Dışavurum Bültenleri
Üçüncü Nüsha

Biliyor musun?
Bilmiyorsun...
İnsan en çok kendine kızabiliyor. En çok kendine aparkatlar savururken, en çok küfürler yağdırdığı da yine kendisi oluyor. Gece, ışığı yutarak üzerimize doğru gelip her şeyi, herkesi, hepimizi karanlık kollarıyla sarmaladığında yapıyoruz bunu. En savunmasız ama esasen kendimizi en çok güvende hissettiğimiz anda...

Bir bakıyorsun etrafına kimse yok ya da o kadar çok kalabalık o kadar vehameti bol o kadar herkesin birbirine benzediği bir karanlığın ortasında kalmış buluyorsun ki kendini; yalnızsın... Etrafında birilerinin olması ya da etrafında kimsenin olmaması önemsiz, sen mahşeri bir kalabalığın ortasında ki adam olsan da yalnızsın. Mental bir hadise bu.

Bir bakıma özgürsün. Hesapsızsın. Beklentisiz ve rahatsın aslında. Huzursuz olman için hiçbir sebep yok... Ama tuhaf bir hal bu hal. İnsani içgüdülerden midir ya da bu faniliğin üzerinde ki insan üstü gücün anlaşılması zor esprilerinden midir bilinmez; huzursuz olmak için bir nedeninizin olmaması sizi huzursuzluğa sevk eden yegane neden haline gelebiliyor... Ahh Kozmik Şakacı... Yapma bunu... 

Biliyor musun?
Bende bilmiyorum.
Sorun ne? Neyin tantanasını yapıyoruz? Bu koşuşturmaca, bu kaos, bu kargaşa neden? Bir halt yapamadığım ortada da, sonra ki aşamada ne yapmam gerekiyor? Yaşamanın sırrı ezoterik bir hadise ve ben o sırra nail olacak kadar ehli değilim bu işin. Belli ki.

Velhasıl hiç bir şey bildiğimiz yok netice itibariyle...