Sarmaşıklar

|  Konuk Yazar: Ayşe Öztürk  |
Küçük bir çocukken çok istediğim bir oyuncağı alabilmek için sokağın ortasında zırıl zırıl ağlayarak anneme yalvardığım zamanı hatırlıyorum. Sonrasında hep duyacağım –ki belki de daha da küçük yaşlarımda söylenmiş olan ama hatırlayamadığım zaman dilimine denk geldiği için bana ilk gibi gelen- o kelime: beklemek...

Hangi mazereti uydurmuştu o gün? Doğum gününde mi alırız demişti ya da yılbaşında. Belki de paramız olunca demişti. Şimdi değildi yani, sonraydı. Ya da ben unutuncaya kadardı. İlk başlarda sadece çocuk olduğum için sanıyordum, büyümeye başladıkça beklemek denen bu sarmaşığın tüm hayatımı ele geçirişine şahit oldum. Eminim sizlerde farklı ya da benzer şekillerde o sarmaşığın dallarını hayatlarınızda buldunuz. 

İlkokuldayken herkes kadar yaz tatilini beklediniz. – sahi bu bekleyişiniz bitti mi? Yoksa şuanda bilmem kaç yaşında olmanıza rağmen içinizde bir yerlerde yaşıyor mu? – yaz gelse de mutlu edemediğiniz çocukluğunuz bunaltıcı sıcaklarla birlikte kışın özlemine bıraktı kendini. Sizi bilmem ama bu özlem benim bir parçam gibi...

Lise de ilk aşk olarak tanımladığınız hislerin sizi ziyaret edişiyle başlayan çetin bir duygu seli ile 'ona' her şeyi anlatabilmek için bir türlü gelmek bilmeyen o superman cesaretini beklediniz. – Hoş kimimiz hala bekliyor, hala doğru insanın geleceğine inanıyor.- Gelse bile ne değişecek? Bu seferde gidilecek filmin sizin şehre uğraması beklenecek. Ola ki ayrılık geldi başınıza. Silinmiş bir numaradan, umursamıyor gibi yaparak ama dakika başı telefona bakarak neyse uzatmayayım anladınız zaten…

Tüm bu kaostan sonra üniversite yıllarına geçişse tam bir işkence. Politika, şansınıza gülüp çalkantılı geçmediyse ve bir ihtimal size ayrılan o kısacık sürede kendinizi göstere bilmiş olabilirsiniz ama iş sınav gününün gelip geçmesiyle bitmiyor işte. Sonuçlar için kaç gece uykusuz kaldınız? – Merak etmeyin, düzen hala değişmedi. Yaşamın bu evresinden geçen topluluk hala uykusuz ve insanlar bunları yarım yüzyıl sonra okuduklarında da sizin hissettiklerinizi hissedecekler.- Kabusların ardından hayal edilen olmuş olabilir. Ama her şey için zaman gerekir. Güzel arkadaşlıklar, anılar, iyi ders notları, belki bu gün iptal edilir denilen sınavlar için, mezun olduk diyebilmek için. – Tüm olasılıkların içinde umut vardır ve yaşadığınız sürece olasılıklar var olacaktır.- Diplomaları aldığınız gün hepinizin hayatına çok önemli bir cümle eklenir. 'Biz sizi ararız...' Bu sadece üç beş ay duyacağınız bir cümle değildir, daimi nüks eden bir hastalıktır. – Ne yazık ki tedavisi hala bulunamamıştır.-


Evlenip çoluk çocuğa karışmak için bir zaman vardır. Diploma merasiminden sonra başlıyordu sanırım ama yine de bilemiyorum. İlk çocuğun heyecanlı o dokuz ayı gibi geldi gelecek bir durum. Sonra o telaş bu telaş derken yıllar geçecek arada atladığım tonlarca şeyi hiçe sayarsak emekli olmak için yaşınızı bekleyeceksiniz.

Böyle böyle ölümü bile bekler olduk artık. Şaşırmıyoruz değil mi? Buradakiler en belirginleriydi. Oysa dolaba konan elmalı sodanın soğuması bile zaman alan bir şeydir. Sanki hayat roundlardan oluşuyor bir sonrakini görebilmek için durmayı bilmek gerekiyor. Tıpkı çayımız güzel olsun diye demlenmesine izin vermek gibi. Yanlış anlaşılmasın lütfen, beklemek bazen kötü gözükebilir ama o heyecanı yaşamak paha biçilmezdir. Benim ise tek anlatmak istediğim; beklemek hayatın bir rutindir, istemsizce yapılan bir eylemden ibarettir.


Konuk Yazar: Ayşe Öztürk

1 yorum:

  1. "Makrofobi: Uzun bekleyiş korkusu"

    Dilerim ki tüm bekleyişleriniz "mikro" olurken, size yönelen sevgiler, mutluluklarınız, güzel rüyalar ve insanlardaki anlamınız hep "makro" olur.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.