İyi Niyet Sorunsalı [Video]



Hiç kendinizi çevrenizdeki insanların, olayların dışında hissettiniz mi? Bazı insanlar hak ettiği değeri göremediğini, çevresindeki insanları önemsediği kadar önemsenmediğini düşünür. Bu ilişki bozuklukları sebebiyle de, kendini o çevrenin dışında bırakır? İnsanlarla aynı frekansı yakalayamadığı için dışarıda kalmayı ya da diğerlerini içeriye almamayı uygun görür.

Çünkü hisseder ki, çevresindekilerle arasındaki iletişimin sağlıklı olabilmesi için gösterdiği bütün çaba boşunadır. Yani daha doğrusu tüm bu çabanın, tüm bu fedakarlığın onun tarafından daima yapılması gerekiyormuş gibi algılandığını hisseder. Bu onun mecburi göreviymiş gibi…

Duygusal ilişkisinde, ilişkiyi renklendirmek için daima bir şeyler yapmaya çalışan, ilişkinin yara almaması için daima fedakarlık yapan taraf o dur. Hatta genel olarak çevresindeki insanlarla olan ilişkisinde alttan almaya, anlayışlı olmaya, empati kurmaya meyilli kişidir o hep. Bu çabayı karşısındakilerde bulamaz bir türlü. Durum bu olunca iki seçeneği vardır. Ya kendini bu kalabalığın dışarısına çekip kendi dünyasında takılacaktır ya da bununla mücadele edecektir.

Çekilmeyi tercih ederse, bu en kolayı. Dertsiz tasasız. Ama bunun neticesinde nihai bir yalnızlık var. Bu çok hoş bir şey değil. Mücadeleyi seçse, ne yapacak? O noktadan sonra durumu kurtarmak nasıl mümkün olabilir ki? Yok arkadaş artık ben tüm bu çabayı falan göstermem, yok öyle üç kuruşa beş köfte diyemez. Çünkü iletişim kurduğu kişiler arasındaki rol paylaşımında kendisine düşen rol budur artık. Yok ben yapmıyorum bunu derse, kim kırılacak kim üzülecek diye düşünmeden o da sadece kendisini düşünerek hareket edecek olursa ne olur? Dışlanır. Kötü insan olur. Çerçevenin dışında kalır.

Çünkü işin matematiği çok zor değil aslında. Her zaman iyi niyetli olan, incitmemeye, mutlu etmeye çalışan insanlar bir süre sonra sanki hep öyle davranmak zorundalarmış gibi algılanırlar. Onlardan hep öyle davranmaları beklenir. Onlarında bu beklentilere sahip olabileceği düşünülmez.

Ama ilişkinin başlangıcından beri kötü davranan, kimseyi önemsemeyen, incitmemek için çaba harcamayan taraf olsaydı, bu dışarı itilmek yerine el üstünde tutulan kişi olacaktı. İnsanlar tarafından bir değer olarak görülecekti. Çünkü şu bir gerçek ki insanlar ulaşılması zor olana saygı gösteriyorlar. Hali hazırda, el altında, çanta da keklik olan, pek önemsenmiyor…

Nuri Bilge Ceylan’da demiş ya “Bir ortamda mütevazi olmaya kalkarsanız, saygı hemen azalmaya başlar” diye. Eee doğru…

Bu tür durumları bir çok insan, zaman zaman hissediyor aslında. Kimi dışa vuruyor bunu, kimi içinde yaşıyor ama bu his her daim insanların ruhunu kemirmeye devam ediyor.

2013 yılında yayımladığım ilk kitabımı karıştırırken benimde içimin sıkıldığı dönemler olduğunu hatırladım. Ee ergenlik falan, malum…

Ama ben kendime çok farklı bir kaçış yolu belirlemişim o zaman. Yazdığımı tekrar gözden geçirdikten sonra tekrar fark ettim ki, bu kaçış yolu hala benim için geçerli.

"Ama ne yaparsan yap, sende biliyorsun ki, hayat adil değil. Çevrene bir bak! Hüzünlenmek için binlerce sebep bulabilirsiniz. Üzülmek için çaba harcamana gerek yoktur. Hüzün her yerdedir. Ve bazen bir hüzün okyanusunun ortasında kalmış gibi hissedebilirsin kendini. O yüzden zaman zaman hayatı önemsememeyi öğren. Dışarıda depremler olurken, sen içeride son ses müzik dinle, şarkı söyle, şiir oku... Dünyaya onu ciddiye almadığın mesajını gönder. Hüznü görmezlikten geldiğin zaman, gözlerin neşeye açılacaktır.

Sevgi bir çiçekse; içinde bir bahçe yetiştir sevgiler dolusu. Ama aklının bu bahçeye bekçilik yapmasını da ihmal etme. Herkesi sevebilecek kadar bol sevgi yetiştirsen de içinde; sevilmenin kıymetini bilene ver bütün çiçeklerini."

Yani parçada anlatılmak istenen şu, iyi niyetten, iyi düşünmekten vazgeçmeyin ama tüm bunları hemen herkesin ayağınada sermeyin. Aslında kilit nokta mesafe galiba. Mesafeyi doğru ayarlamak. Olması gerektiği kadar. Daha fazla değil daha az da değil, gerektiği kadar…

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.