Dönüşüm - F. Kafka | 3 Paragraf Videoları #2 [Video]

İncelemesini yaptığım kitaplardan seçtiğim metinleri '3 Paragraf' başlığı altında okuyorum. Bu videoda Kafka'nın Dönüşüm'ü var...

Franz Kafka'nın Dönüşüm'ü üzerine bir şeyler söylediğim inceleme videosu ise 3 Mart Pazar günü yayınlanacak. Haberdar olmak için abone olmayı ve bildirimleri aktifleştirmeyi ihmal etmeyin. İyi seyirler.

Program Listesi
Bir Kitap İncelemeleri: https://goo.gl/QeBWFe
Dışavurum Bültenleri: https://goo.gl/Ojwwhu
Kısa Film / Klip: https://goo.gl/fGiljY
Araştırma Notları: https://goo.gl/FPQODj
Bazı Şeyler: https://goo.gl/1rqUve

Facebook Page: http://goo.gl/ALrEMF
Bir Hipnotik Alan Belirlemek [Video]

Hipnoz denince aklınıza ne geliyor? Zihninizde elindeki cep saatini ya da benzer bir objeyi gözünüzün önünde sallayıp, soğukkanlı ve gizemli ses tonuyla “şimdi rahatla ve derin bir uykuya daldığını düşün” diyen biri belirdi mi?

Psikolojiye göre hipnoz insanı telkine açan, bir tür uyku – uyanıklık arası durumudur. İlk zamanlarda büyücülüğün bir dalı gibi görülüp bilim insanları tarafından önemsenmeyen bu uygulama 19. yüzyılın sonlarında bilimsel yaklaşımlarla araştırılıp, incelenmeye başlanmış ve büyücülük yaftasından kurtulup bilimin bir konusu haline gelmiştir.

İnsanın trans durumuna gelerek, telkine yatkınlık göstermesi hali olarak düşünülen hipnoz, sanılanın aksine zihin kontrolünden ziyade, yönlendirmeli bir rüya gibidir. Hipnoz altındaki kişiler kendilerinin farkındadırlar ama iradelerini kullanabileceklerinin farkında değil gibi davranırlar. Daha önce bir hipnoz durumuna geçtiğiniz oldu mu? Bu telkine ve yönlendirilmeye açık olduğumuz anları yaşadınız mı?

Belki bilimsel anlamda buna vereceğiniz cevap hayır olacaktır. Fakat hepimiz hiç farkında olmadan ve bu bahsedilen süreçlerden biraz daha farklı olarak kendimizden geçebiliyoruz. Telkine ve yönlendirmelere karşı korunmasız durumlarımız oluyor.

Hiç kendinizden geçmiş bir halde televizyon izlerken bir an kendinize gelip, onca saatin nasıl geçtiğini anlayamadığınız oldu mu? Ya da televizyonda açık olan herhangi bir program, bir dizi ya da film gibi herhangi bir görüntüye bakıp kaldığınız, aslında sevdiğiniz, takip ettiğimiz bir program olmamasına rağmen başından kalkamadığınız olmadı mı hiç? Mutfağa gitmeniz lazım. Şimdi kalkıyorum, kalkacağım diye içinizden söylenirken dakikalarca belkide umurunuzda bile olmayan bir programa bakıp kalmadınız mı? Ya da boş bir zamanınız olduğunu düşünün. O an yapmanız gereken bir şey yok. Canınız film izlemek falanda istemiyor. Kendinizi amaçsızca bilgisayar ekranına boş boş bakarken bulmadınız mı? Bir twitera bakayım öyle uyurum diye yatağa girmenizin ardından dakikalar sonra hala sayfayı kaydırıp daha aşağıya daha aşağıya inmek için çabaladığınızı fark ettiğinizde mi olmadı?

Hipnoz psikolojinin bir dalı olarak görülebilir. Uygulanması için çeşitli etkenlere de ihtiyaç vardır. Ama farklı bir bakış açısı ile baktığımızda, artık günümüzde bir çok şeyin etkisi altına istem dışı girerek meçhul bir hipnotizörün yönlendirmelerine boyun eğmiyor muyuz? Yaşam alanımızın her santimetre karesi bir hipnotik alana dönüştü adeta. Gelişen teknoloji ve yaşamın, insanın, dünyanın geldiği nokta itibariyle banim şahsi düşüncem bu etkilerin olmadığı, bu etkilerden uzak bir yer bulmak oldukça güç. Elbette seçenekler mevcut ama bu seçeneklerin kabul edilmesi kolay değil.

O yüzden ben diyorum ki madem bu kaçınılmaz hipnotik etkiler altına gireceğiz, en azından bunun seçimini kendimiz yapabiliriz. Deneyebiliriz? Mesela hiç farkına varamadan televizyonun ekranına bakarak geçirdiğimiz saatleri, sahilde denizi, martıları, vapurları seyredek harcayabiliriz. Denizin, temiz havanın, martı seslerinin, doğanın bizi hipnozu altına alması, televizyonun ve artık her reklamda, dizide, programda bir yerlere sıkıştırılan telkinlerin, yönlendirmelerin bizi hipnozu altına almasından daha iyidir. Televizyonun bize sunduğu şu parfümü kullanırsan bütün kadınlar senin peşinden koşar, bu pantolonu giydiğinde senden kralı yok, bu saati takıyorsan sen adamsın alt mesajlarına ihtiyacımız var mı gerçekten? Bizim doğaya ihtiyacımız var. Bizim kendimize ihtiyacımız var. Bizim insana, iletişim kurmaya ihtiyacımız var. Bu hayat hiçbir amaç olmaksızın facebook anasayfasını aşağıya doğru kaydırmakla, bütün boş vakitlerde twit okumakla sadece boşu boşuna harcanmış olur.

İtiraf etmeliyim ki bu saydığım sosyal medya araçlarında hatta çok daha fazlasında birer profilim var. Hepsini kullanıyorum. Çok nadir istisnalar dışından televizyon izlemeyi bıraktım. Diğerlerini de mümkün olduğunca gerektiği kadar kullanmaya çalışıyorum. Ama buna rağmen evet, bazen içimden hiçbir şey yapmak gelmediği için facebook anasayfasının sonuna ulaşmak gibi bir amaç belirlemiş gibi ekrana bakıyor ve onu aşağıya kaydırıp durduğum oluyor. Ya da bazen aynısın twitera yapıyorum. İnstagrama yapıyorum.

O yüzden ben kendime bir çeşit yeni amaç belirledim. Bir çeşit kendi hipnotik alanını belirleme denemesi diyelim buna… Bundan sonra böyle bir an olursa yani hiçbir şey yapmadığım halde öyle boş boş ekrana baktığım bir an olursa ilk işim bilgisayarı kapatmak olacak. Sonra kitabımı elime alıp kaldığım yerden okumaya devam edeceğim. Canım okumak istemiyor mu? Belki bir şeyler yazmaya çalışırım. O da mı olmadı o halde çare müzik deyip müzik çalarımın play tuşuna basacağım… (play tuşuna bas ve müzik girsin) Bu da fayda etmiyorsa can sıkıntımı gidermeye, dışarıya çıkıp yürüyeceğim. Doğanın, toprağın, rüzgarın hipnozu altına girmek için… Belki böylesi çok daha iyi olur. Ne dersiniz?
Evrimde Yaradılış ve Hz Adem
Yaratılışı anlatmaya çalıştığımız yazımızın üçüncü ve son bölümü Evrimde Hz Adem. Evrim konusu her kesimden insanların ilgisini çeken ve mutlaka bir yorumu olduğu bir konu olmakla beraber, fikirlerin çokluğu sebebiyle tam bir kaos yaşanmaktadır. Bugüne kadar evrimde ve yaratılışı destekleyen pek çok konferansa katıldım. İki tarafta da temel hatanın bilinmeyeni açıklamaktan daha çok dogmatik bilgilerle sonuca ulaşma çabası ve karşı tarafı suçlama girişimleri olarak görüyorum. Ayrıca evrim teosini savunmak veya karşı çıkmak ideolijik temellere dayandırmaktır. İnanç farklı bir konudur. İnsan sadece maddi veya sadece manevi yönü olan bir varlık değil her iki özelliğide içinde bulunduran karmaşık bir varlıktır. Koskoca evreni şuan fiziksel olarak incelememiz mümkün değil belki ama fikirlerimiz evrenin dışına çıkabilir. En azından bize kılavuzluk edebilir.

Gelelim evrim için Hz Adem’e. Hz Adem bizim dinimize göre bir peygamber, insanoğlunun ilk atası ve ilk peygamber olmakla birlikte evrim teorisinde insanlık için böyle bir başlangıç taşı bulunmamaktadır. Biz homosapienslerin bugunkü Afrika’da Etiyopya civarından bütün dünyaya yayıldığı tahmin edilmektedir. Kısaca evrim teorisine de değinelim. Evrenin oluşmasına müteakip dünyanın oluşumunu ve hayatın nasıl başladığının cevabını arayan bilim adamlarının ulaştığı sonuç: Suyun içinde bulunan karbonlu bileşiklerin gezegenimizde varolan yıldırımlarla ilk basit aminoasitleri oluşturduğu yönündedir. Daha sonra bu aminoasitler hepimizin bildiği proteinleri oluşturmuş ve RNA ile DNA moleküllerine giden yol açılmıştır. İlk tek hücreli canlıların oluşmasının ardından çok hücreliler, deniz canlıları ve memelilere giden yoldan kendimize en çok benzeyen insansı maymunlara ulaşıyoruz. İnsansı maymunlarla bugünkü maymunlar arasında tabi ki benzerlik var ama insanın maymundan geldiği fikrinden daha çok evrim teorisi; insanla maymunun ortak bir atadan geldiği tezini savunur. Ortak atalarımız bügünkü Afrika savanalarında yaşamaktadırlar. Bu ortak ataların kendilerini savan şartlarındaki tehlikelerden korunmak için iki ayaküstünde durdukları sanılmaktadır. Bizim gibi maymunlarda topluluklar biçiminde yaşamaktadırlar.

Afrikadan bütün dünyaya yayılan insansı maymunlar zaman içinde oluşan iklim değişiklikleri sebebiyle küçük farklılıklar yaşamış, ortama uyum sağlayıcı mutasyonlara uğrayarak hayatta kalma mücadelesini sürdürmüştür.

Evrim teorisinin Adem’i kimdir?

Bu sorunun cevabı birden fazla adem olduğu yönündedir. İlk Adem iki ayakları üzerinde yürüyendir. İlk Adem ateşi ilk defa bulandır. İlk Adem belki de dini icat edendir.

Konuk Yazar
Rasül Demirci
iletişim: resuldmrc@gmail.com
Diğer Yazıları

no image
Pinuccia'nın Kitapları blogunun sahibi sanıyorum ilk olarak 2013'te düzenlemişti, Okuma Şenliklerini ve o gün bugündür bol katılımla şenlikler düzenlenmeye devam ediyor. Ben kendime güvenemediğimden katılamadm hiç fakat bu sefer bende katılıyorum. Okuma Şenliği nedir? Kuralları vesairesi nedir diyenler için yaratıcısının bloguna tam olarak buradan ulaşabilirsiniz.

Kış Okuma Şenliği 2015
Kategoriler ve Benim Kitap Listem

1. Yabancı Yayınları'ndan çıkmış bir kitap. (10 puan)
#direnAŞK, Ali Bolat, Yabancı Yayınları, 408 s.

2.Adında kış mevsimiyle ilgili bir kelime geçen veya olayların kış mevsiminde geçtiği bir kitap.
Beyaz Diş, Jack London, 264 s.

3. Liseye başladığınız yıl ödül almış bir kitap. (10 puan)
2005 Sedat Simavi Ödülleri: Unutma Bahçesi, Latife Tekin, Everest Yayınları, 349 s.

4. Uzun zamandır kütüphanenizde okunmayı bekleyen bir kitap. (10 puan)
  Son Ada, Zülfü Livaneli, Remzi Kitabevi, 184 s.

5. Herhangi bir edebiyat ödülüne aday olmuş ama kazanamamış bir kitap. (10 puan)
Ulusal Kitap Ödülü Finalisti: Konuş Benimle, GO! Kitap, 304 s.

6. Yasaklanmış bir kitap. (10 puan)
  Dönüşüm, Franz Kafka, İş Bankası Kültür Yayınları, 74 s.

7. Kitap Ağacı kulüplerinden birinde okunan bir kitap. (10 puan)
  Bilim Kurgu Kulübü: Zaman Makinesi, H. G.  Wells, İthaki Yayınları, 128 s.

8. Başkasının sizin için seçtiği bir kitap. (10 puan)
  Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları, 277 s.

9. 2015 yılında çıkmış bir kitap. (10 puan)
  Memleketi Ben Kurtaracağım!, Gülse Birsel, Doğan Kitap, 188 s.

10. Yazarından imzalı bir kitap. (10 puan)
Çık Yüreğimin İçinden, Kamuran Akdemir, Manifesto Kitap, 176 s.

11. Bilim kurgu ya da fantastik kurgu türünde bir kitap. (10 puan)
Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov, 400 s

12. Siz doğmadan en az 250 yıl önce yazılmış bir kitap. (10 puan)
Barnabas İncili, Kolektif, Tutku Yayınevi, 297.

13. Hem beyaz perdeye aktarılmış, hem de tiyatro adaptasyonu olan bir kitap. (10 puan)
  Ağır Roman, Metin Kaçan, Everest Yayınları, 126 s.

14. Türk kadın bir yazardan bir öykü kitabı. (10 puan)
  Rüya Tacirleri Odası, Çiler İlhan, Artemis Yayınları, 160 s.

15. Romantik türde bir kitap. (10 puan)

16. Karakterlerden birinin bulunduğu kitabın isminde geçtiği bir kitap. (10 puan)
Alper Kamu / Cehennem Çiçeği, Alper Canıgüz, April Yayınları, 224 s.

17. Size hediye gelen bir kitap. (10 puan)
Dört Mevsim, Laurel Corona, Artemis Yayınları, 440 s.

18. 150 sayfadan kısa 4 kitap. (Her kitap 5 puan, hepsi okunursa artı 20 puan, toplam 40 puan)
  Şermin, Tevfik Fikret, , 96 s.
Alın Teri, Jack London, Oda Yayınları, 144 s.
Falaka, Ahmet Rasim, 111 s.
Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan, Yapı Kredi Yayınları, 108 s.

19. Adında aynı kelimenin geçtiği 3 kitap. (Her kitap 10 puan, artı 30 puan, toplamda 60 puan)
İlahi Komedya / Cehennem, Dante Alighieri, Oğlak Yayınları
İlahi Komedya / Araf, Dante Alighieri, Oğlak Yayınları
İlahi Komedya / Cennet, Dante Alighieri, Oğlak Yayınları
(Üç kitabın tek kitapta toplanmış halini Oda Yayınlarından buldum. 381 Sayfa)

20. Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı ve bir kadın, bir erkek olacak şekilde. (Her kitap 10 puan, hepsi okunursa ekstra 20 puan, toplamda 60 puan)
  Türk Erkek: Hayal Kahramanları, Sunay Akın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 200 s.
  Türk Kadın: Benden Duymuş Olmada, Büşra Nebati, Carpediem Kitap, 200 s.
  Yabancı Erkek: Benim Hüzünlü Orospularım, Gabriel Garcia Marquez, 94 s.
  Yabancı Kadın: On Küçük Zenci, Agatha Christie, Altın Kitaplar, 191 s.

21. Birinin isminin bir kelimeden, diğerinin iki, diğerinin üç, diğerinin dört, diğerinin 5 veya daha fazla kelimeden oluştuğu 5 kitap. (Her kitap 10 puan, ekstradan 40 puan, toplamda 90 puan)
Yalnızız, Peyami Safa, , 365 s.
Adem'den Önce, Jack London, Yason Yayınları, 145 s.
Bir Son Duygusu, Julien Barnes, Ayrıntı Yayınları, 160 s.
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi, Ahmet Ümit, Everest Yayınları, 418 s.
Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet Gezer, Laurent Gounelle, Pegasus Yayınları, 448 s.

22. Kendi temanı kendin yarat, dört kitap belirle. (Her kitap 10 puan, ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan)
Yeni / Genç Yazarlara ait kitaplar:
  Mor Delilik, Buket Konur, Siyah İnci Yayınları, 120 s.
  O.Ç., Buket Konur, Minval Yayınları, 152 s
  Düş'mesek mi?, Didem Eyüboğlu, Gece Kitaplığı, 72 s.
Frambuazlı Hayat, Deeptone, Serüven Kitap, 216 s.

Okunan Toplam Sayfa Sayısı: 2.268
Kazanılan Toplam Puan: 187
Okunan Kitap Sayısı: 15



 Kur-an’da Yaradılış ve Hz. Adem
Bir önceki yazımızda Yahudi kaynaklarında yaratılış ve Hz Ademi anlatmaya çalıştık. Bu yazımızda da Kur-an’da yaratılış ve Hz Adem’e değineceğiz.

Kuranda Ali İmran süresinde geçen ifadeyle “Ol dedi, o zaman böylece oldu.” ifadesiyle evrenin “Ol” emriyle oluştuğu ifade edilir.Kur-an’ da ki başka ayetlerde ise evrenin 6 günde -aşamada- yaratıldığı ifade edilir ve Yahudi kaynaklarının aksine daha yüzeysel anlatılır. İnsanların yaratılmadan önce Allah ile melekler arasında “Yeryüzünde halifeler yaratacağım, melekler biz zaten sana ibadet ediyoruz, yeryüzünde kan dökecek, kötülük yapacak varlıklar mı yaratacaksın diye cevap verdiklerinde Allah ben sizin bilmediklerinizi bilirim der.” Buradan anladığımız insanlardan öncede yeryüzünde hüküm süren varlıkların olduğudur bir rivayete göre bu varlıklar cinlerdir. Hz Ademin yaratılışı konusunda pek çok rivayet vardır ama hepsinin ortak noktası Ademin topraktan yaratıldığıdır. Hz. Adem ve Hz. İsa’nın durumları benzerdir çünkü Hz .Adem ve Hz. İsa babasız olarak yaratılmıştır. Hz adem Kur-an’da ki ifadeye göre “alaktan” yani su ve çamurdan yaratılmış ve daha sonra ruh üflenerek insan suretine getirildiği ifade edilir. Hz. Havva’nın da hepimizin bildiğinin aksine Hz. Ademin kürek kemiğinden değil de Hz. adem ile aynı şekilde yaratıldığı rivayet edilir. Yani Hz. havva’nın Hz. Ademin kürek kemiğinden yaratıldığı iddası Yahudi kaynaklarından islama geçmiş ve doğruymuşcasına kabul edilmektedir.

Gelelim cennetten kovulma hikayesine Kur-an’da Allah’ın Adem ile Havvayı yarattığı zaman bütün meleklere Ademe secde edin dediği zaman sadece iblisin -ki o zamana kadar kendisi cennette yaşayan ateşten yaratılmış bir varlıktı- Hz ademe secde etmediği ve bu yüzden cennetten kovulduğu ifade edilir. Bunun üzerine şeytan insanlara düşman olur ve kıyamete kadar insanla şeytanın, iyiyle kötünün savaşı bu noktada başlar. Hz. Adem ile Hz. Havva yaşarken Allah’ın yasak ettiği doğruyu bilme ağacından Şeytan’ın kandırmasıyla yedikleri ve bu yüzden yeryüzünün ayrı ayrı yerlerine gönderildikleri daha sonra Mekke de buluştukları rivayet edilir. Yedikleri ağacın elma olduğu hikayesi Yahudi kaynaklarından hristiyanlığa ve islama geçmiştir. Yahudilik bugünkü yaratılış hikayelerinin temelini oluşturuyor diyebiliriz. Tabi ki bunda Hollywood filmlerinin etkisi de büyük, her ne kadar hikayede gerçekte olsa yaratılış konusu insan beyninin, insan zihninin ne derece geniş olduğunun ve bence evriminin bir parçasıdır. Gelecek ay görüşmek üzere...


Konuk Yazar
Rasül Demirci
iletişim: resuldmrc@gmail.com
Diğer Yazıları

Hepimiz Heba Oluyoruz

"Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza, inanarak büyüdük ama olamayacağız.

Hepimiz heba oluyoruz. Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz.

Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız yok; ne büyük savaş, ne de büyük bir buhran yaşadık. Bizim savaşımız ruhani savaş ve bunalımımız kendi hayatımız."
Yahudi Kaynaklarında Yaradılış ve Hz. Adem
Tevrat ve zebur her ne kadar insanlar tarafından değiştirilmiş bir kitap olsa da yaradılış konusunda doğru veya yanlış (bunu ancak Allah bilir) bize bilgiler sunmaktadır. Bu kaynakları kullanmak ne derece doğru olacak bilemiyorum ama en azından birer efsane olarak değerlendirebiliriz. Bildiğimiz üzere Yahudi kavmine gönderilen iki kitap vardır. Bunlar Tevrat ve Zeburdur. Lakin bugünkü Yahudilik'in kutsal kitapları eski ahit ve yeni ahitdir.Yaradılış hakkında bilgiler eski ahitte bulunur. Eski ahide göre evren 6 günde yaratılmış ve tanrı 7. gün olan sebat (cumartesi) gününde dinlenmiştir.

İlk gün ışık yaratılmıştır.

"Tanrı ışık olsun diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa gündüz, karanlığa gece adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu" diye anlatılır eski ahitte.

Daha sonra sırasıyla yeri göğü dağları denizleri ve en son insanı yaratır:

"Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. Onları kutsadı ve verimli olun, çoğalın dedi, Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun" diye anlatılmaktadır.

Tanrı, Hz. Adem'e eş olması için Liliti yaratır. İlk insanları yaratıp onu cennetine alır. Fakat Lilit biraz feminen bir kadın olacak ki Hz. Adem'i sevmez ve onunla birlikte olmak istemez. Hz. Adem'e sende topraktan yaratıldın bende der ve kibir gösterir. Bu yüzden Tanrı Lilit'i kendisine karşı geldiği için cezalandırır cennetten çıkartır ve dünyaya gönderir. Tanrı daha sonra Hz. Adem'in kaburga kemiğinden Hz. Havva'yı yaratır. Hz. Havva, Ademin parçasından yaratıldığı için ona daha uygun bir eş olur. Daha sonra Lilit, Hz. Adem ve Hz Havva'yı kıskanarak bir oyun tezgahlar ve bu iş için cennette yaşayan bir cin olan Şeytan'ı kandırır. Şeytan Hz. Adem ile Hz. Havva'yı gerçeği bilme ağacından yemeleri için ikna eder. Onlara bu ağaçtan yerseniz ölümsüz olursunuz sonsuza kadar cennete kalırsınız gibi telkinlerle kandırır ve ilk önce Hz. Havva daha sonra Hz. Adem Yahudi kaynaklarına göre yasak elmayı yerler.

Elmayı yedikten sonra o zamana kadar çıplak gezen Hz. Adem ve Hz. Havva avret yerlerini kapatma ihtiyacı duyarlar ve yapraklarla avret yerlerini kapatırlar çünkü yedikleri meyve onlara utanma duygusu vermiştir. Tanrı cenneti gezerken Hz. Adem ve Hz. Havva'yı arar fakat bulamaz. Daha sonra onları çalıların arasında saklanırken bulur ve onların yasak meyveyi yediklerini anlar ve ceza olarak cennetten çıkarır. Hz. adem ve Hz Havva dünyada ürer ve çoğalırlar ve insanoğlu dünyada hüküm sürer. Fakat öbür tarafıdan Lilit ve Şeytanda cennetten kovulmuştur. Onlarda çoğalarak cinlerin soyunu meydana getirirler. Lilit cennetten kovulduğu için Hz. Adem ve Hz. Havva'ya kin beslemektedir. Lilit Hz. Adem ve Hz. Havva'nın doğacak çocuklarını kız ise 8 günde erkekse 8 hafta içinde öldüreceğini iddaa eder ve iyi ile kötü arasındaki savaş böylece başlar.

Yahudi kaynaklarında yaratılış konusu detaylıca anlatılır ve gerçekten Kur-an'da yazılanlardan çok farklı hikayeler anlatılmaktadır. Dahası Tanrı'ya insani pek çok özellik yüklenmiştir. Konuya ilgi duyanlara mutlaka eski ahiti okumalarını tavsiye ediyorum. Bir sonraki yazı Kur-an'da yaradılış ve Hz. Adem hakkında olacak. Bir dahaki yazıda görüşmek dileğiyle.





Konuk Yazar
Rasül Demirci
iletişim: resuldmrc@gmail.com
Diğer Yazıları

no image
Vincent Konağı adlı fantastik romanın yazarı Hale Nur Durmuş ile Nisan 2015'te yayınladığımız bir dijital dergi için yaptığımız söyleşi...
*

Seni uzun süredir bir blogger olarak tanıyoruz. Seni tanımayanlar için biraz kendinden bahseder misin?

1992 Uşak doğumluyum. Çocukluğumun bir kısmı Alanya, bir kısmı K.Maraş Andırın'da geçti. Uzun zamandır Manavgat'ta yaşıyorum. Sağlık sorunları nedeniyle eğitimime ara vermek zorunda kalmıştım fakat şu anda zamanımın büyük bir kısmını üniversiteye hazırlanmak için harcıyorum. Daha iyi yazmak için, daha çok şey öğrenmeye odaklanıyorum.

Manga ve kitap okumayı; anime ve film izlemeyi seviyorum. Nesnelere anlamlar yükleyen ve doğanın ruhuna inanan biriyim.

Geçmiş olsun. Şu anda herhangi bir sorun yok diye umuyorum?

Teşekkür ederim, şimdi her şey çok daha iyi.

Kitap okumak ve film izlemek tamam ama anime izlemek ve manga okumaktan bahsettin. Ben çevremde de, takip ettiğim bir çok blogda da görüyorum bunu. Tutkuyla, bağımlılık derecesinde manga okuyan, anime izleyen insanlar var. Biraz bundan bahseder misin? Neden manga, anime? Senin en sevdiklerin hangileri mesela?


Aslında nasıl başladığımı hiç bilmiyorum ama izlemeyi bırakamadığım doğru (gülümser). Çizim yeteneğim yeterince gelişmiş olsaydı bu yönde bir kariyer yapmayı hayal edebilirdim bile. Fantastik şeylere ilgi duymamdan kaynaklanıyor olabilir. Her animede farklı bir dünyayla karşılaşıyoruz farklı karakterler ve yaratıklar ilgimi çekiyor. Ayrıca bence mangakalar kaçırılmaması gereken çok zekice şeyler üretiyorlar. Kurguladıkları evrenden ve hikayeden tutun da yarattıkları, kötü karakterleri bile öyle ilginç işliyorlar ki insan bağlanıyor bir şekilde. Üstelik anime ve manga çizimleri başlı başına birer harika. Bir de açılış ve kapanış müzikleri var. Bazıları öyle güzel ki çalma listeme ekliyorum ve bir şeyler yazmadan önce de dinlediğim oluyor.

İzlediklerimin hepsi çok güzel ama seçecek olsam Death Note, Bleach, D-Grayman, Aldnoah Zero, Guilty Crown ve Fullmetal Alchemist diyebilirim. Manga okumaya yeni başladım sayılır. Genelde izlediğim animelerin bölümleri bitince sabırsızlanıp mangasını okumaya başlıyorum. Bazen manga animeden daha heyecanlı olabiliyor çünkü animeye uyarlanırken konuyu uzatmak için araya fillerdenen gereksiz bölümler yapabiliyorlar. En son Blame okudum gerçekten farklı ve ilginç bir evrende geçiyordu. Şu sıralar da D-Grayman'nin mangasını okumayı düşünüyorum (gülümser). Anime denince bahsetmeden edemeyeceğim Hayao Miyazaki'nin de bütün anime filmlerini severim, çizimleri ve hikaye anlatışı büyüleyicidir.

Korkarım bu konuşmadan sonra manga okumaya başlayacağım. Peki sana dönelim tekrar. Yazmak, senin için ne anlam ifade ediyor ve bu yazın serüvenin nasıl başladı?

Yazmak derin bir nefes almak ve rahatlamak gibi. Adeta bir meditasyon hali. Zihnim sürekli yeni şeyler üretmeyi seviyor ve bunların kaybolup gitmesini istemediğimden yazarak sabitliyorum. Aynı zamanda yazmak eğlenceli bir oyun gibi, her bir cümle her bir olay ve sahne üst üste dizilen taşlar sanki...

Küçük yaşlarda izlediğim E.T. Yıldız Savaşları ve Yıldız Geçidi gibi yapımlar bende değişik boyutlarda bir hayranlık uyandırmıştı. Sonra Harry Potter ve Tolkien evrenleriyle tanıştım ve kafamda kurgular oluşturmak oyun haline geldi.

Babam Stephen King hayranıydı ve on dört, on beş yaşlarımda onun okuduklarını okuma hevesiyle kitaplığını karıştırırken kendi karaladığı bir şiiri bulduktan sonra bende uyandırdığı hisle yazmak istediğime karar verdim. Ama buna nasıl başlayacağımı çözmek zaman aldı.

Aile de kitapları seven birinin olması, kitapları severek yetişmesini sağlıyor insanın. Sende de bu durum iyi bir etki yaratmış. Peki, bir blogger olmanın dışında çok iyi öyküler de yazıyorsun sen ve hali hazırda yayınlanmış bir romanında var. Bize biraz romanından bahseder misin? Okur, bu romanda ne bulacak?

Vincent Konağı karanlığın yaşayıp nefes aldığı bir dünya. Okurlar karakterlerle birlikte orada gölgelerin altında uyuyan ruhların uyandırılmasına tanıklık edecekler.Bu gizemli dünyada korkuyu,cesareti,umudu ve aşkı aynı anda tadacaklar.

Bu kitaba, kitabın yazarı olarak değilde bir okur olarak baktığın zaman kitabı nasıl tarif edersin?

Kitabı sonradan tekrar okuduğumda daha da çok şey anlatmasını isterdim diye düşündüm. Bir kitabın merak uyandırıcı olması, bende her ayrıntıyı detaylıca öğrenme ihtiyacı hissettirir. Olaylar hızlı gelişiyor ve kitap sıkılmadan okunuyor, sahneler mümkün olduğunca canlı ve hissedilir biçimde.

Vincent Konağı ile ilgili olarak okurdan ne gibi geri dönüşler aldın?

Sürükleyici ve ilginç olduğunu, anlatımı ve betimlemeleri beğendiklerini söylüyorlar. Devamı olup olmadığını merak ediyorlar. Okuyup blog ortamında yorumlayanlar ve mail yoluyla ulaşanlar var. Her bir yorum benim için çok değerli.

Peki bende sorayım o zaman, Vincent Konağı'nın bir devamı olacak mı?

Vincent'ın devamı olmayacak. En azından şimdilik böyle bir şey düşünmüyorum. Karar versem hikaye çok ilginç bir şekilde devam edebilir ama bu şekilde kalması daha doğru gibi. Bir gün hikayenin kendisi devam etmekte ısrar ederse o zaman tekrar düşünebilirim.

Kitabının sonunda "Ruhların izi silinebilir mi?" diye soruyordu Rita... Sen ne diyorsun bu duruma?

Ruh kozmik bir enerji olarak kabul edilir ve enerji yok edilemez sadece dönüşüm geçirir. Simya'nın temelinde de bu vardır mesela eşdeğer takas ilkesi enerji dönüşümüyle ilintili olabilir ama konumuz bu değil aklım animelerde kaldı. Pek çok dini ve felsefi görüşte de ruhların doğayla bütün ve ölümsüz olduğunu görürüz. Bir çok eski uygarlık, atalarının ruhlarını dünyaya bağlamak ve geri döndürmek için çeşitli ritüeller gerçekleştirirmiş. Benim düşünceme gelirsek ruhların izi silinemez. Onlar aslında her zaman bizimle aynı evrendeler. Sadece enerji frekanslarındaki fark nedeniyle farklı bir boyutta gibi algılarımızın dışında kalmak zorundalar. Bazen tesadüfi bazen de özel bir müdahaleyle bu kozmik enerjilere olan ufak bir dokunuş onları bulundukları ortamdan algıladığımız boyuta çekebilir ve etkileşimde bulunabilirler gibi fantastik ve kurgusal düşüncelerim var. Bu konuda pek çok şey söylemek mümkün aslında.

İlginç. Peki Vincent Konağı'nın yayımlanma süreci nasıl gelişti? Nasıl karar verdin? Nereden Başladın?

Kafekitap'ın tefrika yarışmasına katılmıştım. Yarışmanın amacı yazmak isteyen ama nereden başlaması gerektiğini bilmeyenlere yol göstermek, yeni kalemler keşfetmekti. Yazdığın şey hakkında yapıcı eleştiriler ve görüşler alma imkanı sunuyordu. Amacım sadece kendimi test etmekti. Katıldığım sırada elimde yazılmış bir cümle bile yoktu. Birkaç hafta boyunca kitabı tefrika halinde yarışmaya gönderdim. Bittiğinde önce e-kitap olarak yayımlanmasına karar verildi.

Çok heyecanlıydım sadece yol gösterici eleştiriler almayı planlarken hayal ettiğim bir şey gerçekleşiyordu. Bu dönemde kitap taslağını iki kez düzenleyip arkadaşlarımla fikir alışverişi yaptım. Ve yayınevim bana sürpriz yapıp Vincent Konağı'nı basılı kitap olarak yayımladı.

Bu harika bir duygu. Peki ilk romanını yayınlayan bir yazar olarak yayınevleriyle ilgili neler söyleyebilirsin?

Kafekültür'le tanışmadan önce yayınevleri hakkında fazla bir bilgim yoktu ve açıkçası yayınevleriyle görüşme düşüncesinden korkuyordum. Bilinçaltımda yayınevleri asık suratlı insanların olduğu soğuk bir yer olarak yer etmişti. Ama Halil Gökhan ve Candan Selman'ın her aşamada sorduğum en saçma sorulara bile samimiyetle cevap vermeleri ve içten davranışları sayesinde yabancılık çekmedim.

Yeni başlayan biri için iyi insanlarla karşılaşmak güzel bir şans olmuş, umarım bu şansın daim olur. Sence bir kitap yayınlamanın zorlukları nelerdir?

Kafanda canlandırdığın mükemmellikte kağıda aktarabilmek...

Sanırım en önemlisi bu. Yazdıkların gerçekten istediğin gibiyse üzerinde biraz daha çalışıp kitabı olgunlaştırmak gerekli. Sonrası sabretmeyi bilmek ve doğru yayıneviyle yola çıkmak sorunların büyük kısmını uzak tutuyor. Bir de okuyucu kitlesine ulaşabilmek en önemli sorun. Çünkü okumaya vakit ayırmayan bir ülkeyiz.

Evet okumaya vakit ayırmayan bir ülkeyiz ama esas mesele bence, okumaya vakit ayıran insanlarında sadece popüler olmuş kitaplara vakit ayırıyor olması... Yani çok satanlar listesine bakarak bir sonraki kitaplarını seçiyor insanlar. Oysa ben bir kitabevine gidip, kitapların arka kapaklarını okuyarak ya da okuyan insanların eleştiri ve yorumlarına bakarak kitap seçmeyi daha doğru buluyorum. En azından bu şekilde insanlar yeni yazar adaylarına da bir fırsat vermiş olur. Bu konuda sen ne söylemek istersin?

Okumayı seven insanların içinde de bilinçli okur sayısının az olduğunu düşünüyorum. Popüler olmayanın kötü olduğu kanaati yaygın ne yazık ki. Bir de insanlar her konuda kolaya kaçmayı seviyor olmalı, yeni ve bilinmeyen bir şey konusunda onu anlamaya çalışmak, araştırmak ya da denemek zaman kaybı gibi geliyor çoğu kişiye. Bilinçli okuyucu alacağı kitapları seçmek için bile birkaç gün özel bir zaman ayırır, arka kapakları okur, yapılan hiçbir yorum yoksa bile sayfalarını karıştırıp fikir yürütebilir.

Bunu tecrübe etmiş biri olarak çalışmasını kitap haline getirmek isteyen yazar adaylarına neler önerebilirsin. Sence ilk adımları ne olmalı?

Öncelikle yazdıklarını arada bir baştan okuyup en azından bölüm bölüm gözden geçirip yeni bir bakış açısıyla eksik veya fazlalıkları tespit etmelerini öneririm. Yazmaya çok fazla ara verilmemeli. Çünkü bu hem kurgusal hataya düşülmesine sebep verir hem de bilinçaltının konuya odaklanması açısından verimsiz olur.

Yanlarında hep not defteri bulunması, olur olmadık yerde akla gelen şeylerin yitip gitmesine engel olur.

Bazen dışarıdan bir göz kendi bakış açımıza göre daha yararlı olabilir; yazdıklarımıza olan bağlılığımız ayrıntıları görmemizi engelleyebilir bu nedenle güvendiğimiz ve doğru eleştiri yapabilen birine yazdıklarımızı okutup yorumlarını alabiliriz.

Yayınevlerine başvuru sırasında sabırlı olsunlar ve reddedildiklerinde bunun nedenini iyi anlayıp gereken şartları yerine getirmek için ne kadar gerekirse o kadar denemeye devam etsinler.

Bunun dışında pes etmesinler ve kendilerine inansınlar. Son okuma sırasında sadece bir okuyucu gözüyle bakarken çalışmaları bir kitaptan beklentilerini karşılıyorsa her şey yolunda demektir.

Bu güzel öneriler için teşekkürler. Peki ufukta yeni bir kitap var mı?

Evet yeni kitap hakkında uzun zamandır kafa yoruyordum ve yakında yazma aşamasına geçmek için sabırsızlanıyorum. Vincent ya da önceki öykülerimden farklı olarak esin kaynağım bir rüya değil çocukken kardeşlerimle uydurduğumuz hikaye anlatma oyunu sonucunda temelleri atılan bir kurgu. Onu yeterince beklettim, bana sinirlenmeden önce yazsam iyi olacak...

Bir an önce yazmaya başlamanı tavsiye ediyorum o zaman. Çünkü güzel bir kitap olacağından şüphem yok. Sana ilk ay ki nüshamızda yer aldığın için çok teşekkür ediyor ve bundan sonra ki hayatında ve yazın maceranda başarılar diliyorum.

Bu keyifli sohbet için ben teşekkür ederim...

*

Bu söyleşi Nisan 2015'te BÖİD dijital dergisi için yapılmıştır.
Erdi Karadeniz
Hale Nur Durmuş ile Söyleşi
Söyleşi - Röportaj
Bumerang - Yazarkafe