Az Eşya, Az İnsan

Huzur mu istiyorsun? Az eşya, az insan...

Kafka demiş bu sözü. Sırf bu söz için bile saygı duymak lazım bu adama. Çünkü haklı.

İnsanlar birbirlerine zarar veriyorlar. Her anlamda. Madde ve anti-madde ilişkisi misali, bir araya geldikleri anda bir patlama oluyor adeta. Hatta patlayışa neden olanlar kimi zaman en, en ve en yakınlarınızdaki insanlar oluyorlar. Böyle insanların ortak bir mottoları var. Şöyle ki:

"Ben yaşadım, o da yaşasın!"

İş hayatınızda böyle insanlarla karşılaşırsanız:
"Ben çektim, o da çeksin!" diyerek orada geçirdiğiniz zamanı boka bulandırmaya çalışacaklardır. Size çektirmeye çalışarak...

Arkadaş grubunuzda bu düşünceye sahip insanlar varsa, durum daha da kötü çünkü içlerindeki bu art niyetleri kullanabilecekleri alan çok geniş:

"Ben sınıfta kaldım, o da kalsın!"
"Ben o telefonu alamadım, o da almasın!"
"Ben kursa gidemedim, o da gitmesin!"

Her zaman ben neyi yapamadıysam, neyi yaşamadıysam, neyin fırsatını bulamadıysam; O'da aynılarını yaşasın arzusu içindedirler.

Ailede varsa, durum çok daha kötü. Belki de en kötüsü bu... Kendi çocukluklarıyla/gençlikleriyle sizi kıyaslayabilirler.

"Ben gençken bunları yapamadım, o da yapmasın."
"Beni şuraya göndermemişlerdi, o da gitmesin."

Hatta ailede yaşanabilecek en büyük sıkıntı şu temada gerçekleşiyor: Benim ailem benim hayatımın içine etti, bende ona aynısını yapmalıyım.

Böyle olunca da "Aileler daima çocuklarının içine eder zaten" diyen Bay Bacardi*  haklı çıkıyor.

En olmaması gerekeni bu. Neyse ki aile içinde böyle insanlar çok olmuyorlar.

2016'ın son demlerinde çirkin bir takım düşüncelere/olaylara tanık oldum. İnsanların birbirlerine ne kadar zıt olduğunu, birbirlerine zarar vermeyi ne kadar çok istediklerini bir kez daha hissettim.

2017 için, aslında genel olarak her yıl için tek dileğim olan umuda bir temenni daha eklemek istedim bu nedenle. İlave temennim en başta da belirttiğim gibi: Az eşya, az insan...

Selam sana Kafka...

*Bay Bacardi / Ölüm Pornosu - Chuck Palahniuk
Biyografik Bi'seyler!

1991 yılında İstanbul’da doğdu, büyüdü. Var oluşun rutini gereği yaşama ağlayarak başladığından, çocukluk dönemini bir hayli asi geçirdi. Bu asilikle içgüdüsel olarak ilk sisteme karşı tavrını önlüğünün ilk düğmesini iliklemeyi reddederek gösterdi. Keyiflendiğinde gülümsemenin bulaşıcı olduğuna inandığından sırıtıp durdu. Kızdığında bir başına somurttu. Kin tutmak yerine mahalle bakkalında ki yumurtaları kırmayı tercih etti. Allah'ın sopası yok cümlesinin doğruluğunu, annesinin yaptığı üzümlü kek tepsisinden üzüm çalarken çenesini yakarak tecrübe etti. Anaokulunda aşık olduğu kız yüzünden erken yaşta arabeske başladı. İlk azarını sokakta öğrendiği küfrü heyecanlı heyecanlı evde söylediği için annesinden işitti. Bir gün sokakta bilye oynamaktan sıkıldığında düşünmeye başlayarak felsefeye giriş yaptı. O gün bugündür düşünüyor ve büyümenin en çirkin yanının, büyümenin kendisi olduğuna inandığı için bu durumdan hep şikayet ediyor.


Yazıyı bir ifade biçimi olarak seçtiğinden beridir, yazıyor... Çok düşünüyor, bazen konuşuyor da ve yazıyor... İlk kitabı Pesimisyon / Aşk Yasaklı Kelime'yi Bu Şartlar Altında Ölemem adlı e-kitabı izledi. Ardından üçüncü kitabı ve ilk romanı olan Beni Sevmek Zorundasın yayımlandı. Şimdilerde Dışavurum Bültenleri adını verdiği çalışmasını elektronik kitap olarak yayınlama hazırlıklarını yaparken, diğer yandan ikinci romanı üzerine çalışıyor.


- 4 Şubat 91'de merhaba dünya temalı bir ağlayış tutturdu.

- Anadolu Ticaret Lisesi'nde Bilgisayarlı Muhasebe bölümünden mezun oldu.

- İstanbul Üniversitesi Muhave ve Vergi Uygulamaları Ön Lisans programını tamamladı.

- Marmara Üniversitesi Maliye Programına dikey geçiş yaptı ve Lisans öğrenimi devam etmekte.

- Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Programında da ikinci Lisans öğrenimini sürdürmekte.

- Çeşitli edebiyat platformalarında (blog, site, forum, dergi vs.) yazdıktan sonra,

- 2011'den beri aktif olarak erdikaradeniz.com'da kişisel blogunu tutmakta.

- 2013'te ilk kitabı Pesimisyon'un yayımlamasıyla beraber, blogunu tamemen bir kişisel blog olarak kullanmaya ve günce dışında kalan metinleri kitaplarına saklamaya başladı.

- İkinci kitabını bir elektronik kitap olarak 2014'e yayınladı.

- Bunu 2015'te Beni Sevmek Zorundasın adlı üçüncü kitabı, ilk romanı izledi.

- 2016 Aralık ayında dördüncü kitabı olarak Dışavurum Bültenleri adlı bir elektronik kitap yayınladı.

- Fotoğraf çekerek çıktığı yolda, video ile derdini anlatmaya geçiş yaparak Youtube'a dahil oldu ve Mart 2016'dan beri Youtube'da içerik üretiyor.

- Ve yine bu yılda kendine bir 'henüz yaşarken yapmak istediğim şeyler listesi'ni hazırladı. Liste hızla genişlerken, bu listeyi tamamlamaya gayret ediyor. 

Muhtemelen devam edecek...
Probably to be continued...



Son Güncelleme
31.12.2016 Cumartesi
2016 Yılının Muhteviyatına Bir Göz Atalım

2016 yılında okuduklarımın, izlediklerimin kaydını tuttum ve yıl sonu bilançosuna bir göz atma vakti geldi. 2016 bitiyor... Yeni yılın muhteviyatını da tutacağım, kısmetse...

Neyse bu yıl toplam 32 kitap okudum ben. Çoğunluğu romanlar oluştursa da aralarında öyküler, şiirler vesaire de var. Liste şu şekilde:



1) Sinestezya - Jeffrey Moore
2) Cehenneme Övgü - Gündüz Vassaf
3) On Küçük Zenci - Agatha Christie
4) Dönüşüm - Franz Kafka
5) Ağır Roman - Metin Kaçan
6) Martin Eden - Jack London
7) Düş'mesek mi? - Didem Eyüboğlu
8) Zaman Makinesi - H. G. Wells
9) Son Ada - Zülfü Livaneli
10) Mor Delilik - Buket Konur
11) O.Ç. - Buket Konur
12) Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit
11) Benim Hüzünlü Orospularım - Gabriel Garcia Marquez
12) Benden Duymuş Olma Da | Büşra Nebati
13) Hayal Kahramanları | Sunay Akın
14) Şermin | Tevfik Fikret
15) Memleketi Ben Kurtaracağım | Gülse Birsel
16) Küçük Prens
17) Küçük Prens Tenimde
18) Sahilde Kafka | Haruki Murakami
19) Geyikli Park | Sunay Akın
20) Simyacı | Paulo Coelho
21) Tutunamayanlar | Oğuz Atay
22) Yolcu | John Twelve Hawks
23) Alın Teri | Jack London
24) Yer Altından Notlar | Dostoyevski
25) Tanrıların Masalları | Michael Köhlmeier
26) Bir Köy Hekimi | Franz Kafka
27) Ana Yazım Kılavuzu | Ömer Asım Aksoy ve Ekibi
28) Onlar | Adam Blake
29) Tabula | John Twelve Hawks
30) Ayraç Dergisi (76. Sayı)
31) Cinema 4D

1) 3 (Moonu)
2) The Lobster
3) Incendies | İçimdeki Yangın
4) Django Unchained | Zincirsiz
5) Conspiracy Theory | Komplo Teorisi
6) Rang De Basanti | Onu Sarıya Boya
7) Ağır Roman
8) Black Sea | Karadeniz
9) How To Train Your Dragon 2 | Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 2
10) The Revenant | Diriliş
11) Mr. Nobody
12) Kötü Kedi Şerafettin
13) No Escape | Kaçış Yok
14) Deadpool
15) Barfi (Tekrar)
16) Ip Man 3
17) Maze Runner: The Scorch Trials | Labirent: Alev Deneyleri
18) The Signal | Sinyal
19) Spotlight
20) Antman
21) G. I. Joe: Retaliation | G. I. Joe: Misilleme
22) Real Steel | Çelik Yumruklar
23) Captain America: The First Avenger | İlk Yenilmez: Kaptan Amerika
24) Captain America: Civil War | Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı
25) Kocan Kadar Konuş: Diriliş
26) Gods of Egypt | Mısır Tanrıları
27) Niyazi Gül Dörtnala
28) Jason Bourne
29) Gattaca
30) Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması
31) Sully
32) Little Miss Sunshine | Küçük Günışığım
33) The Game | Oyun
34) Contact | Mesaj
35) John Wick
36) Inferno | Cehennem
37) Infiltrator
38) El Cuerpo | Ceset
39) Trumbo
40) The Man from Earth | Dünyalı
41) Babel | Babil
42) Who am I? | Ben Kimim?
43) A Man for All Seasons | Her Devrin Adamı
44) Görümce
45) Arsene Lupin | Arsen Lüpen
46) The Purge | Arınma Gecesi

1) Leyla ile Mecnun (Yeniden - Devam Ediyor)
2) Fringe (Yeniden - Tamamlandı)
3) How I Met Your Mother (Tamamlandı)
4) Narcos (Devam Ediyor)
5) The X Files (2016 Mini Dizi - Tamamlandı)
6) Colony (Devam Ediyor)
7) Sherlock (Devam Ediyor)
8) Person of Interest (Devam Ediyor)
9) Continuum (Devam Ediyor)
10) Supernatural (Devam Ediyor)
11) Game of Thrones (Devam Ediyor)


1) Bütün Kadınların Kafası Karışıktır

2016 yılının Aralık ayından 1 yeni elektronik kitap yayınladım. Bu benim yayınlanan/yayımlanan 4. elektronik kitap olarak yayınlanan ise 2. kitabım oldu. Dışavurum Bültenleri adlı elektronik kitabıma ve diğer kitaplarıma göz atmak isterseniz burayı tıklayabilirsiniz.

1) Dışavurum Bültenleri (EKitap)

2016 yılının Mart ayında ilk içeriğimi yayınladığım youtube'da ise yıl sonuna kadar 45 videoya ulaştım. 45 güzel anı birikmiş... Videolara göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz

Son olarak, aslında böyle bir kayıt tutmamıştım ama şu anda aklıma geldiği için baktım: Instagram'da 144 fotoğraf/video paylaşmışım. Bu bilgiyi neden verdim bilmiyorum ama dursun burada...

Sanırım 2016 yılına dair söylemek istediklerim bu kadar.
2016 yılı muhteviyatı bitti.

2017'de neler olacak?
2017 Yılı Muhteviyatı'nı takip etmek için tıkla lütfen.

Okunmayı Bekleyen Kitaplar
Ben, bir hedefe bağlanmakta hep problem yaşayan biri olarak kendime sık sık hatırlatmak zorunda kaldığım bir hedefim var. Sürekli tazeleyip, kendime bunu hatırlatsam da pek başarılı olamıyorum. Şöyle ki...

Kitaplığımdaki okunmayı bekleyen kitaplar bitmeden yeni kitap almayacağım konusunda tembihliyorum kendimi hep. Çünkü kitaplığımda okunmayı bekleyen çok kitap birikti ve dahası çok uzun zamandır bekleyenler de var. 

Sebebi de var tabi ki... Ya kitabı alırken sırf indirimde falan diye kendime hakim olmayıp almışım ve şu an için kitap aslında beni çekmiyor. O yüzden elime alamıyorum. Ya da tam ona sıra geleceği sırada yeni çıkan ya da yeni edindiğim bir kitap araya giriyor ve bu yüzünden onu / onları yine bekletmek zorunda kalıyorum falan...

Şimdi söz konusu bu okumayı hep ertelediğim kitapları belirledim. Liste bir hayli uzun fakat belki bu video kapsamında gaza gelip, hırs yapıp araya başka kitaplar sokmadan ki bu çok zor ama belki bu sefer okurum diye düşündüm.

Kitaplığımdaki okumayı uzun zamandır ertelediğim kitaplardan en azından ilk etapta okumak için 10 kitap belirledim ve bu 10 kitabı 1 Ocak'ta okumaya başlayıp 28 Şubat'ta bitirmeyi hedefliyorum. Bu benim yeni okuma hedefi denemem. Kaba bir hesapla her gün 50 - 60 sayfa okuyarak bu 10 kitabı 28 Şubat'ta tamamlayabileceğim. İki ay gibi bir süre için 10 kitap kimileri için az görünebilir ama benim için bu önemli bir rakkam. 

Özellikle de araya başka bir kitap sokamadan bu 10 kitabı okuma sürekliliğini başarabilecek miyim? Görceğiz. seçtiğim 10 kitap şu şekilde oldu:


Önümüzdeki 2 aylık süreç için 10 kitap demişken, 2017 yılında okumayı hedeflediğim kitap adedini de söyleyeyim. Doğrusu bu çok reel bir hedef olmuyor. Belki çok doğru bir şey de değil böyle hedef belirlemek bilmiyorum ama belki bu tarz mini hedefler, bu tarz uğraşlar okuma motivasyonumu artırır diye umut ediyorum. İşte bir atraksiyon olsun diye birazda... Neyse... 2016'da 50 kitap hedefi belirlemişim vikitapta ve sanırım şu anda 32 tanesini falan okuyabildim. 2017 için, 2016'da tamamlayamadığım bu 50 adetin üzerine 2017'nin 17 sini de ekliyorum ve gelecek yıl için minimum 67 kitap okumayı hedefliyorum. Yıl sonu muhteviyatında tamamlayıp tamamlayamadığımı göreceğiz...

Bu süreçteki gelişmeleri de blogumdaki yılın muhteviyatı kısmında takip edebilirsiniz. İzlediğim filmler, okuduğum kitaplar vesaire orada listeliyorum. 

Şimdilik Bitti...





Can Sıkıntısı Bülteni Gibi Bir Şey Bu!

Dışavurum!

Bir dizi halinde yazmayı hep sevmişimdir. Misal, Başıboş Saçmalıklar diye bir yazı dizim vardı eskiden. Bir süre o saçmalıkları yazdım ve nihayetinde bir kısmı Pesimisyon'da, diğer kısmı Bu Şartlar Altında Ölemem'de yerlerini aldılar. Ve Başıboş Saçmalıklar adını verdiğim yazı dizisi böylece bitmiş oldu.

Ama bu olmadı. Yani bir diziye bağlı olmaksızın yazmayı denedim/sevmedim/sürdüremedim... Bir başka seri ortaya çıktı. Ona da Dışavurum Bültenleri dedim. Bir süre Dışavurum Bültenlerini yazdım. İçimden ve aklımdan geçen hadiseleri bu bültenler aracılığıyla dışavurdum. Bir süre sonra yazmanın yeterli olmadığını hissedip, belki daha fazlasını ya da sadece biraz daha farklısını yapmak istediğimden mütevellit Bir Nevi Radyo başlığı altında Dışavurum Bültenleri adlı radyo kayıtları yapmaya başladım. 4-5 program yaptıktan sonra bu radyo kayıtlarıyla da yetinemedim sanırım... Youtube'a taşıdım bu bültenleri. Dışavurum Bültenleri başlığı altında videolar hazırladım/hazırlıyorum. Geçtiğimiz günlerde bu Dışavurum Bültenleri'ni ve daha fazlasını bir ekitap formatında paylaştım. Böylelikle bir yandan 4. kitabımı, 2. ekitabımı yayınlarken diğer yandan yazı dizisi olarak bir seriyi daha bitirmiş oldum. Dışavurum Bültenleri videoları muhtemelen devam edecek fakat yazı dizisi bitti.

Sonuç!

Bu bir çeşit ritüel gibi bir şey. Mental bir hadise belki ya da... Neyse, dilimin ucundaki benzetmeyi aktaramadım buraya fakat netice itibariyle yeni bir yazı dizisine başlamam gerekiyor... 

Bu kafamdaki soru işaretleri curcunasından yalnızca bir tanesiydi ve ben düşünüp dururken, bu akşam canımın bir parça daha fazla sıkıldığını fark ettim. Tüm bunların üzerine bir de bu can sıkıntısı hali ortaya çıkınca, bir ışık yandı. Bir başka yazı dizimi daha hatırladım. Bir zamanlar Can Sıkıntısı Bültenleri'ni yazardım ben. Hatırladım. Bu yazıyı da sırf o diziyi yad etmek için, tamamen sıkıntıdan yazıyorum sayın okur... 

Bu Can Sıkıntısı Bültenleri'ni anlık gel gitler eşliğinde cereyan eden bu sıkıntılı hallerden arınmak amaçlı yazardım. O anlarda neler yaptığımdan, nelerle uğraştığımdan, gündemimden bahsederdim. Yine aynısını yapacağım...

Ben, bu aralar...
Şimdilik adı konusunda net olmamakla birlikte '36 Saat' olarak düşündüğüm bir roman üzerinde çalışıyorum. Tamamlayabilirsem sanırım en değerlim olacak. Çünkü ümitliyim. Bir roman. Biraz polisiye, gizem, belki biraz dram ve birazda sosyo kültürel meseleler var içinde. Heyecanlıyım...

He, bir de bir ara bir edergi misali bir blog hazırlamıştık. Üç sayı yayınlamıştık. Biz Öyle İnsanlar Değiliz demiştik adına da yazarken... Birkaç arkadaşım yeniden yazmak istediği için yeniden yeni bir sayısını yayınlayacağız Ocak 7'de... Onu hazırlıyoruz bir yandan... (Yazı, öykü, çizim, vs. ile katılmak ister misiniz?)

Tosbağa Kitap'ta var... Mesela ortak bir şeyler olsun istiyorum. Bir öykü ekitabı çıkartalım mesela... Yazıya gönül vermiş, öykü yazmayı sevenlerle mesela bir öykü ekitabı oluştursak... Ortak bir çalışma... Güzel olmaz mı?

Bu aralar, youtube için de bir şeyler hazırlamaya çalışıyorum. Aklımda çok fazla fikir birikti. Yapmak istediğim çok fazla video fikri var ama işte yavaş yavaş oluyor...

Tabi ki hayat sadece bunlardan ibaret değil. Bir de işin sıkıcı kısımları var. Okulun son demleri ve bitmeli artık mesela. Sonrasında askerlik var...

O zamana gelene kadar haftada üç gün gönüllü (bknz. gönüllü) staj yaparak kendimi mesleki anlamda geliştirmek istiyorum fakat böyle bir staj bulmak Türkiye şartlarında neredeyse imkansız. Çünkü tek bir gerekliliği var bu stajın, oda bende yok... (bknz. torpil.)

Bu aralar...
Aslında bu aralardan kastım 2016'nın tamamı oluyor... Sıkıntılıyım. Tüm yıl boyunca kozmik şakacıyla beraber takıldım desem abartmış olmam, inanın. 2016 yılındaki beni tanısaydı eğer Murphy, kanun falan yazmazdı eminim.

Şimdi size 2016'mı özetliyorum.
Birçok işim ters gitti. Birçok şey istediğim gibi olmadı. Birçok şey saçma sapan hale geldi. Bu durumlardan bazılarını farklı şekilde anlatmayı planladığım için burada detay vermiyorum ama 2016 genel olarak meymenetsiz bir yıldı.

He, iyi şeyler olmadı değil, oldu. Ama artılar ve eksiler toplandığında sonuç ekside kalıyorsa, söylenecek bir şey yok demektir.

O yüzden 2016 gidecek diye hiç üzülmüyorum. Ne hali varsa görsün! İşin komik tarafı 2016'ya karşı böyle iyi! dilekler besleyen tek kişi ben değilim. Yakın çevremde benzer durumdan muzdarip başka insanlarda var. Hatta ulusal ve uluslararası yaşanan olaylar da göz önüne alındığında 2016'nın genel olarak ve insanlığa karşı sürdürmüş olduğu bir nemrutluk olduğunu söyleyebilirim.

Neyse, yeni yıla daha çok var. Bu bir yıl sonu kapanış yazısı değildi. Kapanışta da yazacağım hiç şüphesiz.  Bu bir can sıkıntısı bülteniydi ve şimdilik bitti.


Anneler de mi Yalan Söyler?
2013 Yılında yayımlanan ilk kitabım Pesimisyon'da Annelerde mi Yalan Söyler adında bir şiir vardı. Son dönem gündemindeki 'siyah' temalı haberler arttıkça ve bu artan haberler içimi burktukça o şiiri anımsadım. Yeniden okudum. Ve o şiirden yola çıkarak şöyle bir klip ortaya çıktı...

Huzur, nerede huzur? Hani bazen kader gülümserdi insana... Nerede? Bize de gülecek kader nerede?

Hatırlıyorum. Evet, evet hatırlıyorum. Sen demiştin. Bugünler de geçecek demiştin, hatırlıyorum.
Bugünler geçecekti ve adeta gözyaşlarımız mutluluktan akacaktı falan? Şimdi ne oldu?

Ne zaman sitemlerim birikse ve dudaklarımda birer küfre dönüşecek olsa, avuçlarınla yanaklarıma dokunurdun. Bu bir sus deme şeklindi. Susardım ve sen inan bana derdin, inan bana o günler gelecek derdin… Neden hala gelmedi?

Bir dışarıya bak! Dışarıda çığlıklar var duyuyor musun? Ağlayanlar var, canı yananlar var, çaresiz kalanlar var, dışarıda ölenler var! Birilerinin canı yanıyor. Canım yanıyor. Hepimizin canı yanıyor.

Bütün bu pisliğe karşılık umut diyorsun. Umut. Umut güzel şey… Hep böyle derdin. Umut güzel şey… Bana umut etmeyi öğrettin. Ama umutlarım bir bir kırılırken, bu çaresizliğe, bu bekleyişe katlanmayı neden öğretmedin. Hayır. Umut boktan bir şey…

Çok zaman geçti. Birçok değişti ve bir o kadar şeyde değişmedi. Sen mesela… Hala aynısın. Hala aynı şeyleri söylüyorsun. Hala bekle diyorsun. Sabret diyorsun.  Umut diyorsun. Bana hala boş laflar ediyorsun. Hala bomboş ümitler…

Anne… Yoksa… Anneler de mi yalan söyler?

Bir Kitap: Yolcu | John Twelve Hawks

Hikayeye girmeden önce biraz teknik kısımlardan bahsedelim. 2011 yılında Doğan Kitap tarafından 1. Baskısı yapılmış. Sıla Okur çevirisiyle yayımlanan Yolcu, 378 sayfalık bir kitap. Yazarı ise John Twelve Hawks. Doğan kitabın sitesinde okuduğuma göre (fakat bu bilgi güncel olmayabilir. Sonuçta 2011 yılında girilmiş bir bilgi ve artık geçerliliği olmayabilir ama) bu bilgiye göre yazarın ismi gerçek ismi değil, bir takma isim bu. Yazarın editörü dahi kendisiyle yüzyüze görüşmemiş. Röportaj vesaire yapması gerektiğinde bunu e-mail aracılığıyla yapıyormuş. Televizyonu falanda yokmuş. Sistemin tamamen dışında kalmaya çalışan biriymiş. Tıpkı kitaptaki soytarılar gibi… Soytarılara da birazdan değinicem…

Biraz kitabın konusundan bahsedecek olursam. Öncelikle kitapta bizim gibi normal insanların dışında, Yolcular, Soytarılar ve Tabula ya da diğer adları Biraderler olan bir grup var. Hani hep dünyayı yöneten aileler olduğu söylenir. Birçoğunuz bu tarz bilgileri bir şekilde duymuşsunuzdur. Aslında bu kitaptaki Tabula yani Biraderler bir anlamda o aileleri temsil ediyor gibi… Bir ülke değil, tüm dünyayı kontrol altında tutmaya çalışan bir grup… Her yere elleri uzanan bir grup bunlar. Tabulanın yegane amacı tüm insanları kontrol altında tutmak olduğu için hiçbir inşan kendisinden bağımsız olarak hareket etsin istemiyorlar. Tüm kameralar, bütün ATM’ler, her şey onların kontrolünde. İnsanlar farkında olmadan her saniye izleniyorlar aslında. İnsanlar hep bu düzenin içinde kalsın istiyorlar falan…

Diğer bir grup ise Yolcular. Doğuştan başka alemlere geçme yetenekleri olan insanlar. Bana göre, benim şahsi düşünceme göre bunlar aslında Peygamberler, Ermiş kişiler, Bilim adamları , Aydınlar falan olabilir. İnsanların birşeylerin farkına varmasına, gözlerinin açılmasına, gerçeği görmesine neden olan, dolayısıyla Tabula’nın karşısında mücadele eden insanlar… Bu sebepten dolayı da Tabula yüzyıllardan beri Yolcuları aramakta ve infaz etmektedir. Ve tüm yolcuların yok edildiği sanılmaktadır.

Diğer yandan Soytarılar var. Ki kitapla ilgili eleştireceğim bir konu mesela bu ad olabilir. Soytarı adı bence gerek kitabın ruhuna gerek bu karakterlere çok yakışmamış. Daha yakışıklı bir isim takılabilirmiş. Her neyse soytarılarda Yolcuları, Tabuladan korumaya yemin etmiş olan, hayatlarının sonuna kadar bu uğurda mücadele eden savaşma ve tabiki öldürme konusunda çok iyi eğitim almış kişiler. Yolculara gerekirse onlarla birlikte ölecek kadar bağlılar.

Şimdi bu tanıtımı yaptıktan sonra kitabın konusu şöyle. Maya adında normal bir insan gibi yaşamak için geçmişinden kaçmaya çalışan bir soytarımız var. Fakat geçmişten kaçmak her zaman hele ki böyle bir geçmiş söz konusuysa mümkün olmuyor ve bir anda kendini gelişen olayların ortasında buluyor. Büyük olaysa şu: Az önce tüm yolcuların yok edildiğini söylemiştim. Ama hala hayatta iki yolcu kalmış olabileceği ihtimali çıkıyor ortaya. O halde o yolcuların korunması gerekiyor. Peki kim koruyacak tabi ki Maya…

Fakat bu defa bir farklılık var. Tabula bu defa bu yolculara ulaşıp onları öldürmek değil, başka alemlere geçebilme yeteneklerini keşfetmek için onları araştırmak, onları kullanmak istiyor. Bu yüzden öldürmenin değil, onları yakalamanın derdine düşüyorlar. Bu kitapta Tabula, Yolcular ve Soytarılar arasındaki aksiyonu bir an olsun düşmeyen mücadeleyi okudum. 

Kitap hakkında şunları söyleyebilirim ki: kesinlikle popüler olmaya, elden ele dolaşmaya, okunmaya layık bir kitap. Tabir i caizse patlamamış, gözden kaçmış. Son zamanlarda elimden düşüremeden, bir solukta okuduğum kitaplardan biri bu oldu. Ve ben genelde bir sonraki sayfayı merakla çevireceğim, o aksiyonun, hızın kesilmediği kitapları okumayı severim. Bu kitap bu anlamda çok doyurucu bir kitaptı. Daha ilk sayfadan başlayan aksiyon kitabın sonuna kadar devam ediyor. Hani bazen bir polisiye bir gerilim bile okuyor olsanız bazı yerlerde durağanlaşabilir, bazı yerleri sıkıcı olabilir. Bu kitapta bana bu hiç olmadı. Baştan sona kadar sürükleyiciydi. O yüzden elinizde varsa ama henüz okumadıysanız ya da bir sahafta falan rastlarsanız muhakkak edinin ve okuyun derim. Elbette bu göreceli bir durum, herkes aynı şeyi beğenmeyebilir ama bu kitabı bence beğenirsiniz.

Tüm bunları söyleyip, ballandıra ballandıra anlattıktan sonra kötü haber, başta da söylediğim gibi satışı şu anda yok. O yüzden bu bir duyuru olsun aynı zamanda. Olurda bir sahafta yada bir internet sitesinde falan serinin diğer kitapları olan Tabula ve Altın Kenti görürseniz bana bir haber verin lütfen. Çünkü ilk kitabın etkisi hala tazeyken devamını da okumak istiyorum.


Etik, Ahlak ve Değerlerin Canı Cehenneme

Sıkıntılı hallerdeyim. Bundan sebepten direk konuya giriyorum sevgili okur. Eskiden ahlaki değerlere sahip olmak, bu değerlerin gerektirdiği şekilde davranmak pek mühim özelliklerdi.Gerek özel hayatta, insan ilişkilerinde hatta iş hayatında bu değerlere sahip olmak fark yaratıyordu. Sizi bir üst basamağa taşıyacak meziyetlerdi bunlar. Eskiler bilir...

Şimdilerdeyse durum değişti. Bu değerlere sahip olmak bir zaaf olarak yaftalanıyor. Bu yaşamak yolculuğunda ileriye doğru yol alabilmek için bu duruma ayak uydurman gerekiyor. Dürüst olmamalısın. Aptal değilsin ya... Hele iyi niyetli olma cehaletini gösterirsin kafadan kaybediyorsun.

Sahip olman gereken şeyler çok net aslında. İçten pazarlıklı ol. İkili oyna. Yalan söyle. Dürüstlükten uzak dur. Daima art niyetli ol ve bu çizgide hareket et. Göreceksin ki önündeki kapılar bir bir açılacaktır.

Son birkaç yıldır büyük bir istikrar göstererek yerimde sayıyorum ben. Oysa formül çok basit. Çözüm yolu açık, net...

Tek bir soru kalıyor geriye...

Böyle bir değişimi bünyem kaldırabilir mi? Bu seviyeye çoktan atlamış insanlarla bir şekilde iletişim halinde olmak bile midemi bulandırırken, böyle bir insan olmaya kalkmaya midem dayanabilecek mi?

Anlayacağın sevgili okur, kafamda yine dumanlar var. Yine sorular var. Yine sorunlar var. Biraz kendimi yiyip bitireyim ben, sende bunları düşün bir!


Bumerang - Yazarkafe