Çeyrek Asrın Muhteviyatı



Saat 00:00' geçti ve gün itibariyle, çeyrek bir asrın finaline ulaşmak üzereyim. İnsanın tam olarak ne hissetmesi gerektiğini kestiremediği bu günde, kendimi şöyle fiyakalı bir kahve yaparak ödüllendirdim. Masanın bir köşesinde durup üzerime müstehcen bakışlarını yönelten, bir terapi aracı olarak kullanım alanı bulan karanfil yüklü kara pakete aldırış etmedim. Bakışlarımı diğer yöne çevirdim. Başka türlü bakışlarla üzerime yönelen bu kez bir fotoğraf oldu ve hemen yanında kitaplar. İşte bu iyiydi. Buna değerdi.


Duygu durumlarımın bir tercümesi olarak seçtiğim şarkının startını verdim. Düş sokağının güzide sakinleri, karşımdaki fotoğrafa hitaben etrafa yaydığım hislerime tercüme olarak "Aşktır ölümden güzel olan; bak ve gör yaşam düşlerdedir..." diye feryat ettiler.

Beni Sevmek Zorundasın ile Pesimisyon'u bininci kez inceledikten sonra Kafka'nın, Dante'nin, Agatha'nın ve diğerlerinin yanına koydum onları. Henüz tamamlanmamış notlara da bir göz attım. Şu çeyrek asırlık zaman diliminde en büyük kazanımım bu üretme çabamdan başka bir şey değildi. Utanmalı mıyım bu durumdan bunu bilmiyorum fakat biliyorum, hep biliyordum. Maddenin bu kadar önem arz ettiği günümüz şartlarında bu mental hadiseler beş para etmezdi. Etmese de, memnundum.

Yaptığım kahvenin son yudumunu da mideye gönderdikten sonra fincan tabağını fincanın üzerine kapatıp kendime doğru 'hayırlısı olsun' dileğiyle ters çevirerek geleceği öğrenme hevesiyle, kaderin değişmeyeceği gerçeğini bir saniye üzerinde bir araya getirdim.

Şu çeyrek asırlık zaman diliminde erişebildiğim bir başka ve en önemli kazanım bir fotoğrafın içinden bana bakmaya devam ederken mesaj kutuma düşen bir video ekini başlatarak güne devam edeceğim.


Kahvem bitti. Şarkıda bitti. Günde biter bu gidişle. Gidiyorum o halde...

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.