Sen!

Sen çok tuhaf bir adamsın. İnsanlar hep mutlu olsun istiyorsun. İnsanların mutluluğu mutlu ediyor seni en çok. Onların mutluluğu için koşturuyor, yüzlerindeki tebessümün bir parçası olmak için didinip duruyorsun. Hayatı insanlar için kolaylaştırmak sana verilen bir görevmiş gibi, sanki varoluşunun sebebi buymuş gibi çırpınıyorsun.

Peki değiyor mu gerçekten? Bunca çaba, tolerans, sabır, fedakarlık, mücadele... Kıymet biliyorlar mı? İnsanın en nankör yaratık olduğunu anlayamadın sen hâlâ. Ne yaparsan yap, yapmadıklarınla yargılanacağını öğrenemedin bir türlü. Herkesi birer masumiyet abidesi gibi görüyorsun. Anlamıyorsun; masumiyet bir efsaneden ibaret. Sen de masum değilsin, onlar da... Ama sen... Çok safsın.

Bir düşün bakalım! Sana kendini en çok kötü hissettirenler senin en çok önemsediklerin değil mi? Seni, şiddeti abartılmış hayal kırıklıklarıyla tanıştıranlar; senin en çok tanıdım deyip, güvendiklerin değil mi? Bir bak şöyle olanlara... Kanatlarını kıranlar, yüreğine aparkat sallayanlar, sırtından bıçaklayanlar, canını yakanlar, üzenler, kıranlar; hep kırmaktan korktuğun insanlar değil mi?

Sen hepsi için ulaşılmış hayaller, mutlu bir gelecek, başarı ve hep iyi şeyler dileyip onları yüceltirken; onlar seni sadece bir adım daha yükselmek için kullandıkları bir obje gibi görüyorlar. Senin üzerinden prim yapıyorlar. Sırf onlar mutlu diye buna bile sabrediyorsun. Bu yüzden aptalsın!

Böyle devam etmek istiyorsan; et. Onların egolarını tatmin et. Onların bencil takıntılarına, kendini beğenmiş bakış açılarına göz yum. Yükselt onları, daha çok dibe batmak pahasına...

Ama bir gün, aynaya baktığında gördüğün suret seni şaşırtmasın. Yüzünü ellerinin ardına saklayıp, o yabancı suretle göz göze gelmekten kaçma. Gözbebeklerine bak hatta, tanı onu, iyi tanı...

Çünkü böyle devam edersen, gördüğün o aptal suret sen olacaksın.