İyi Başlangıç Kitapları (1) [Video]

Merhaba

Başlıktan da anlayacağınız üzere bu bir tavsiye ve tanıtım videosu olacak. Hali hazırda hazırlamakta olduğum video programlarına ilave olarak yeni bir program daha eklemiş oluyorum. Böyle bir program serisine başlama nedenim, çok fazla karşılaştığım ‘ne okumalıyım’ sorusu? Bu ve buna benzer sorularla her karşılaştığımda kişiye, duruma, talep edilen konuya uygun kitap önerilerinde bulunmaya çalışıyorum naçizane okumalarım ışığında. fakat bu mevzuyu videolara da taşıma düşüncesi Mehmet Akif Sarı’nın da önerisiyle şekillenmiş oldu.

Kitaplara geçmeden önce iki konunun daha altını çizmek istiyorum. Birincisi bu videoların bir teması, bir konusu yani bir odak noktası olacak. Mesela iyi başlangıç kitapları, ilk kitaplar ya da blogger kitapları gibi… İkinci altı çizilesi noktaysa şu, sadece okuduğum kitapları değil, belirlediğim konuya uygun ama henüz okumadığım, fakat olumlu duyumlar aldığım için okumayı düşündüğüm kitapları da tanıtacağım. Çünkü hazırlayacağım liste hem tasviye listesi hemde benim için bir okuma listesi olacak. Ki zaten okuduğum kitaplar için halihazırda inceleme videoları hazırlamaktayım.
Yeteri kadar uzattığıma göre artık ilk listeye geçebiliriz.

Bu ilk listenin konusunu “iyi başlangıç kitapları” olarak belirledim. Neden okumuyoruz? Neden okumalıyız? Ne okumalıyız? adlı videomda bana göre başlangıç için uygun kitapların nasıl olması gerektiğiyle ilgili birkaç şey söylemiştim. Şimdi bunlara uyan kitap önerilerimi sıralıyorum.

Züflü Livaneli – Son Ada. Hem okunması gereken kitaplardan biri hemde başlangıç için rahat okunacak bir kitap. Eğer bu kitabı zaten okuduysanız. Son Ada ile ilgili inceleme videomu da izleyebilirsiniz.

İkinci kitabımız Emrah Serbes – Erken Kaybedenler. Kısa hikayelerden oluşan kısa bir öykü kitabı bu. Kolay okunan ve her mini hikayede kendimizden, daha doğrusu çocukluğumuzdan bir şeyler bulabileceğimiz bir kitap.

Alper Canıgüz – Oğullar ve Rencide Ruhlar ve Tatlı Rüyalar. Alper Canıgüz son zamanların okunası yazarlarından. Kısa olması ve kolay okunması bana göre onu iyi bir başlangıç kitabı yapmakta ve buna ilave olarak bu kitaplarda macera var, eğlence var, aşk var, cinayet var bir kurguda olması gereken herşey var.

Steinback – Fareler ve İnsanlar. Hakkında çok fazla bir şey söylemeye gerek yok. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen değerini, anlamını kaybetmeyen kitaplar vardır. Bu onlardan biri… Bir sonraki kitabımızda aynı şekilde.  Richard Bach – Martı…

Her an, okulda, toplu taşımada, kütüphanede birinin elinde görebileceğiniz popülerliğini hiç yitirmeyen, bir klasik. Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli
Polisiye kitaplar, gerilim daima yüksek olduğu için zevkle okunan kitaplardır. Dolayısıyla hem böyle polisiye, gerilim, macera öğeleri taşıyan, hem kısa olan hemde bir Agathe Christie klasiği olan  10 Küçük Zenci’yi de listemize dahil edelim.

Eğer kitaplarla pek aranız yoksa fakat kitap okumaya başlamak istiyorsanız ve okuduğunuz bu kitabın sizi sıkmasını, sizi okumaktan soğutmasını değilde, size okumayı sevdirmesini, teşvik etmesini istiyorsanız, işte benim ilk aklıma gelen başlangıç kitapları böyleydi. Bu seçimleri yaparken kütüphanemde olanlar arısndan seçim yapmaya özen gösterdim. Aksi takdirde onlarca isim saymak zorunda kalacaktım. Umarım işe yarar.

Şimdilik bu kadar… Gelecek tavsiye ve tanıtım listesinde blogger kitaplarına yer vereceğim.  Önerdiğiniz blogger kitaplarını bana ulaştırabilirsiniz. Şimdilik. Hoşçakalın.



Sana Kendimi Anlatmak İstiyorum [Video]

İletişim yani insanın kendini anlatma ve anlaşılma ihtiyacı… Ve neticede anlatamama ve anlaşılamama mevzusu…

Bu ihtiyaç var oluştan bu yana adım adım büyüyerek bugünlere kadar gelmiş. Tüm bu süreçte gelişim göstermiş. Bu amaca hizmet eden araçlar bulunmuş. Mesela alfabeler icat edilmiş, diller ortaya çıkmış daha kolay iletişim kurulabilmesi için… Yazmak fiili eylem kazanmış bir zaman sonra… Bunu mikrofonlar, telefonlar falan izlemiş. Şimdilerdeyse iletişim kurmak teknik olarak o kadar kolay bir hal aldı ki… Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar… Ve tabi ki twitter, facebook, instagram ve diğer sosyalleşme alanları… Her şey iyi güzel ama 21. yy da hala iletişimimiz sakat durumda. Teknik olarak her şey elimizin altındayken biz hala kendimizi anlatmakta, karşımızdakini anlamakta sorun yaşıyoruz. Peki bunun sebebi ne olabilir?

İnsanlar konuşa konuşa anlaşır derler teoride ama pratikte insanlar konuşa konuşa birbirlerini yiyorlar.

Hiçbir insan tam anlamıyla rahat değildir bu konuda. Muhakkak beni anlamıyorlar yaa moduna girer herkes zaman zaman. Bende, sende o da… İnsanlar arası sürekli bir kargaşa, zıtlaşmalar mevcut. Çünkü çoğunluk dünyanın kendisi etrafında döndüğünü falan zannediyor olmalı. Kendi doğrularını evrensel görüyorlar. Mükemmel insan yoktur deyip, mükemmele en yakın olarak kendilerini zihinlerinde ki o tek kişilik koltuğa oturtuyorlar.

Oysa bu kadar karmaşaya ne gerek var ki? Üzerimizde ki bu mükemmel benim edalarını bir kenara bıraksak ne çıkar yani? Karşımızdakilerin de söz hakkı olduğunu unutmasak, dinlesek onları… Bir konuda yüzde yüz haksızken bile ben doğruyum ünlemini cümlelerimizin başına koymamızın anlamı ne?

Karşımızdakini ön yargısız dinlemek, biraz anlayış ve yanlışlarımızla yüzleşebilme cesaretine ihtiyacımız var. Bir konuda bizim de yanlış bilgiye sahip olabileceğimizin, hatalı olabileceğimizin mümkün olduğunu kabullenmeliyiz. Mutlak doğru var mıdır? Yok mudur? Tartışılır… Ama emin olun ki benim doğru dediklerim mutlak doğrudur anlayışı mutlak doğruyu tanımlamıyor. Bu kadar yükseklerde gezmenin anlamı yok.

Ne kadar tuhaf; insanlara kendimizi anlatabilmemizin, onlar tarafından anlaşılabilmemizin ilk adımı onları anlamaya çalışmak. Anlayış, anahtar kelime bu… Anlaşılmak için mücadele etmek yerine anlamaya çalışsa her insan karşısındakini, mesele kalmayacak aslında. Çünkü çoğunluk bunu başarabilirse ve çoğunluk anlayış gösteren taraf olursa; buna paralel olarak anlayış gören tarafta olacak aynı zamanda. İnsanlar arasında kusursuz, problemsiz bir iletişim sağlanması imkansız değil. Fakat bunun için bireye iş düşüyor ve birey her zaman olduğu gibi elini taşın altına koymaktan kaçıyor.

Bir başka kabul edilmesi gereken konu da farklılıklardır. Her insan birbirinden farklıdır. Her insan birbirinden farklı şeyler düşünüp, farklı şeyler hissedebilir, farklı şeylere ilgi duyabilir. Mesela spor konusunu düşünelim. Bir gün herkes Fenerbahçeli olursa, Galatasaraylı olursa ya da Beşiktaşlı ya da herhangi X takımlı olursa… Bir gün herkesin aynı takım taraftarı olduğu bu atmosferde sizin o takımın taraftarı olmanızın bir anlamı kalacak mı? Sporun güzelliği, rekabetten geliyor… Rekabet taraftar kavramını doğuruyor. Bu güzelliğin özü farklılıklardır işte.

Bu durum siyasette de geçerli, edebiyatta da, her konuda… Yaşamı eğlenceli hale getiren, tek düzelikten çıkarıp monotonluktan kurtaran şey insanlar arasındaki farklılıktır. Bunun farkına varmak çok önemli. Zaten bunu anladığımız zaman, iletişimin üzerindeki en büyük engellerden biri olan bu zıtlaşmaların, çatışmaların önüne geçilecektir. Çünkü insanlar karşılarındaki farklı görüşlere, farklı zevklere sahip insanlara düşman olmak yerine, onlara ihtiyacı olduğunu bilecekler böylece…

O yüzden bence, karşınızda ki insan sizinle konuşuyorsa onu dinleyin. Anlatmak istediği şeyleri anlamaya çalışarak arada ki bu anlaşma sürecini kolaylaştırın. Yorumlar yapın, kendi fikirlerinizi sunun. Herkesin hemfikir olmaması olağan… Çünkü hayatı anlamlı kılan farklılıklardır. Bu yüzden hemfikir olmadığınız bir konu olduğunda tartışmaya başlamak ben doğruyum, sen yanlışsın gibi dikta karakterli tutumlar takınmak yerine empati kurmayı deneyin. Onun yerine koyun kendinizi, onun gözlerinden bakın. Eğer yine de olmuyorsa, yakasına yapışmanızın bir anlamı yok ya da üzerine bir şeyler fırlatmanızın… Saygı duyun sadece…

Böylesi bir farklılıklar âleminde iletişim kurmak zor zaten; birde biz zorlaştırmayalım bunu. Dinleyelim, anlamaya çalışalım, empatiyi deneyelim, hiç biri olmadıysa sadece saygı gösterelim özetle. İnsanlar arasındaki iletişimsizliğin nedeni; insanın ta kendisidir. Başka bir şey değil.

Anlatmak, anlaşılmak, iletişim kurmak ve tabi ki farklılıklar üzerine benim düşüncelerim bunlardı. Gelecek sefere görüşmek üzere. Hoşçakalın…



Bumerang - Yazarkafe