Ben yalnız mı saçmalayayım, yoksa sen de eşlik eder misin? Öyle uzakta durma, biraz daha yaklaş; kim kimiz ki zaten, kim kim kaldık ki, kimlerle kaldık, kimleri yitirdik ve kimler?.. 

Kimler onlar?

Kanı bozuk, hayatı iyice çekilmez kılmaya ant içmiş gibi bizleri tinsel bir bombardımana tutan şahsiyetler kimler? Dozajı maksimuma ulaşmış güven kırıklıklarıyla bizi içli dışlı edenler kimler? Bulutlara karanlığın çöktüğü bir gündüz vakti, sağanak yağmurlara yakalanmışız gibi, bizi yalan sağanaklarından mustarip bırakıp gerçeğin içine edenler kimler?

Ne önemi var ki? der gibi bakıyorsun... Her zaman haklı olmandan da nefret etmek üzereyim. Ne önemi var ki? Zaten onlar olmadan da hayat yeteri kadar çetrefilli, karanlık, kötü, kötü, kötü, köt...

Çok pardon! Ne diyorum ben? Bize böyle mi öğretti Pollyanna! Nerde bardağın görmemiz gereken dolu tarafı? Bir kaç damla kalmış olmalı hâlâ... Ya da, belki de, yani muhtemelen ters etki yapmış da olabilir. Dolu bardakta boş taraf aradığımızdan değil esasen, ancak nedense bardak hep boş! Değil mi? Biz napollyanna mı olduk şimdi?

Suç benim değil. Onun falan da değil. Buna inan. Bir suçlu arayacaksak, bu hayatın kendisinden daha iyi bir aday yok... Çünkü bu hayat çok tuhaf... Garip... Çelişkili... 

Önümüzdeki bütün alternatif sokaklar çıkmaz sokak iken Hadi doğru yolu bul diye gaz veren hayatta bir ibnelik sezmiyor değilim misal...

Yine mi yalnız saçmaladım? Bak olmuyor ama böyle...