaşıyor.

Onlarca, yüzlerce ihtimal arasından; onun hayatınıza dahil olma ihtimali, onunla olabilme ihtimaliniz, işte tam orada; zamanın, kapıyı onun suratın kapattığınız anında yok oldu.

Tercihler…

Hayatımıza yön veren bu önemli, hassas fakat karar vermeden önce üzerinde çok fazla düşünmediğimiz seçenekler. Hayat o kadar hızlı yaşanıyor ki günümüz şartlarında, bu hıza kapılmak ve bir şekilde bu hızla ayakta kalmak zorundayız. O yüzden düşünmek istesek de, öyle uzun uzun düşünmeye fırsatımız olmuyor. Her gün binlerce tercih bizi bekler. Tercihimizi yaparız ve yürüyeceğimiz yolu seçmek için her gün sayısız karar vermek zorunda kalırız. O kadar çok ihtimal var ki, hiçbir bilgisayar bu ihtimalleri hesaplayamaz, sanırım. Biz bu sayısız ihtimalden birini seçer ve dur durak bilmeden zaman okunun gösterdiği yöne, hep ileriye gitmeye devam ederiz. Her saniye yepyeni bir karar, yepyeni bir tercih demektir. Belki saniyeden daha da küçük zamanlarda yaparız seçimlerimizi. Bir karar almak yepyeni bir kapı açmak demektir. Tercihinizi yapar, kapıyı açar ve ileriye yürümeye devam edersiniz. Sonra yeni bir tercih, yeni bir kapı… Sonra tekrar bir tercih, sonra tekrar… Ya da bir yola benzetirsek, hayat yolunuz her saniye onlarca yol ayrımıyla kesişir. Önünüzde onlarca hatta yüzlerce ihtimal vardır. Seçiminizi yaparsınız, tercihiniz sizi yeni sokaklara götürür. Sonra tekrar yol ayrımları, yeni tercihler…

Şanslı insanlar bu yol ayrımlarında en doğru tercihi yapanlardır. Peki ama doğru yol nedir?  Hangisidir? Esasında yaptığımız her tercihle, yeni bir kapıyı açarken, onlarca kapıyı hiç açılmamak üzere kapatıyoruz. Bir seçimimiz geleceğimize dair sayısız yeni ihtimali doğururken, tercih etmediğimiz onlarca ihtimal yok oluyor. Ve her yok olan ihtimal kendisiyle birlikte onlarca ihtimali de yok ediyor. Yaptığımız her tercih gelecek zincirinin ilk halkasıdır. Tercih dışı bıraktığımız kapılar ise, zincirimize bir daha eklenmeyecek milyonlarca halkayı temsil eder.

İşte onu, onunla olabilme ihtimalini, açmamak üzere kapattığınız onlarca kapıdan birinde bıraktınız. Onu zamana bırakmak, zamanınızdan onu ve ona ait her şeyi çıkartmak demekti. O, bıraktığınız o yerde değil artık. Geriye dönme ihtimaliniz yok. Şanslıysanız, onu orada bırakmak doğru bir tercihtir. Ama şans o an sizden yana değilse? O zaman yaptığınız hatalı seçimler sonucu karşınıza çıkan başka yüzler sizi incitebilir. Belki bir zaman sonra keşke ile başlayan cümleler dökülür dudaklarınızdan. Kim bilir? Hayat bu… Ya da optimist bir yaklaşımla bakıp, geride bıraktığınız o ihtimallerin yeniden karşınıza çıkması, yeniden gelecek zincirinize eklenmesi olasılığına tutunursunuz. Nihayetinde insana umut, hayata mucizeler lazım…

Zaman her şeyin ilacıdır cümlesi kimi zaman doğru olabilir. Ama bazen zamanın hiçbir şeye ilaç olmadığı anlar vardır, bazen ilaca muhtaç bırakanda zamanın ta kendisidir.

Velhasıl bu yüzden, birini zamana bırakmadan önce iyi düşünün. Zaman akıyor ve geri dönüş yok. Alacağınız yeni bir kararla açmamayı düşündüğünüz kapının ardında, sizinle her anı yaşamayı hak eden, sizi hak eden biri olabilir. İyi düşünün.

Ama işin doğrusu; hayat her daim, zamana bırakılmayı hak etmeyecek, sizin için doğru olan insanları karşınıza çıkartacak kadar da şahane olmuyor.

En son kimi zamana bırakmıştınız? Bir düşünün. Ve dua edin en iyisi siz, zamana bıraktığınız insanların bunu hak eden insanlar olması için. Sanırım, böylesi daha iyi…


Deadpool | Bu Filmi İzledin mi? 2 [Video]
Bir süper kahraman… Süper kahraman olmaktan haz etmese de izleyenler onu bir süper kahraman olarak benimsemiş gibi…

Şubat 2016 da vizyona giren Deadpool’un yönetmen koltuğunda Tim Miller var. Başkahramanı canlandıran isim bu çizgiroman karakterinin sinemaya taşınması için epey çaba harcamış olan Ryan Reynolds…

Filmin hikayesi şöyle: Wade Willson adında bir adam kanser olduğunu öğrenir ve ne yazık ki kurtulma şansı yoktur. Bu gerçeği kabullenip her şeyden uzaklaşmış, her şeyden vazgeçmiş bir haldeyken Weapon X adlı bir program, Willson’a ulaşarak onu eskisinden daha iyi yapma vaadinde bulunur. İlkten bu teklife yanaşmayan karakterimiz sonrasında teklifi kabul edecektir. Fakat işler pek umduğu gitmeyecek ve programın kendine verdiği zararlar yüzünden intikam peşine düşecek olan Willson’ın, yani yeni yüzüyle Deadpool’un hikayesi bize farklı ve eğlenceli bir süper kahraman filmi olarak yansıyacak..

Öncelikle söylemeliyim ki filmde birçok tema yer buluyor. Cinsellik, aksiyon, komedi, küfür, romantizm… Bunu bilerek izlemekte fayda var.

Ayrıca Deadpool’un en önemli ve filme renk katan özelliği bunun bir film olduğunun farkında olması. Başta X-Men olmak üzere bir çok filme göndermeler yapması da komik detaylar olmuş.

Benim bugüne kadar izlediğim süper kahraman filmleri arasında en beğendiklerim arasına girmeyi başardı Deadpool… Alıştığımız süper kahraman filmlerinin dışında bir karakter. Geveze, laubali, ukala, küfürbaz… Ve eğlenceli…

Evet eğlenceli…

Peki siz? Bu filmi izlediniz mi?
Bu Yol Kime Ait?

Hayat, yollardan oluşur. Ve yolların kime ait olduğu, yaşamın anlamını belirler.
Hayatta kendine ait hiç yolun olmadığını fark ettiğinde utanırsın. Aynaya baktığında gördüğün o şaşkın suret sana ait olduğu için utanırsın. O kadar çarpıcı olur ki bu gerçekle yüzleşmen, önce girdiğin bu zihinsel türbülanstan çıkabilmen gerekir, uyanmak için…
Gittiğin okul senin seçimin olmaz. Girdiğin sınavlar. Yaptığın şeyler… Hiçbiri sana ait değildir. Sana kendi hayatında tercih yapma özgürlüğü tanımazlar. Sanki lütfedip, uygun gördükleri bir bedenin içine zorla tıkıştırdıkları bir ruh gibisindir. Hissedersin fakat etki edemezsin. Ben o okula gitmek istemiyorum diye söylenirsin. Olur mu öyle şey; senin için en uygunu burası derler. Peki sen ne istiyorsun? Bir önemi yoktur. Hem okuyarak adam olunuyor topluma göre de… Seni elinde tutacağın diploman bir insan yapacak.
Sınavlara girersin. Envai çeşit sınav hayatına yön verecektir. Ne kadar hazin… Ama hangi sınav ne için? Amacı nedir? Önemli değildir bu… Önemli olan aldığın puandır. Ne kadar yüksek puan alırsan toplum seni o kadar kale alacaktır.
Senin hangi işi yapmak istediğin de bir önem teşkil etmez. Ben bu işi yapmak istemiyorum diye içinden bile geçiremezsin. Zira yaşamın ön koşulu çalışmaktır. Paradır. Menfaattir.

İnan! Aylaklık çok riskli bir lükstür ve her kula nasip olmaz.
Bir şey öğrenmek istersin. Her hangi bir şey… Belki bir enstrüman çalmak, belki yemek yapmak… Her hangi bir şey işte… Buna bile karışırlar. Sen bunu öğren diye önüne sunarlar kendi fikirlerini. Oysa senin yapmak istediğin şeyler de vardı, hiç kimsenin önemsemediği… Yapmaya çalıştın. Onlara göre gereksiz, onlara göre saçma sapan işlerle uğraştığın için dışlandın her defasında. Ama işin komik tarafı, yapmaya çalıştığın şeyleri başardığındaysa, en büyük destekçin gibi davranan yine onlar oldu.
İnsan hayatı yürümekten ibaret… Ve yürünen yollar sürekli ayrımlara gebe. Her ayrımda bir seçim yapıp yeni bir yola giriyor ve bir sonra ki ayrıma kadar yürüyorsun. Ama farkında mısın? Sen hiç yürüdüğün yolu seçemedin. Bir yola koydular seni, psikolojik olarak itelediler ve sende yürüdün. Ayrıma geldiğinde seçeceğin yolu seçtiler; sen yürüdün… Hayatın boyunca yürüdüğün bütün yollar onlara aitti. İşte bunu fark ettiğinde utanırsın. Aynaya baktığında gördüğün o şaşkın suret sana ait olduğu için utanırsın. O kadar çarpıcı olur ki gerçekle yüzleşmen; önce girdiğin bu zihinsel türbülanstan çıkabilmen gerekir uyanmak için…
Ve gözün açılır. Geç kalınmış bir kendine gelme halidir bu… Yepyeni bir yol ayrımında bulursun kendini. Ve bu kez kendi yolunu seçebilmek için mücadele vermen gerekir. Baskılar sürmektedir; iraden direnmekte. Birinci yol senin yolun olur. Hayatında ilk kez kendine ait bir yol ihtimali… İkinci yolsa onların yolu… Seçimlerini onların yapacağı adımlarını onların tayin edeceği bir yol…
İşte en esaslı seçim anın, o andır hayatın boyunca. Ama sana ait bir yol inşa etmek, bedel ödemeyi gerektirecektir hiç şüphesiz. O bedeli ödeyecek gücü topladığında seçimini yapar ve yürürsün. Ödenecek o bedel ve kendi yolunda yürümenin hazzı mütemadiyen çarpışan iki azılı düşman gibidir. Ve o çarpışmanın ortasından sıyrılıp bir karar verene kadar hayatının harcar insan genel olarak. Ancak dünyanın faniliğine nispeten, yaşam boşa harcanmamayı hak ediyor. O yüzden ödeyeceğin bedelin yükü, kendi yolunda yürümenin hazzıyla kıyaslanamaz. Bunu bil. Ve sor kendine bir…

Bu yol kime ait?


Bu Yaz Tatilimi Balkonda Yaptım
Bu, bir kendime not yazısıdır sayın okur.
Yazın sonuna yaklaşırken ve hatta kış arada bir kendini yağmurla, rüzgarla hatırlatmaya başlamışken, bu bir bir daha yapmayacağım yazısıdır. Jollytur’un fırsatlar sayfasını görüp, aynanın karşısına geçip, niye benim bundan haberim yoktu temalı kendi kendime söylendiğim sitemler söz konusu… Çünkü yorucu geçen bir yıl, beraberinde güzel bir tatil ile dinlenme ve yenilenme gerekliliğini de getirir. Peki, ben o gerekliliği yerine getirebildim mi? Hayır!

Aslında genel olarak işlerini son ana bırakan biri sayılmam. Yani tamam sınava girilecekse son gün çalışılır tabi o ayrı ama genelde hazırlıklı olmaya hatta her detayı ince ince düşünmeye çalışırım. Her durumda bir program çizelgem mevcuttur. Fakat bu yaz, işler hiçte umduğum gibi gitmedi. Çok yoğun ve karışık günleri üst üste yaşamak durumunda kaldım. Birde baktım ki yıllık iznim gelmiş ve benim hiçbir planım yok. Bütün iznimi ufak tefek kaçamakları saymazsak eğer balkonumda geçirmek zorunda kaldım ve bu da dinlenmek, yenilenmek şöyle dursun, psikolojik olarak nakavt etti beni.

O yüzden araştırmaya giriştim. Bu yaz bitti bitecek ama belki hala bir şeyler yapabilirim diye düşündüm. Yaz bitmeden araya bir şeyler sıkıştırabilirim belki diye umut ettim. Velev ki bu yazı kurtaramadım diyelim, önümüzdeki yıla bir – sıfır önde başlamak, fırsatlardan haberdar olmak istedim. Çünkü İstanbul’da olmak, her santimetre kareye düşen stresle mücadele etmek demek ve bu mücadele ruhu, vücudu tazelemeden yapılmaz.

Neticede bu araştırma sonucunda not defterimin ilk satırına Jollytur’u ekledim. Jollytur’dan tatil fırsatlarını takibe başlayarak en azından motivasyonumu yeniden sağladım. Önümüzdeki günlerden, önümüzdeki izin günlerinden, yıllık izinlerden hatta kaçamak yapılmalık hafta sonlarından umutluyum.

Bunu buraya hemen yazıyorum ki verdiğim karardan geri adım atmayayım. Bir daha balkonumda çekirdek çitlerken, sosyal medyaya düşen tatil fotoğraflarına kısık gözlerle bakmayayım. Bu burada dursun o yüzden. Kendime not.

Şimdi gidip araştırmalarıma devam edeceğim. Jollytur’un tatil fırsatlarını inceleyeceğim. Son bir umut işte… Henüz yaz bitmedi neticede. Belki birkaç günlük bir kaçamak olur. Olur ya hani… Belki…
Henüz Yaşarken Yapmak İstediğim Çok Şey Var!
Yapmak istediğim şeyleri bir araya toplayacağım bir liste oluşturmak ve bu listeyi tamamlamak için çaba harcamak uzun süredir düşündüğüm bir eylemdi. Bir çoğu gibi düşünüp harekete geçemediğim bir istekti bu... Önümde bunu uygulayan güzel örneklerde vardı (Bkz: Güven Turan) oysa fakat harekete geçememiştim. Şimdi geçiyorum...

Sürekli güncellenecek bir liste bu, haliyle...

- Ön Lisansı Bitir
- Lisansı Bitir
- Yüksek Lisans Yap

- Gitar Çalmayı Öğren
- Keman Çalmayı Öğren
- Mızıka Çalmayı Öğren
- Piyano Çalmayı Öğren
- Son 50 Yılın Oscarlık Filmlerini İzle (Detay için tıkla)
- Bir Koleksiyona Sahip Ol
- Ehliyet Al
- Bir Müzik Festivaline Katıl
- Maratona Katıl
- 100 Temel Eseri Oku
- Gün Doğumunu İzle
- Gün Batımını İzle
- Sevdiğin İşi Yap
- Bir Rübik Küp Çöz
- Balona Bin (Kapadokya'da olsa iyi olur :))
- Helikoptere Bin
- Bir Şişeyle Denize Mesaj Bırak
- Dil Öğren
- İşaret Dilini Öğren
- Braille Alfabesini Öğren
- Hava Alanında Sabahla
- Futbol Maçına Git
- Basketbol Maçına Git
- Tango Öğren
- Kendi Siteni Kur
- Tasarım Programlarını Öğren
- Kurgu - Montaj Programlarını Öğren
- Klasik Müzik Konserine Git
- Operaya Git
- Müzikale Git
- Resim Yapmayı Dene
- Rock Konserine Git
- Hip Hop Konserine Git
- Tiyatroya Git
- Gönüllü Çalış
- Fit ol!
- Lazer Ameliyatı Ol
- Hacca Git
- Kur'an Okumayı Öğren
- Aşık Ol
- Evlen
- Çocuk Sahibi Ol
- Kamp Yap
- Köpek Sahiplen
- Bir Çocuğu Mutlu Et
- Bir Filmde Rol Al
- Ağaç Dik
- Kendi Saçını Kes
- Karaoke Yap
- Radyoda Program Sun
- Kan Bağışla
- Ev Al
- Duvar Boya
- Balık Tut ve Tuttuğun Balığı Ye
- Puzzle Yap
- Zaman Kapsülü Göm
- Herhangi Bir Yarışmada Birinci Ol
- Yağmurda Şemsiyesiz Yürü
- Mektup Gönder
- Kart Gönder
- Geocaching Yap
- Topluluk Önünde Konuşma Yap
- Paintball Oyna
- Dört Büyük Kitabı Oku
- Kitaplarını Bağışla
- 81 İlin Tamamanı Gör
- İlk Yardım Öğren
- Bir Radyo Programına Konuk Ol
- Mimar Sinan'ın Yaptığı Camileri Gör (İstanbul)
- Mimar Sinan'ın Yaptığı Camileri Gör (Tümü)
- Mimar Sinan'ın Yaptığı Tüm Yapıtları Gör
- Milyon Taşını Gör
- Gotlar Sütununu Gör
- Kız Kulesini Gör
- Galata Kulesini Gör
- İstanbul'a Tepeden Bakan Tüm Tepelere Çık
- Bir Roman Yayımla
- Bir Şiir Kitabı Yayımla
- Bir Deneme Kitabı Yayımla
- Bir Öykü Kitabı Yayımla

Ben Burada Ne Yapıyorum?
Bildiğiniz üzere youtube.com üzerinde videolar hazırlayıp paylaştığım bir kanalım var. Burada gelişigüzel videolar paylaşmıyorum aslında. Hazırlamaya çalıştığım her videonun bir konsepti var. İşte bunları anlattığım bir çeşit tanıtım filmi hazırladım.



Videoda anlattığım gibi 8 farklı konsepte videolar hazırlıyorum. Aslında bu sayı 9 du fakat, '3 Paragraf: Kitap Okumaları' adını verdiğim, incelediğim romanlardan seçtiğim kısımları okuduğum videoları, ayrı bir video serisi olarak yapmamaya ve okumaları kitap inceleme videolarına dahil etmeye karar verdiğim için sayı 8'e düştü...

Son olarak haftada her perşembe ve pazar olmak üzere 2 video yayınlamaya çalışıyorum ve bunların dağılımı da şu şekilde:

Ben Kahvemi İçerken
Bu Filmi İzledin mi?
Kısa Film / Klif VB,
Kitap Tavsiye ve Tanıtım Listeleri
Vlog

Bu 5 konseptten birini Perşembe günleri;

Bir Kitap: Kitap İncelemeleri
Dışavurum Bültenleri
YOL Vlogları

Bu 3 konseptten birini ise Pazar günleri yayınlamaya çalışıyorum.

Hazırladığım konseptlerin açıklamaları şöyle:

Ben Kahvemi İçerken
Adından da anlayacağınız üzere, turuncu kupam eşliğinde karşılıklı sohbet eder gibi hazırlayacağım videolardan oluşacak bir seri. Konu sınırlaması yok. Hakkında konuşmak istediğim her şeyi bu videolarda sizinle konuşacağım…

Bir Kitap: Kitap İncelemeleri
Fazla söze gerek yok. Okuduğum, beğendiğim, tavsiye edebileceğim kitaplar hakkında düşündüklerimi, bu kitapların bana hissettirdiklerini ve yazarları hakkındaki düşüncelerimi yaptığım araştırmalarla harmanlayarak ve mümkün olduğunca spoiler vermemeye çalışarak video haline getirdiğim seri. Kitap öneriniz varsa gönderin gelsin…

Bu Filmi İzledin mi?
Kitaplar için olduğu gibi, beğendiğim, tavsiye edebileceğim filmler için hazırladığım inceleme ve tanıtım videoları… Bu konseptte genel olarak hazırladığım tanıtım videosu üzerine filmle ilgili düşüncelerimi seslendireceğim.

Dışavurum Bültenleri
Benim en çok önemsediğim seri diyebilirim. Youtuba video paylaşmaya başlarken ilk çıkış noktam bu seriydi. Aslında blog için hazırladığım yazı dizilerinin görsel ve işitsel olarak da desteklenerek videolaştırılmış hali diyebilirim... Dışavurum Bültenleri çeşitli konular hakkında ki düşüncelerimi dile getirdiğim, bir anlamda kendi felsefemi yaptığım videolardan oluşan bir seri.

Kitap Tavsiye ve Tanıtım Listeleri
Bu videolar ise bir tema belirleyip o temayla ilgili olarak olarak okuduğum ya da okumak istediğim kitaplar ile hazırladığım listeler… Örneği ilk videoda kitap okumaya başlamak için iyi olduğunu düşündüğüm kitaplardan oluşturduğum bir listeyi, iyi başlangıç kitapları temasıyla paylaşmıştım.

Vlog
Vlog… Çok sık olmasa da vloglara da yer ayırdım. Önceleri çok tercih etmemekle beraber bir zaman sonra böyle bir konsepte de tıpkı Ben Kahvemi İçerken konseptinde olduğu gibi ihtiyaç duydum.

YOL Vlogları
Yol Vloglarının çıkış noktasıyla ilgili ayrıca bir video hazırladım. O video şurayı tıklayarak ulaşabilirsiniz ama kısaca şöyle basedeyim. Gitmek, görmek istediğim yerler var. Bu gezip görme anlarımı videolaştırdığm vloglar hazırlıyorum. Yani güzel oldu. Kısa ve öz.

Kısa Film / Klip VB.
Eline kamera alan her Türk gencinin hayallerinden biri hep bir kısa film çekmek olmuştur. Genelde… Bende bu tür konular üzerine düşünmeyi uğraşmayı sevdiğim için böyle bir yer ayırdım buraya. Elbette diğerlerine nazaran çok sık güncellenecek bir seri değil, ama dursun burada yine de…

Böyle işte...
Fener Rum Lisesi Harikaydı | Balat - Fener Yürüyüşü 1
Geçtiğimiz günlerde bir Balat - Fener yürüyüşü yaptık. Aşağıdaki video, bu yürüyüşün videosu işte...

Yürüyüş boyunca uğradığımız ya da uğrayamadığımız kilise, sinagog, cami, okul vesaire sıralaması şu şekilde...
  • Meryem Ana Kilisesi (Meryem Ana Ayazması)
İlk durağımız olan Meryem Ana Ayazması ile ilgili detaylı inceleme yazısı için şuraya bir göz atabilirsiniz.
  • Ferruh Kethuda Cami
  • Kanuni Sultan Süleyman'ın
  • Surp Hreşdağabet Kilisesi
  • Balat Ahrida Simagogu
  • Balat Yanbol Sinagogu
  • Çayada
  • Özel Yuvakimyon
  • Kanlı Kilisesi
  • Mesnevihane Cami
  • Özel Fener Rum Lisesi
  • Sancaktar Yokuşu
Yaklaşık 4-5 saatlik bir yürüyüş söz konusu ve epey yorucuydu. Video da çok uzun olduğundan ilk bölüm ve dolayısıyla ilk Balat - Fener yürüyüş yazısı buraya kadar olsun...

To be continued yani...

En Çok Gitmek Görmek Gezmek İstediğim Yerler [Video]
Arkadaşlar merhaba

Bugün size bir anımdan bahsedeceğim ve bu anım sonrasında aldığım kararı, bu kararı uygulamaya geçirme çabamı anlatıcam. Yani ben kahvemi içerken, biraz sohbet edeceğiz.

Sanırım iki yıl kadar önce, bloğumu takip eden bir blogger arkadaşım bana yurt dışında en çok gitmek istediğim yeri sordu. Düşündüm. Nereyi yazmalıydım? Gezip görmek istediğim tabi ki birçok yer vardı fakat en çok hangisini istiyordum acaba. Ya da hangisinin olduğundan bağımsız olarak önemli olan dışarıya çıkmak, neresi olursa olsun yeni yerler keşfetmek miydi? Emin değildim. Venedik mi? Paris mi? Amsterdam, Kopenhag, Kiev, California… Tüm bu seçenekler arasında gidip gelirken çok trajik bir gerçekle yüzleştim. Dünyanın gezilip görülmesi gereken şehirlerinin başında gelen, her sokağında tarihten izler barındıran bu şehirde onca yıldır yaşıyor olmama rağmen gezip gördüğüm yer sayısı çok azdı ve bu ayıptı. Yani elbette yurt dışında gitmek, görmek istediğim çok yer vardı. Fakat insanın görmeye, öğrenmeye öncelikle yaşadığı yerden başlaması gerekmez miydi? Hele hele İstanbul’da yaşıyorken…

Sonuç olarak bu soru karşısında kendime verdiğim cevap öncelikle İstanbul’u tanımak istiyorum oldu. Fakat gelin görün ki bu konuda bir adım atamadım. iki yıl geçti üzerinden bu anlamda değişen pek bir şey olmadı. Ama neyse ki biraz gecikmeli de olsa bu konuda harekete geçmeyi başardım.

Bir araştırma yaptım. Konuyla ilgili rehber kitaplar edindim. Çeşitli web siteleri ve blogları takibe aldım. İstanbul’u gezmeyi öğrenmek için bir hazırlık yaptım. Bu, bir çeşit alt yapı çalışması oldu. Birçok bilgi edindim ve bunun sonucunda YOL adını verdiğim yeni bir video serisi fikri gelişmeye başladı. Elbette sadece İstanbul’la sınırlı kalmayacak fakat başlangıçta ve çoğunluğunda İstanbul olacak… Bu kapsamda bir günü Galata Kulesine ayırdık. Bir gün Balat – Fener – Cibali turu yaptık ve böylelikle bir başlangıç yapmış oldum.

Dediğim gibi bu gezip görmek istediğim yerleri ayrıca YOL Vlogları başlığı altında yayınlayacağım. Şimdilik biraz teknik sıkıntılar var ses sorunu vesaire gibi ama önümüzdeki günlerde onları düzeltirim.

İlk video Galata Kulesi’ydi onu izleyebilirsiniz. İkinci gezim Balat – Fener Turu videosu ise önümüzdeki Pazar günü yayınlanacak. Bir sonraki video belki Kız Kulesi olur… Yada başka bir yer…

Sonuç olarak söylemek istediğim şey bu. Yurt içinde ve yurt dışında gitmek, gezmek, görmek istediğim birçok yer var. Fakat her şeyden önce yaşadığım yeri tanımak istedim ben. Bir yabancı gibi, yaşadığım yere gitmeyi, yaşadığım yeri gezmeyi… Çünkü tarihin kalbinde yaşıyor olup, bu tarihin izlerinden bihaber olmak ayıptı bana göre ve işin aslı İstanbul’da yaşayan birçok insanında bu durumdan muzdarip olduğunu düşünüyorum.

O yüzden ben bir adım attım. Eğer sizde aynı dertten şikayet ediyorsanız. Sizde bir adım atın bu konuda bence. İlk adım olarak Takipte kalın…

Bu, Ben Kahvemi İçerken adını verdiğim ilk sohbetim oldu, bundan sonra bunu arada bir yapacağım.

Gelecek sefere görüşmek üzere, hoşçakalın...
Hakiki Pokemon Oynadık [Video]


Pokemon Go çılgınlığı tüm dünyayı sarınca, youtube'da da pokemon go konulu videolar aldı başına gitti. Pokemon Go videosu çekmeyen bir youtuber'ın kanalı elinden alınacakmış gibi herkes Pokemon Go ya sarıldı. Ben çekmemiştim. Oynamamıştım.

Geçtiğimiz pazar günü severek, beğenerek takip ettiğim youtuberlardan Barış Özcan bu pokemon mevzuna bambaşka pencereden bakıp, çok yaratıcı bir video hazırlayınca, arkadaşımla beraber 'tamam' dedik... Pokemon Go için değil ama Hakiki Pokemon için bir video çekilir dedik ve çektik...

Mevzu bu, video için resmi tıklayabilirsiniz...
Bumerang - Yazarkafe