Bir Kitap: Erken Kaybedenler


Behzat Ç ile tanıdığım ve gezi olayları sırasında hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğum Emrah Serbes'in kaleminden erkek çocuk hikayelerinin oluşturduğu bir kitap. Kitabı okumadan önce ön yargılıydım. Okumak istiyor ama bir türlü kitabı almaya elim gitmiyordu. Bu ön yargı Beyaz Kitaplık'ta yayınlanan kitap hakkında inceleme yazısını okuyana kadar da devam etti. Nihayet okudum.

Ve sonuç olarak bu kadar keyifle, gülerek, hüzünlenerek, birbirine tezat duyguları bir arada yaşayarak ve de çok kısa sürede bitirdiğim çok fazla kitap olmamıştır. Okuduğum ilk Emrah Serbes kitabı Erken Kaybedenler bunlardan biri.

Kitaptan Alıntılar

Ne mutlu aşkları yüzünden haysiyetlerini kaybetmeyi göze alabilen adamlara.

İhtiyarlığın güzel yanı şu, ağzına geleni söyleyebiliyorsun, insanlar sadece gülüyorlar.

Söylemekten vazgeçtiğim şeyler söylediklerimden daha fazla. Çünkü insanları üzmek istemiyorum.

Polisler grubu çembere alıp ellerindeki biber gazlarını sıkmaya başlayınca herkesin gözleri doldu. Öne çıktım. "Göz yaşartıcı gaz sıkmanıza gerek yok," dedim. "Arkadaşlar zaten yeterince duygusal insanlar."

Ayrıca imkan olsa terör örgütlerine veririm oyumu çünkü bu devletin yıkılmasını istiyorum, çünkü annem babam öldüğü zaman hiç bir şey yapmadı devlet, ayrıca Yasemin düşünmek için süre istediği zaman hiç bir devlet büyüğünün araya girip işleri yoluna koymak için çaba sarf ettiğini de görmedim. Hep boş vaatler; yaralar sarılmadı.

... Çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü. Büyüdükçe öyle küçüldüm ki içimde taşacak bir şey kalmadı. Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim.

"Sende" dedi. "Her şeyi ben bilirim tavrı var." 
"Evet" dedim. "Her şeyi ben bilirim.

Ertesi sabah kıraathanenin önünden geçerken baba çağırdı. Boş bir masaya oturttu beni.
"Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?"
"Hangisini?"
"Otomatik yanan, sensörlü lamba."
"Hayır."
"Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece."
Önüme baktım.
"Neden kırdın?"
Cevap yok.
"Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle..."
"Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?"
"Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı sikeyim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için."
"Beni görünce yanmıyordu baba."
"Nasıl ya?"
"Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni."
"E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
"Hadi ya! Sahiden mi?"
"Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok."
Babama sarıldım, yıllar sonra.

Sonuçta her sevilen kadın güzel bir şarkıdır, bütün sözlerini hatırlayamazsın belki ama melodisi aklında kalır.


2 yorum:

  1. Bu kitabı "Deli Kadın Hikayeleri"nden sonra okumak benim için bir hataydı. Çünkü bu çok güçlü bir kitaptı ve resmen o deli kadınları odamda, yanımda, kulağıma fısıldarken bulmuştum. Bunun üzerine, aslında çok da sevdiğim Emrah Serbes'in erkek çocuklarının seslerini pek duyamadım, arada boşluklar buldum. "Hikayem Paramparça"dan daha çok zevk almıştım ben.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitapta boşluklar ya da yer yer çokta birşey ifade etmeyen bölümler var. Bu doğru. Ama genel olarak okutuyor kendini. Bende "hikayem paramparça" ya başlamayı düşünüyorum şimdi. :)

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.