Zamanla İyileşmez İnsan

Her yerden uzak eski bir koltukta otururken fark ettim yaşamadığımı. Yetmişlerinin ortasındaki Fatma teyzenin sessizce çay dolduruşu, muhtemelen 70'li yıllarda alınmış eski, kırık saatin tik­takları, dışarıdan gelen hanımeli ve leylak karışımı o muhteşem koku, saçlarımdaki hafif esinti...

24 yıldır ölü olduğumu düşündüm her yerden uzak, Tanrının bile unuttuğu küçük bahçeli bir evde...

"Zamanla yarışma yavrum, yaşamaya çalış" dedi Fatma teyze çayını içerken. Fark ettim ki hiç yaşamaya çalışmamışım ben. Hep bir yere yetişme telaşı, işi zamanında bitirme uğraşları sebebiyle görmezden geldiğim baharlar, yakalayamadığım mutluluklar... Fatma teyzenin buğulu gözlerindeki acı yalnızlıkları, yaşadıkları ve elbetteki var olan bir kaç iyi anının yanına istiflediği dağ gibi kötü anıları... O anlattıkça ben düşündüm, kendi hayatımı film şeridi yaptım gözlerimin önünden, aktı gitti bir türlü silemediğim kötü anılarım. Kabuk bağlayan yaralarım, yaralarımın altında mütemadiyen sızlayan acılarım, yalnızlıklarım... Fark ettim ki hiç bir şeyi bitirmemişim ben kendimden başka. Hep zamana bırakmışım yaralarımı, iyileşir zamanla demişim hep. Ne düşündüğümü anlar gibi elime dokunup:

"Zamanla iyileşmiyor hiç bir şey" dedi fısıltıyla Fatma teyze.

"Alışıyorsun sadece" diye ekledi bir süre sonra. Sustuk öylece..

Zamanın karşılaştırdığı iki tuhaf kadın, köşedeki eski saatin nefesi, bahçeden gelen esinti, acılar, kaybolmuşluklar, alışmışlıklar...Zamana bırakıp iyileşmeyen, hissizleşen iki kadın, iki hikaye...



Konuk Yazar
Cemre Üçek
Yazmayı seviyor.
Bugüne kadar yazdıklarını çekmecesinde sakladı durdu.
Ama artık saklamıyor. 

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.