Hadi Bir Kahve İçelim
Kahve yalnız içildiğinde daha mı anlamlı?
Olabilir...

Sizi arayıp 'hadi bir kahve içelim' teklifini beklediğiniz kişi sizi aramadıkça ya da siz onu arayamadıkça; o kahve hep yalnız içiliyormuş gibi gelecek çünkü. Bu, kahve içilecek başka kimse kalmadığından değil; bir başkasıyla içeceğiniz kahve asla o tadı veremeyeceği içindir. Kiminle içerseniz için; o olmadıktan sonra hep yalnız olduğunuzu hissedeceksiniz içten içe... Rutine döndükçe tek kişilik kahve seansları; yalnızlığı simgeleyecek size her geçen gün daha da...

Zamanla anlayacaksınız aslında 'hadi bir kahve içelim' gibi çokta derin anlamlar içermeyen bir cümlenin, sizin için ne kadar da derin anlamlar taşıdığını. Çünkü o cümle de kimsenin fark etmediği, etmeyeceği anlamları görüyorsunuz siz. Çünkü o cümle bünyesinde bir bardak kahveden fazlasını sunacak size. Çünkü, 'hadi bir kahve içelim' cümlesi sizin için, 'biraz gözlerin de kaybolmak istiyorum' demek olabilir. 'Hadi boşu boşuna geçen zamanı varlığınla anlamlandırayım' demek ya da... 'İster konuşalım saatlerce, isterse aynı sessizliği paylaşalım."

"Yanımda ol!" demektir kısaca...

Bundan mütevellit, o cümleyi duymak istediğiniz kişi aramadıkça, kahve yalnızlığı simgeleyecek; kırk yıl hatır falan latife... Mübalağa...




Çay Koydum! İçelim...
"Kahramanı olmak istediğin masallar bir trajediye döndüğünde sus! Ve sessizliği karşıla... " dedi. Bu o kadar anlamsız gelmişti ki o anda bana. Sonradan anladım söylemek istediklerini.

Her insan bir masal yazıyor zihninde. Yaşamak istediği türden bir hayat masalı. Hayali ama yaşanması muhtemel bir mutluluk inşa ediyor. Tebessümlerle, kahkahalarla, aşkla dolu bir masal... Ama gel gör ki hiç bir zaman bu masalı yaşayamıyor insan. Aslında tam tersi durumları tadıyor en çok. Sonuç olarak kurup inandığı hayat bir masal; masala dönen umutların yarattığı hayal kırıklığıysa son derece gerçek ve acı verici oluyor. Ama bunun nedenini ve hesabını sorabileceğiniz bir merci de yok. Hal böyle olunca üzülmenin, ağlamanın, yakınmanın, isyan etmenin anlamı var mı? Yok!

Hayat, hep!
Hep ters köşeye savrulduğumuz bir oyun sahası. Bir şakazede olmaktan başka ihtimalimiz olmayan berbat bir şaka alanı.

Bu zorlu yolda düşebilirsin. Ama sızlanacak vakit yok kalkmak zorundasın hemen... Bunu da o söylemişti. Bir filmden alıntı yaparak "Hayat, senin tekrar ayağa kalkmanı beklemez!" demişti. Ve ben yine anlamamıştım o zaman. Şimdi anlıyorum...

O günü hiç unutmayacağıma eminim. Olgunlukla -tabi bu olgunluğun altında acı dolu tecrübeler vardı- bana öğütler veriyordu. Bense dinlemiyordum bile. Sadece  'seviyorum' diyordum. Ezberlemiş gibi 'seviyorum'.

Çaylarımız bitti ve ben boş bardağa ümitsizce bakarken 'özledim' dedim. 'özledim ve ne yapacağımı bilmiyorum.' dedim.

Kızdı. Yüzüne yansıyordu bu. Sert bakışlarını bana dikti ve "özlediysen" dedi "eğer özlediysen"... Sustu sonra. Devamı yoktu cümlenin.
Çay koydu...
İçtik...

Şimdilerde daha iyi anlıyorum. Kızmamış aslında. Buna verilecek bir cevap yokmuş sadece.

Çünkü biz insanlar haketmeyenlere değer verip, üstüne üstlük onlara sevgimizi sunup, onları deliler gibi özlüyor ve bu mantıksızlığa bir de açıklama getirmeye çalışıyorduk. Yoktu oysa...

Çay koydum şimdi;
İçelim...



Bir Tweet! | 4



















Bizim Kurşun Kalem ( 2 )
Zaman akıp gidiyor. Farkına varamıyoruz belki ama zaman geçtikçe her şey değişiyor. Bugünün, önceki günden farksız olduğunu düşünüp, monotonlaştığını sandığımız hayata sitemler savurmamız; saçma. Anlamsız. Çünkü hiç bir saniye tutmuyor birbirini. Zaman zaman geri dönüp anılarınızla, bu anınızı karşılaştırırsanız fark edersiniz...

Ama değişmeyen durumlar da çıkmıyor değil. Mesela; bizim kurşun kalemi hatırlarsınız. O kalem kutusunun aksine pek değişmedi. Yenileyemedi kendini. Hayat her saniye yenilenirken o hala aynı nokta da.

Oysa kalem kutusu böyle mi? Ne kalemler geldi geçti içinden... Geçenler de bir tükenmez kalem vardı, sonra dolma kalem gördüm bir ara... Şimdiler de bir kaç fosforlu kalemle görüşüyormuş.
Anlayacağınız çalışma masam bir Kavak Yellerinden, bir Aşk-ı Memnu'dan farksız. Balkanlardan esen yalan rüzgarları, sahte aşk anları, ihanetler ve entrikalar eksik olmuyor.

Kurşun kalemse hala yalnız yazıyor hayatını. Kalem kutusuna baktıkça tuhaf oluyor biraz ama bu bakışlarda bir kavuşamama hüznü ya da aldatılmışlık hissi yok. Çok içten bir hüzün bu. Kalem kutusunun ağırladığı her kalemi, kalem kutusu için bir kara leke olarak görüyor. Ama ben ona bu konuda hak veremiyorum. Üzüntüsünü anlıyorum. Seven olmak sevilen olmaktan daha zor elbette ama; kalem kutusu bu! Var oluş sebebi kalemlerle içli dışlı olmak değil mi zaten? Velhasıl kurşun kalem yalnış bir kalbe bıraktı şiirlerini. Bir kurşun kalem ile kalem kutusunun aşkı imkansız olmasa da; pek muhtemel sayılmazdı bence.

Kurşun kalem, kalem kutusu için bir kayıp değildi. Kalem kutusunun da kurşun kalem için bir kayıp olmadığı gibi... Ama eğer hisler, düşünceler ve aşk birer değer ise; taraflardan biri çok değer kaybetti.

Kurşun kalem de bunun farkında elbette ama bir melek addettiği kalem kutusunu böyle gördükçe üzülüyor. Biraz kendi adına, biraz da onun... Benim anlayabildiğim kadarıyla durum bundan ibaret. Kurşun kalem hiç bir şey anlatmıyor. Çok zorlarsam sükutunu bozup "Hayat devam ediyor" diyor; "Bir bakıma..."

İşte böyle...
İyi değil yani bizim kurşun kalem. "Her şey iyi olacak" diye telkinler de bulunuyorum ama yalan söylediğimin farkında o da... Zaten her şeyin iyi olup olmayacağını bilmemek üzmüyor insanı da; işler kötü giderse yanında birilerinin olup olmaması gerçeği ilgilendiriyor daha çok...

Kurşun kaleminde dediğine göre; "Olmasını istemediğimiz şeylerin, olmasını seyretmek dışında yapacağımız pek bir şey yok"

Doğru mu acaba?
Bakışlarımızda ki açıyı pesimist gerçeklikten, optimist hayallere çevirmenin bir yolu olsaydı ya...


Bizim Kurşun Kalem ( 1 )
Senden hiçbir şey istemedim; bir doz dürüstlük dışında... Çünkü benim için tek önemli olan buydu. Çünkü ben sevmenin nedensiz olduğuna inandığım gibi, başka şeylerin de bir nedene ihtiyaç duymayacağına inanıyorum biliyorsun... Bazen sadece seversin... Bir nedeni yoktur, bir nedene ihtiyacın da yoktur. Ve bazen de olmaz sadece; olmaması gerektiği için belki de... Nedensizdir... Buna kafa yormak saçma. 

Önemli olan dürüst olmak ve öyle kalabilmek. Yalana ihtiyacın yok, bana bahaneler üretme; binlerce... Sana hesap mı soruyorum ki? Üzerine bir gömlek gibi geçirdiğin yapmacık dürüstlüğünle açıklama telaşlarına tutuluyorsun. Sakin ol. Açıklama bana hiçbir şeyi. Dürüst ol ve sus istersen, hiç konuşma. 

Talep artar ve arz şımarır. Budur işin gerçeği. Ve inan bana yadırgamıyorum da, doğa kanunu sonuçta... Talebin bir halkası olmak canımı sıksa da arzın şımarmasını ayıplamıyorum; kendi bilir... Sadece sana sunduğum dürüstlük, avuçlarına bıraktığım gurur ve kulaklarına fısıldadığım kelime rüzgarları bir tutam saygıyı hak ediyor olmalı. Olmalıydı...

Yaptıkların takdir edilecek şeyler değildi, can yakan şeylerdi belki... Ama inan bunu da umursamıyorum. Dürüst ol sadece. Hiçbir şey geçmese de; bırak geçmişte kalsın öylece... Kurduğun tuzağa düşüşümü zafer addedip, dedikodu sofralarına meze yapma. Sus. Bundan sonrası beni ilgilendirir. Seni seviyorum ve bu benim sorunum. Karışma… dedi. 

Evet, masamdaki kurşunkalem aynen bunları dedi o kalem kutusuna... Kalem kutusu bir şey demedi. Arada bir konuşmaya yeltenecek gibi oldu ama, sonra kaldı öyle sessiz... Konuşmadı. Hatasını anlayıp utandığı için mi, yoksa hiçbir şey anlamadığı için mi sustu anlamadım. Ama sustu sadece işte... 

İçim burkuldu. Bir kurşunkaleme baktım, bir kalem kutusuna... Kalem kutusu renk vermiyordu ama kurşun kalem üzgündü. Belliydi... Yanına gittim konuşmak için. Ama ne söyleyeceğimi bilemedim. Ben ki bir terzi; kendi söküğünü dikemeyen! Ne 
söyleyebilirdim ki? 


Yanında bekledim bir süre... Birlikte sustuk saatlerce!

Zaman geçti...
Zaman geçti...

Geçti dedim ona; 
Hiçbir şey geçmedi dedi o da...

Geçmedi
Geçmezdi


Ben Yelkovan / O Akrep
Şu anda saat kaç? Önemi yok bunun. Şu anın, öncesinden farkı olmadığı gibi, sonrasının da bu andan bir farkı olmayacak, biliyorum. Çünkü dünyanın dönmesi; zamanın akması; gündüzün geceye; gecenin gündüze dönüşmesi, göz kapaklarımı ilgilendirmiyor. Ruhum, uzun bir yolculuğa çıkmış sahibini yarı yolda bırakan emektar  bir araba gibi; yol ortasında... Ama hayat devam ediyor... Hayat mı ileriye gidiyor, yoksa ben mi geriye yol alıyorum? Bilmiyorum... Sadece her an, onunla aramda ki mesafeyi biraz daha artırıyor.

Şu anda tutkuyla sevişen akrep ve yelkovan, birazdan ayrılacaklar. Ağlamadan üstelik. Çünkü her ayrılık, bir sonraki birleşmeye uzanan yeni bir yol. Her birlikteliğin sonu ayrılık ve her ayrılık yeni bir birliktelik arifesi. Bunun farkındalar. Bunun adil olduğunu mu düşünüyorlar? Aşka kattıkları bir heyecan mı bu? Ellerinden bir şey gelmiyor belki de? Sorgulamıyorlar. Düşünmüyorlar. Tek bir dilekleri var. Ve tek bir de korkuları. Yelkovan, yeni bir kavuşma anı için akrebin peşine takıldığında ya zaman durursa?

Şu anda saat kaç? Önemi yok bunun. Hayat mı ileriye gidiyor, yoksa ben mi geriye yol alıyorum? Bilmiyorum. Sadece ardından bakıyorum öylece ve her an onunla aramda ki mesafe biraz daha artıyor.

Ben yelkovan, o akrep...
Ve zaman durduğunda onunla aramda ki mesafenin durumu işte; sözün özü...

Tek dileğim ve tek korkum...

bu yazı böid 1. ay da yayınlanmıştır



Eyah Mim | 23
Ruhsuz Atmaca'nın uzun zaman önce göndermiş olduğu bir mim var. Ben buralardan bir ara uzaklaşınca onu atlamışım. Ruhsuz Atmaca'ya teşekkür ediyor ve mimi yapıyorum.

Eğer bir düğünün olsaydı nasıl olurdu?
Hiç bir fikrim yok haliyle... İyi olur umarım.

Yolda giderken sevdiğin idole rastlasaydın ne olurdu?
Ulaşılabilir bir idol, idollüğünü yitirir. Kendime yeni bir idol edinirdim gerekiyorsa...


Bir dizi karakteri olmak istesen hangisi olmak istersin?
İsmail Abi.

Hayatın senaryo olsaydı ve senaristi sen olsaydın nasıl bir senaryo yazardın?
Bu soru biraz tuhaf. Hayatımın senaryosunun nasıl bir senaryo olacağını bir kaç cümleyle anlatabileceğimi sanmıyorum. Ama ortaya hiç iç açıcı bir hikaye çıkmayacağı aşikar...

Her zaman merak ettiğin, bir gün bu duyguyu tatmalıyım dediğin bir olay var mı?
Bilemedim şimdi. Mutlaka vardır bir şeyler de alenen yazılacak bir örnek gelmedi aklıma...

Eğer olanakları göz önünde bulundurmadan, hiç bir şeyi düşünmeden istediğin mesleği seçecek olsaydın bu ne olurdu?
Gazeteci olmak isteyebilirdim. Ama o olanaklar göz önünde bulundurulunca ve düşünmeye başladığınız da 'gazetecilerin' ya işsiz ya tutuklu olduğunu; diğerlerinin başdanışman olduğunu görüyor ve bu hayalden ardınıza bile bakmadan vazgeçiyorsunuz.

Farklı nedenlerle dünyaya gelecek olsaydın, kimin görünüşünde olmak isterdin?
Başka bir surette görünmeyi isteyen kendisi olamaz. İstemezdim.

Hayaline konuk etiğin prens/prenses nasıl birisi?
Bir kaç cümleyle tarif edilebilecek bir prensesin hayalimde ne işi var? Tarifi mümkün olmadığından hayalimdedir o prenses zaten.

Giyim tarzın?
Hiç bir zaman bir tarz edinmemek gibi bir tarz olsaydı; o derdim...

Seni etkileyen dizi veya film sahnesi
Çok film izledim. Bir çok sahnede etkilendim. Tek tek hepsini hatırlamakta, yazmakta zor... Ama üç beş örnek vereyim.

Bumerang - Yazarkafe