Bir Kitap: Sultanı Öldürmek

Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabıydı Sultanı Öldürmek...
Sonuç: diğer kitaplarını da okuyacağım...

Tarihi olaylar hep ilgimi çeker ama gelin görün ki bir noktadan sonra ne yazık ki sıkar... Ama bu romanı okurken, Fetih ve Fatih dönemi öyle güzel ve etkileyici bir dille anlatılmıştı ki, İstanbul Fethi'ni anlatan kitaplar araştırmaya başladım. Okumak istedim. Belki romanın üçte ikisi tarihi bilgilerden / olaylardan oluşuyordu ama sıkılmadım.

Genel olarak baktığımda da güzel bir kitap okudum. Ancak aldığım önerilerden anladığım kadarıyla, Ahmet Ümit'in daha iyi kitapları da varmış...

"Sizi bahtiyar ediyorsa, kapıldığınız duygunun gerçek olup olmamasının ne önemi var?"

"İnsan en çok sevdiklerine acı çektirir..."

"Şahane bir aşk, harcanmış bir hayat demektir."

"Önemli olan silahın patlaması değil, yere kimin düştüğüdür."

"Beni sevenlerimden koruyun, düşmanlarımla nasılsa baş ederim."

"Nefret bazen işe yarar. İnsanın zinde, ayaklarının üzerinde durmasını sağlar. Hayata karşı dayanıklı hale getirir."

ve Sultanı öldürmek okur testi için Beyaz Kitaplık'ı ziyaret edebilirsiniz.


Anla...
Bakma... Bakma... Bakma...
Gözlerime böyle derin bakma!
Tutsak oluyorlar...
Tutsak oluyorum...
Tutuklu kalıyorum sonra;
Bakışlarına...

Yapma... Yapma... Yapma...
Ellerime olur olmadık dokunma
Nefesim kesiliyor
Ritmi bozuluyor yüreğimin
Sevdam düşüyor notalara
Seni çalıyor orkestram,
Ve düşlerim raks ediyor sonra...

Anla... Anla... Anla...
Susuşlarımdan anla...
Kesiliyor ya nefesim seni görünce
Seni görünce titreyişimden anla
Heyecanımdan anla
Sevda kayıp bir elmas
Aşk yasaklı kelime
Seni saklayışımdan anla
Cesaretim yitik
Söyleyemese de dilim
Aklımın odaları seninle dolu
Anla;
Beni...


Hüzünsel
Hüzün
Çekiştirme saç diplerimi
Sancılarını çek yüreğimden
Rahat bırak beni!

Gözlerim yeteri kadar ıslanmadı mı?
Yeteri kadar kırmadın mı umutlarımı?
Omuzlarımda ki yük; yeteri kadar büyük!
İnan...

Bak
Ruhum yine karardı bu gece de
Başıboş ilerliyor zaman
Ve başıboş kalıyorum o an;
Yine aynı hikaye...

Bir çift mavinin esaretidir bu!
Söylenecek başka bir şey yok...
Okyanus gibi;
Baktıkça boğuyor gözleri beni...

Görünmez bir duvar var ve
Farklı taraflarına düştük biz
İkimiz...

Bakıyoruz
Görüyoruz
O kadar

Abartılı bir imkansızlık halidir;
Bu aşkın...

Hüzün
Çekiştirme saç diplerimi
Ruhumu özgür bırak
Yüreğime de;
Ve beni rahat bırak...


Sen/sizlik |♫|

Bir ağırlık çökerdi gözlerime
Bir gariplik kanıma girerdi
Yığılıp kalırdı göz kapaklarım
Taşıyamazdı hasretini
Günlerime doğacak bir güneşim yoktu
Karanlık;
Sarmaş dolaştı bedenimle
Ben hüzündüm hep
Ve hep böyle karanlıktım önceleri…

Bir gece başladı her şey
Hayat anlam kazandı
Her şey tersine döndü;
Ansızın…
Bir bakışla girdin gözlerime
Ardından kanımda, canımda, her anımda…
Hayatımda;
Hep sen oldun işte…
Karanlık günlerime doğacak
Bir güneş yoktu önceleri
Ta ki;
Güneşimin adı sen olana kadar…
Sensizliğe cehennemin karesi misal!
Sensiz dünlerime inat
Ne olur
Hep yanımda kal!

(Seslendiren: Hazal Çetin)


(Seslendiren: Rıdvan Tur)




Hadi Bir Kahve İçelim
Kahve yalnız içildiğinde daha mı anlamlı?
Olabilir...

Sizi arayıp 'hadi bir kahve içelim' teklifini beklediğiniz kişi sizi aramadıkça ya da siz onu arayamadıkça; o kahve hep yalnız içiliyormuş gibi gelecek çünkü. Bu, kahve içilecek başka kimse kalmadığından değil; bir başkasıyla içeceğiniz kahve asla o tadı veremeyeceği içindir. Kiminle içerseniz için; o olmadıktan sonra hep yalnız olduğunuzu hissedeceksiniz içten içe... Rutine döndükçe tek kişilik kahve seansları; yalnızlığı simgeleyecek size her geçen gün daha da...

Zamanla anlayacaksınız aslında 'hadi bir kahve içelim' gibi çokta derin anlamlar içermeyen bir cümlenin, sizin için ne kadar da derin anlamlar taşıdığını. Çünkü o cümle de kimsenin fark etmediği, etmeyeceği anlamları görüyorsunuz siz. Çünkü o cümle bünyesinde bir bardak kahveden fazlasını sunacak size. Çünkü, 'hadi bir kahve içelim' cümlesi sizin için, 'biraz gözlerin de kaybolmak istiyorum' demek olabilir. 'Hadi boşu boşuna geçen zamanı varlığınla anlamlandırayım' demek ya da... 'İster konuşalım saatlerce, isterse aynı sessizliği paylaşalım."

"Yanımda ol!" demektir kısaca...

Bundan mütevellit, o cümleyi duymak istediğiniz kişi aramadıkça, kahve yalnızlığı simgeleyecek; kırk yıl hatır falan latife... Mübalağa...




Çay Koydum! İçelim...
"Kahramanı olmak istediğin masallar bir trajediye döndüğünde sus! Ve sessizliği karşıla... " dedi. Bu o kadar anlamsız gelmişti ki o anda bana. Sonradan anladım söylemek istediklerini.

Her insan bir masal yazıyor zihninde. Yaşamak istediği türden bir hayat masalı. Hayali ama yaşanması muhtemel bir mutluluk inşa ediyor. Tebessümlerle, kahkahalarla, aşkla dolu bir masal... Ama gel gör ki hiç bir zaman bu masalı yaşayamıyor insan. Aslında tam tersi durumları tadıyor en çok. Sonuç olarak kurup inandığı hayat bir masal; masala dönen umutların yarattığı hayal kırıklığıysa son derece gerçek ve acı verici oluyor. Ama bunun nedenini ve hesabını sorabileceğiniz bir merci de yok. Hal böyle olunca üzülmenin, ağlamanın, yakınmanın, isyan etmenin anlamı var mı? Yok!

Hayat, hep!
Hep ters köşeye savrulduğumuz bir oyun sahası. Bir şakazede olmaktan başka ihtimalimiz olmayan berbat bir şaka alanı.

Bu zorlu yolda düşebilirsin. Ama sızlanacak vakit yok kalkmak zorundasın hemen... Bunu da o söylemişti. Bir filmden alıntı yaparak "Hayat, senin tekrar ayağa kalkmanı beklemez!" demişti. Ve ben yine anlamamıştım o zaman. Şimdi anlıyorum...

O günü hiç unutmayacağıma eminim. Olgunlukla -tabi bu olgunluğun altında acı dolu tecrübeler vardı- bana öğütler veriyordu. Bense dinlemiyordum bile. Sadece  'seviyorum' diyordum. Ezberlemiş gibi 'seviyorum'.

Çaylarımız bitti ve ben boş bardağa ümitsizce bakarken 'özledim' dedim. 'özledim ve ne yapacağımı bilmiyorum.' dedim.

Kızdı. Yüzüne yansıyordu bu. Sert bakışlarını bana dikti ve "özlediysen" dedi "eğer özlediysen"... Sustu sonra. Devamı yoktu cümlenin.
Çay koydu...
İçtik...

Şimdilerde daha iyi anlıyorum. Kızmamış aslında. Buna verilecek bir cevap yokmuş sadece.

Çünkü biz insanlar haketmeyenlere değer verip, üstüne üstlük onlara sevgimizi sunup, onları deliler gibi özlüyor ve bu mantıksızlığa bir de açıklama getirmeye çalışıyorduk. Yoktu oysa...

Çay koydum şimdi;
İçelim...



Bir Tweet! | 4



















Bizim Kurşun Kalem ( 2 )
Zaman akıp gidiyor. Farkına varamıyoruz belki ama zaman geçtikçe her şey değişiyor. Bugünün, önceki günden farksız olduğunu düşünüp, monotonlaştığını sandığımız hayata sitemler savurmamız; saçma. Anlamsız. Çünkü hiç bir saniye tutmuyor birbirini. Zaman zaman geri dönüp anılarınızla, bu anınızı karşılaştırırsanız fark edersiniz...

Ama değişmeyen durumlar da çıkmıyor değil. Mesela; bizim kurşun kalemi hatırlarsınız. O kalem kutusunun aksine pek değişmedi. Yenileyemedi kendini. Hayat her saniye yenilenirken o hala aynı nokta da.

Oysa kalem kutusu böyle mi? Ne kalemler geldi geçti içinden... Geçenler de bir tükenmez kalem vardı, sonra dolma kalem gördüm bir ara... Şimdiler de bir kaç fosforlu kalemle görüşüyormuş.
Anlayacağınız çalışma masam bir Kavak Yellerinden, bir Aşk-ı Memnu'dan farksız. Balkanlardan esen yalan rüzgarları, sahte aşk anları, ihanetler ve entrikalar eksik olmuyor.

Kurşun kalemse hala yalnız yazıyor hayatını. Kalem kutusuna baktıkça tuhaf oluyor biraz ama bu bakışlarda bir kavuşamama hüznü ya da aldatılmışlık hissi yok. Çok içten bir hüzün bu. Kalem kutusunun ağırladığı her kalemi, kalem kutusu için bir kara leke olarak görüyor. Ama ben ona bu konuda hak veremiyorum. Üzüntüsünü anlıyorum. Seven olmak sevilen olmaktan daha zor elbette ama; kalem kutusu bu! Var oluş sebebi kalemlerle içli dışlı olmak değil mi zaten? Velhasıl kurşun kalem yalnış bir kalbe bıraktı şiirlerini. Bir kurşun kalem ile kalem kutusunun aşkı imkansız olmasa da; pek muhtemel sayılmazdı bence.

Kurşun kalem, kalem kutusu için bir kayıp değildi. Kalem kutusunun da kurşun kalem için bir kayıp olmadığı gibi... Ama eğer hisler, düşünceler ve aşk birer değer ise; taraflardan biri çok değer kaybetti.

Kurşun kalem de bunun farkında elbette ama bir melek addettiği kalem kutusunu böyle gördükçe üzülüyor. Biraz kendi adına, biraz da onun... Benim anlayabildiğim kadarıyla durum bundan ibaret. Kurşun kalem hiç bir şey anlatmıyor. Çok zorlarsam sükutunu bozup "Hayat devam ediyor" diyor; "Bir bakıma..."

İşte böyle...
İyi değil yani bizim kurşun kalem. "Her şey iyi olacak" diye telkinler de bulunuyorum ama yalan söylediğimin farkında o da... Zaten her şeyin iyi olup olmayacağını bilmemek üzmüyor insanı da; işler kötü giderse yanında birilerinin olup olmaması gerçeği ilgilendiriyor daha çok...

Kurşun kaleminde dediğine göre; "Olmasını istemediğimiz şeylerin, olmasını seyretmek dışında yapacağımız pek bir şey yok"

Doğru mu acaba?
Bakışlarımızda ki açıyı pesimist gerçeklikten, optimist hayallere çevirmenin bir yolu olsaydı ya...


Bizim Kurşun Kalem ( 1 )
Senden hiçbir şey istemedim; bir doz dürüstlük dışında... Çünkü benim için tek önemli olan buydu. Çünkü ben sevmenin nedensiz olduğuna inandığım gibi, başka şeylerin de bir nedene ihtiyaç duymayacağına inanıyorum biliyorsun... Bazen sadece seversin... Bir nedeni yoktur, bir nedene ihtiyacın da yoktur. Ve bazen de olmaz sadece; olmaması gerektiği için belki de... Nedensizdir... Buna kafa yormak saçma. 

Önemli olan dürüst olmak ve öyle kalabilmek. Yalana ihtiyacın yok, bana bahaneler üretme; binlerce... Sana hesap mı soruyorum ki? Üzerine bir gömlek gibi geçirdiğin yapmacık dürüstlüğünle açıklama telaşlarına tutuluyorsun. Sakin ol. Açıklama bana hiçbir şeyi. Dürüst ol ve sus istersen, hiç konuşma. 

Talep artar ve arz şımarır. Budur işin gerçeği. Ve inan bana yadırgamıyorum da, doğa kanunu sonuçta... Talebin bir halkası olmak canımı sıksa da arzın şımarmasını ayıplamıyorum; kendi bilir... Sadece sana sunduğum dürüstlük, avuçlarına bıraktığım gurur ve kulaklarına fısıldadığım kelime rüzgarları bir tutam saygıyı hak ediyor olmalı. Olmalıydı...

Yaptıkların takdir edilecek şeyler değildi, can yakan şeylerdi belki... Ama inan bunu da umursamıyorum. Dürüst ol sadece. Hiçbir şey geçmese de; bırak geçmişte kalsın öylece... Kurduğun tuzağa düşüşümü zafer addedip, dedikodu sofralarına meze yapma. Sus. Bundan sonrası beni ilgilendirir. Seni seviyorum ve bu benim sorunum. Karışma… dedi. 

Evet, masamdaki kurşunkalem aynen bunları dedi o kalem kutusuna... Kalem kutusu bir şey demedi. Arada bir konuşmaya yeltenecek gibi oldu ama, sonra kaldı öyle sessiz... Konuşmadı. Hatasını anlayıp utandığı için mi, yoksa hiçbir şey anlamadığı için mi sustu anlamadım. Ama sustu sadece işte... 

İçim burkuldu. Bir kurşunkaleme baktım, bir kalem kutusuna... Kalem kutusu renk vermiyordu ama kurşun kalem üzgündü. Belliydi... Yanına gittim konuşmak için. Ama ne söyleyeceğimi bilemedim. Ben ki bir terzi; kendi söküğünü dikemeyen! Ne 
söyleyebilirdim ki? 


Yanında bekledim bir süre... Birlikte sustuk saatlerce!

Zaman geçti...
Zaman geçti...

Geçti dedim ona; 
Hiçbir şey geçmedi dedi o da...

Geçmedi
Geçmezdi


Ben Yelkovan / O Akrep
Şu anda saat kaç? Önemi yok bunun. Şu anın, öncesinden farkı olmadığı gibi, sonrasının da bu andan bir farkı olmayacak, biliyorum. Çünkü dünyanın dönmesi; zamanın akması; gündüzün geceye; gecenin gündüze dönüşmesi, göz kapaklarımı ilgilendirmiyor. Ruhum, uzun bir yolculuğa çıkmış sahibini yarı yolda bırakan emektar  bir araba gibi; yol ortasında... Ama hayat devam ediyor... Hayat mı ileriye gidiyor, yoksa ben mi geriye yol alıyorum? Bilmiyorum... Sadece her an, onunla aramda ki mesafeyi biraz daha artırıyor.

Şu anda tutkuyla sevişen akrep ve yelkovan, birazdan ayrılacaklar. Ağlamadan üstelik. Çünkü her ayrılık, bir sonraki birleşmeye uzanan yeni bir yol. Her birlikteliğin sonu ayrılık ve her ayrılık yeni bir birliktelik arifesi. Bunun farkındalar. Bunun adil olduğunu mu düşünüyorlar? Aşka kattıkları bir heyecan mı bu? Ellerinden bir şey gelmiyor belki de? Sorgulamıyorlar. Düşünmüyorlar. Tek bir dilekleri var. Ve tek bir de korkuları. Yelkovan, yeni bir kavuşma anı için akrebin peşine takıldığında ya zaman durursa?

Şu anda saat kaç? Önemi yok bunun. Hayat mı ileriye gidiyor, yoksa ben mi geriye yol alıyorum? Bilmiyorum. Sadece ardından bakıyorum öylece ve her an onunla aramda ki mesafe biraz daha artıyor.

Ben yelkovan, o akrep...
Ve zaman durduğunda onunla aramda ki mesafenin durumu işte; sözün özü...

Tek dileğim ve tek korkum...

bu yazı böid 1. ay da yayınlanmıştır



Eyah Mim | 23
Ruhsuz Atmaca'nın uzun zaman önce göndermiş olduğu bir mim var. Ben buralardan bir ara uzaklaşınca onu atlamışım. Ruhsuz Atmaca'ya teşekkür ediyor ve mimi yapıyorum.

Eğer bir düğünün olsaydı nasıl olurdu?
Hiç bir fikrim yok haliyle... İyi olur umarım.

Yolda giderken sevdiğin idole rastlasaydın ne olurdu?
Ulaşılabilir bir idol, idollüğünü yitirir. Kendime yeni bir idol edinirdim gerekiyorsa...


Bir dizi karakteri olmak istesen hangisi olmak istersin?
İsmail Abi.

Hayatın senaryo olsaydı ve senaristi sen olsaydın nasıl bir senaryo yazardın?
Bu soru biraz tuhaf. Hayatımın senaryosunun nasıl bir senaryo olacağını bir kaç cümleyle anlatabileceğimi sanmıyorum. Ama ortaya hiç iç açıcı bir hikaye çıkmayacağı aşikar...

Her zaman merak ettiğin, bir gün bu duyguyu tatmalıyım dediğin bir olay var mı?
Bilemedim şimdi. Mutlaka vardır bir şeyler de alenen yazılacak bir örnek gelmedi aklıma...

Eğer olanakları göz önünde bulundurmadan, hiç bir şeyi düşünmeden istediğin mesleği seçecek olsaydın bu ne olurdu?
Gazeteci olmak isteyebilirdim. Ama o olanaklar göz önünde bulundurulunca ve düşünmeye başladığınız da 'gazetecilerin' ya işsiz ya tutuklu olduğunu; diğerlerinin başdanışman olduğunu görüyor ve bu hayalden ardınıza bile bakmadan vazgeçiyorsunuz.

Farklı nedenlerle dünyaya gelecek olsaydın, kimin görünüşünde olmak isterdin?
Başka bir surette görünmeyi isteyen kendisi olamaz. İstemezdim.

Hayaline konuk etiğin prens/prenses nasıl birisi?
Bir kaç cümleyle tarif edilebilecek bir prensesin hayalimde ne işi var? Tarifi mümkün olmadığından hayalimdedir o prenses zaten.

Giyim tarzın?
Hiç bir zaman bir tarz edinmemek gibi bir tarz olsaydı; o derdim...

Seni etkileyen dizi veya film sahnesi
Çok film izledim. Bir çok sahnede etkilendim. Tek tek hepsini hatırlamakta, yazmakta zor... Ama üç beş örnek vereyim.

Benden Uzaklaş/ma

Senden uzaklaşma ihtimali var bir de;
Kahroluşlarıma sebep!

Aşkı adınla anmak ne güzel şey...
Ne güzel şey yanında olabilmek...
Seni hissetmek,
Yaşamak seni,
Birlikte teneffüs etmek aynı nefesi...
Ne güzel...
Tadın karışıyor diye mi?
Kokun bulaşıyor diye mi?
Sana akıyor diye mi?
Hayat bu kadar güzel seninle?
Hayat güzel seninle de;
Senden uzaklaşma ihtimali var bir de...

Ben gök kuşağını;
Sana her bakışımda görüyorum...
Saçlarının ardında kalıyor kara bulutlar,
Ne güneşe ihtiyacım var seninleyken,
Ne de yıldızlara;
Gözlerin varken...
İsterse her gün yağmur yağsın;
Seninle sırılsıklam olmak da güzel!
Ve sarmaş dolaş o halde...

Kız kulesine bakması önemli değil;
Yan yana oturalım bir bankta.
Saatlerce...
Aynı düşte dolaşalım seninle;
İstiklal'de el ele yürürcesine...

Gülümsemeye çalışıyorum;
Sen istediğin için...
Hayata dair gösterdiklerinden,
Keyif alıyorum!
Meğer bakıp da göremediğim,
Ne çok şey varmış...
Papatyalar var birde,
Sen onları seviyorsun;
Ben de son yaprağında,
Beni sevebilme ihtimalini...
Bir gülüşün var;
Uğruna her şeyi feda ettiğim!
Bir de;
Benden uzaklaşma ihtimalin...

Ben korkağın tekiyim!
Seninle yaşama bağlanıp,
Seninle nefes alırsam...
Hayata seninle bakıp,
Senin üzerine kurarsam düşlerimi...
Sensizliğin beni öldüreceğinden;
Korkarım!
Çünkü bir sen varsın;
Benden uzaklaşma ihtimalin bir de...

İyisi mi?
Sen bana yaklaş/ma!
Benden uzaklaş/ma...




Bir Kitap: Psikiyatrist
Psikolojik - Gerilim romanı okumak isterseniz, psikiyatrist doğru bir seçim olur. Hız kesmeyen bir hikaye, her sayfa da katlanacak artacak merak duygusu bir sonra ki sayfaya geçmek için sabrını zorlayacak.


kimseye inanma
kendine bile güvenme
gerçeği arama
gerçek seni bulacak

Psikiyatrist | Wulf Don

erdikaradeniz.com iki yaşında!

21.05.2013
Gün itibariyle erdikaradeniz.com iki yaşında....

Yazmak ve okumak...
Bütün mesele bu!
Hayatı daha anlamlı kılmak adına
Yepyeni tecrübeler kazanmak adına
Yaşıyorum diyebilmek adına
Yazmak ve okumak...

İki yıl önce bugün; ben
Ve yıl 2013; bugün ben
Çok farklıyız birbirimizden

Bir telefon mesafesinde;
'Hadi bir kahve içelim' ya da 'Çay koydum şimdi' diye arayabilceğim;
Oturup saatlerce konuşup, tartışıp, güleceğim;
Kimi zaman uzun uzun dertleşeceğim;

'Canı cehenneme felsefelerimin' deyip
Gönül rahatlığıyla saçmalayabileceğim;

Bir fotoğraf karesinden
Bir şarkı sözünden
Bir şiirin en derin dizesinden
Yepyeni sohbetler inşa edebilceğim

İnsanlar katıldı hayatıma!

İki yıl önce bugün; ben
Ve yıl 2013; bugün ben
Çok farklıyız birbirimizden

Bir terapi olarak yazıyorum ve
Yazdıklarımı çekmecemde saklamıyorum artık
Yazmış olmak için değil
Yazmak gerekliliğim için
Yazmadan edemediğim için
Yazıyorum...

Bu iki yılın verdiği gücün meyvesi oldu Pesimisyon
Gün be gün o güç artarken
Peyderpey yazmaya devam ediyorum ben de...

'Herkes Kendi Romanını Yaşar'
Buna inanıyor...
Ve yaşıyorum
Ve yazıyorum
Eyvah Mim | 22

Çok uzun bir ara verdim buralara. Hazır Melodram'dan gelen bir mim varken, bu boşluğu da doldurmuş olayım dedim.

Çocukken oynadığımız oyunları yazıyoruz. İyi bir mim bence bu. Şurada bir kaç sene sonra bu oyunların hiç biri hatırlanmayacak. Nitekim teknolji var, bilgisayar var, tablet var; bu oyunların miadı doldu. Benim hatırladığım kadarıyla bir kaçı şöyleydi:

Dansa Davet
Taso
Misket
Yakan Top
Dokuz Taş
İstop
Saklanbaç
Simit
Dokuz Ay ya da On İki
Sek Sek
Yerden Yüksek
Köşe Kapmaca
Beş Taş

Yüz yıllık bir zaman diliminden bahsetmiyorum aslında, şunun şurasında on sene önce!
Sokaklar çocuk kaynardı. O zamanın büyükleri sokakta ki çocuk seslerinden o kadar çok şikayetçiydiler ki;
şimdi sokaklar boş işte. Oyunlar anı defterlerinde yerini aldı çoktan. Işıklar söndüğü zaman; hayat bir film şeridi gibi geçerken gözlerimizin önünde belki anımsarız yeniden o kareleri... 

Böyleyken böyle işte.
Gittim.

Sıla konseri öncesi şunu da dinleyelim.
Bir Tweet! | 3
 
Kadrajımdan Kareler | 10

Ruhum kan revan bir halde şu an. Düşüncelerim kaotik bir şehre özendikçe midem bulanıyor. Beşiktaş güzel, hafif rüzgarlı. Benim naçizane bünyemdeyse parçalı bulutlar, sağanak yağmurlar, fırtınalar var. Ölümcül bir stres bombardımanına bizzat tanıklık ediyorum. Ölümcül ama işkenceden zevk alan bir cellat gibi öldürmüyor inadına. Oysa cellatlara da bu yolu seçtirenin hayat olduğunu düşünürdüm hep. Yoksa keyif mi veriyor onlara yaptıkları bu iş.

Saçma sapan düşüncelerimden oluşan kısa filmler oynuyor gözbebeklerimde. Gözyaşlarım soyut, bir alt yazı gibi retinama düştüğünden, kimse görmüyor ağladığımı.

Şu an neyseki ile başlayıp, şükredebileceğim tek şey bu sanırım.

Ağlamıyorum.



bu metin beni sevmek zorundasın adlı romanımda yer almıştır

Birinci Blogger Etkinliği: Çekiliş Sonuçları ve Talihliler

Yarınki yoğunluğum nedeniyle çekilişi bir gün erken bitirdim.
An itibariyle çekilişe katılım sona ermiştir.

erdikaradeniz.com da
sloganıyla düzenlenen ilk çekiliş sonuçları belli oldu.

Çekilişe toplam da 114 kişi katıldı
ve artı haklar dahil edildiğinde toplam 344 isim arasında
birinci çekilişimizin talihlisi seçildi.
- çekiliş talihlileri www.cekilisyap.com üzerinden belirlendi -

Üç asil ve üç yedek talihli belirlendi.
Ve işte;
bütün katılımcı listesine ve talihlilere ulaşmak için


# Özetle #
I. Talihli Beyaz Kitaplık'a Gidecek Kutu
1) Ruhi Mücerret | Murat Menteş
2) Hayvan Çiftliği | George Orwell
3) Araz | Kahraman Tazeoğlu
4) Diş İle Düş Arasında | Müge Sandıkçıoğlu
5) Pesimisyon - Aşk Yasaklı Kelime
6) Sürpriz minnak hediyeler...

II. Talihli birgaripSeyma'ya Gidecek Kutu
1) Kürk Mantolu Madonna | Sabahattin Ali
2) Bambaşka | Kahraman Tazeoğlu
3) Ayışığı Kedisi | Ayşım Okudan
4) Pesimisyon - Aşk Yasaklı Kelime
5) Sürpriz minnak hediyeler...

III. Talihli Kitaplık Manzaraları'na Gidecek Kutu
1) Aylak Adam | Yusuf Atılgan
2) 40'nında Kulpu Kırık 40 Türk | Ahmet Şerif İzgören
3) Pesimisyon - Aşk Yasaklı Kelime
4) Sürpriz minnak hediyeler...

# Talihlilerin Dikkatine #
20.04.2013 Cumartesi tarihine kadar
Ad-Soyad, Açık Adres ve Telefon Numarası 
bilgilerinin yer aldığı bir mail ile bana ulaşmalarını rica ediyorum.
(erdi.karadeniz@gmail.com)

Bu süre zarfında iletişime geçilmediği takdirde, hak yedek talihliye devredilecektir.

Herkese Teşekkürler
İkinci Blogger Etkinliğinde Görüşmek Üzere
Bekleyin
...
Bir Kitap: Aforizmalar
Dünya klasikleri arasında yer alan Kafka'nın aforizmaları da okunnmayı bekleyenler listesinden kurtuldu nihayet.


Seçtiğim bir kaçı şöyle:

Bir elmanın birbirinden farklı görünüşleri olabilir : masanın üstündeki elmayı bir an olsun görebilmek için boynunu uzatan çocuğun görüşü ve bir de, elmayı alıp yanındaki arkadaşına rahatça veren evin efendisinin görüşü.

Düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitseydin, o zaman bu çaresiz bir durum olurdu; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir, o zaman da umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur.

Kafesin biri, kuş aramaya çıktı.

Kötü'nün ondan bir şeyler gizleyebileceğinize inanmanızı sağlamasına izin vermeyin.

Bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olamayacağını anlamak ne büyük bir mutluluktur.

İyi, bir bakıma rahatsızlık vericidir.

Bu dünya için koşumlarını takınman gülünç.

'Sein' sözcüğü Almancada iki anlama gelir: 'var olmak' ve 'onun olmak'.

İnsanlarla iç içe olmak, insanı kendini gözlemlemeye götürür.

Cennet'te yaşamak üzere yaratılmıştık ve Cennet bize hizmet etmek üzere düzenlenmişti. Sonra yazgımız değiştirildi; Cennet'in yazgısında da bir değişiklik oldu mu, bu hiç bir yerde belirtilmiyor.

Dip dip:Bu kitap sevgili Gözzde'nin İstanbul'a gelirken benim için getirdiği kitaplardan bir tanesiydi bu arada. Gözzde'ye teşekkür ediyoruz
:) 
Bir Kitap: Hayvan Çiftliği
Uzun zamandır kitap okuyamıyorum. Doğrusu okumuyorum mu, okuyamıyorum mu? Emin değilim bundan.
Ama bir süredir okumak istediğim Hayvan Çiftliğini okudum.

Çok lafa gerek yok. Okuduktan sonra muhakkak bir şeylere yoracaksınız siz de. Okunmalı...

"Bütün hayvanlar eşittir!
Ama bazı hayvanlar;
öbürlerinden daha eşittir..."

Hayvan Çiftliği
George Orwell


Bir Tweet! | 2
 
Dikkat: Bu Bir Blogger Etkinliğidir! (sonuçlandı)


erdikaradeniz.com birinci hediye çekilişi
Uzun zamandır düşündüğüm bir kaç şey var. Bir blog "sadece yazma eylemimin vuku bulduğu yer" değil, aynı zamanda diğer bloggerlarla iletişim kurabileceğimiz sosyal bir platformdur. Bu yüzden bu uğurda yapılan etkinliklerin çoğunu çok yapıcı buluyordum ve bu sebeple bende bir etkinlik yapmak istiyordum bir süredir. Doğrusu bu etkinlik yazısını yazmaya 05.12.2012'de başlamış ve taslaklarda ki yerini garantilemişim. Gel gör ki bugüne kısmet oldu. Daha fazla beklemeye gerek yok diyorum; yapıyorum.

erdikaradeniz.com olarak ilk çekilişimin detayları şöyle.

Çekiliş sonucunda ilk üç talihliye birer kutu gönderilecek. Kutularda kitaplar, minnak hediyeler ve benim ilk kitabım yer alacak. Şöyle ki:

I. Talihlinin Kutusu
1) Ruhi Mücerret | Murat Menteş
2) Hayvan Çiftliği | George Orwell
3) Araz | Kahraman Tazeoğlu
4) Diş İle Düş Arasında | Müge Sandıkçıoğlu
5) Pesimisyon - Aşk Yasaklı Kelime
6) Sürpriz minnak hediyeler...

II. Talihlinin Kutusu
1) Kürk Mantolu Madonna | Sabahattin Ali
2) Bambaşka | Kahraman Tazeoğlu
3) Ayışığı Kedisi | Ayşım Okudan
4) Pesimisyon - Aşk Yasaklı Kelime
5) Sürpriz minnak hediyeler...

III. Talihlinin Kutusu
1) Aylak Adam | Yusuf Atılgan
2) 40'nında Kulpu Kırık 40 Türk | Ahmet Şerif İzgören
3) Pesimisyon - Aşk Yasaklı Kelime
4) Sürpriz minnak hediyeler...

Eğer sizde bu çekilişe katılmak isterseniz 15 Nisan 2013 Pazartesi günü saat 22:00'ye kadar bu yazının altına, mail adresinizin ve aşağıda belirteceğim diğer sosyal mecralar ile ilgili katılımlarınız/paylaşımlarınız ile ilgili linklerinde yer aldığı bir yorum bırakabilirsiniz.

Çekilişte şansınızı arttırmak isterseniz şunları yapabilirsiniz:
æ Yazının altına bırakacağınız katılım yorumları, 1 katılım hakkına tekabül eder.

æ Eğer bu bağlantıdaki çekiliş tanıtım fotoğrafının altına katıldığınızı bildiren bir yorum bırakarak, fotoğrafı  'herkese açık' olarak paylaşırsanız +1 katılım hakkınız daha olacaktır.

æ Bu bağlantıda ki Tweet'i retweet ederseniz ve bunun bilgisini yine bana verirseniz +1 katılım hakkınız daha olacaktır.

æ En başta ki görselin de yer alacağı, çekilişin bir tanıtımını blogunuz da yapar ve çekilişin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlarsanız +2 katılım hakkınız daha olacaktır. Blog postunun linkini de yorumunuzda belirtmeyi unutmayın.

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar.
Bir şey unuttum mu?
İletişmek için: erdi.karadeniz@gmail.com

Dip Dip: Sadece Türkiyede ki bloggerlar içindir.



3 Idiots | 3 Ahmak
Biraz Film İzledim | 14
3 Idiots | 3 Ahmak

Şu filmi izlemek için geç kalmış bir kişi daha var mı benden başka çok merak ediyorum!

Olay şu: hint sinemasına çok düşkün sayılmam. Bir kaç film izlemişliğim var. Bu filmin namını çok kez duydum fakat her açışımda dil çok itici geldiği için ya da ön yargımdan ötürü kapattım.

Şimdi bir anda esti, o ön yargımdan kurtuldum ve izledim filmi.

Sonuç şu ki:
İzlediğim en müthiş filmlerden bir tanesi;
Favori filmlerimden bir tanesi de oldu;
Film müzikleri apayrı bir güzeldi;
Film de bahsi geçen, alttan alta verilen mesajlarda hep kendimden bir şeyler buldum;
Ranço'nun gerçek hayatta '65 doğumlu olduğuna gelde inan;
Senaryo, oyunculuk, hikaye, mesaj vesair;
Ne ararsan müthiş;
Son olarak da
Aal Izz Well
!



5/5 Çok İyi
Bir Hayali Gerçekleştirme Eylemi

Böyle bir eylem gerçekleştirdim işte. Ve ilk kitabım çıktı.

Bazı insanların hüzün ihtiyaçları vardır, karşılanması gerekir.Bazılarının huzur. Mutluluk ya da... Gülümsemeyi unutan insanların tebessümle tanıştırılması gerekiyor... Beki de aşk... Kısaca hepsinden bir parça bulabileceğiniz bir ilk kitap.

Bu paragrafla başladım kitap tanıtımına. Ancak işin doğrusu şu:
Yazar, ne yazdığını kendide bilmiyor..

Dilimden düşmeyen bir sloganım vardı benim; "yazmak bir meditasyon seansı gibi..."
İşte hepsi bu. Bu kitap o seansların bir meyvesinden başka bir şey değil. O yüzden bir çok duyguyu barındırıyor içinde. Darmadığınıklığıyla sarmaş dolaş bir ruh halinden doğma biraz da... O yüzden her sayfa birbiriyle çelişiyor. Dizeler kırgın. Sözcükler kanlı bıçaklı...

Yani okunacak bir kitap değil esasen bu; yaşanacak bir kitap biraz.




Bir... İki...

Gitmek mi istiyorsun?
Bu masala hiç başlamamış olmayı dileyerek
Yaşanan ya da yaşanması muhtemel her ne varsa
Sayfa sayfa yırtıp atıp
Çekip, bakmadan ardına
Gitmek mi istiyorsun?

O halde birlikte gidelim;
Üç adımda olsun bu terk ediş!
Ben bir dediğimde sen gidersin;
Sen iki dediğinde de / ben gidemem!

Üçe kadar sayamam belki de;
Gidişini seyrederken...

Bir…



Ve Yarışma Sonuçlandı

Şurada atıfta bulunduğum üzere, MrMaana bünyesinde bir yarışma düzenlendi. Sadece yarışmaya katılan ilk 100 ü görebildiğim için toplam kaç kişi katıldı bilmiyorum ama katılan herkese teşekkür ediyorum. Yarışma da en hızlı ve en doğru cevapları veren ilk iki kişiye; sayılarına matematik yetmeyen hayal ürünlerimden, düşlerimden, düşüncelerimden yalnızca bir tanesi olan; ilk kitabım Pesimisyon'un imzalı bir nüshası gönderilmek üzere hazır...

Yarışmayı kazanan ilk iki; Eda ve Sinan'a keyifli okumalar dileyemiyorum. Keyifle okunacak bir kitap değil zira... Lakin umuyorum ki; kitapta kendilerinden de bir parça bulurlar. Aşk... Hüzün... Ayrılık... Yalnızlık... Ya da şiir sadece... 

Can Sıkıntısı Bülteni | 15
###
24 Şubat 2013
Saat 00:18'i gösteriyor şu an...
Ama gelin görün ki bir takım mevzularda hiç yol alamamışım hala. Misal, şurada;
"Oysa hedefleri olmalı insanın; gerçek... Ve o hedeflere yetecek inancı" demişim.
Bunu Eylül 2011' de demişim ve değişen sadece zaman mı olmuş yani? Can sıkıcı...

Ama gerçek bu. Asla alışamadığım bir durum var.
22 yaşındayım ve aşağı yukarı son 15 yılımı 'büyüyünce ne olcan?' ile başlayıp şimdiler de kelimelere dökülüşü modernleşse de aynı anlama çıkan 'gelecek planlarınız nelerdir?', 'gelecek hedefleriniz?' gibi sorulardan korkarak geçirdim.

Ee bugün baktığım da değişen ne?
Hala alışamadım.
Hala korkuyorum.
Ve hala verecek bir cevabım yok.

Ve işin daha daha daha traji komik durumu, bu sorunun bir cevabı olmasını da istemiyorum. Bana göre olması gereken bu gibi... Öyle uzun vadede planlar, programlar yapmamalı insan. Hedefler belirlememeli. Bir laf vardır: "İnsan plan yapar, Tanrı güler" diye... Aynen öyle... Ulaşma ihtimaliniz ne yazık ki düşük... Sonuç karşılıksız çıkan beklentiler, hayal kırıklıkları... O hedefe yüklediğiniz anlam yüzünden; ulaşamadığınız da kendinize olan güvenin sarsılması.

Hayat; sizin ne istediğinizi, ne beklediğinizi, neye önem verdiğinizi, nerede olmak istediğinizi, hedeflediklerinizi... En özet haliyle; sizi, önemsemeyecek kadar küstah! O halde neden bir hedef belirlemeliyim ki?

Bence hedefleri olmamalı insanın. Hayalleri olmalı. Kısa vadede gerçekleştirebileceği ve uzun vadede gerçekleştirmek için mücadele edebileceği... Uzun vadede gerçekleştirmek istediğiniz hayaller sizi ayakta tutar. Hayatınızın amaçsızlaşmasını engeller. Daima peşinden koşacağınız, bu hayat yolunda yürümenizi sağlayacak bir ışığınız olur. Kısa vadede gerçekleştirmek istedikleriniz ise; uzun vadeli hayallerinize yürürken size moral verir, motive eder...

Böyle işte. Böyle bir saçmalamak geldi içimden.


###
Kısa vadeli hayaller demişken; kısa vadeli hayallerimden bir tanesi olan şu kitap işi...
MrMaana'nın düzenlediği yarışmaya katılarak en kısa sürede en çok doğru cevabı veren 2 kişiye ilk kitabım Pesimisyon hediye edilecek. Ayrıca yine MrMaana aracılığıyla yapılan kitap tanıtımı ve minik röportaja da buradan ulaşabiliriniz. Ve bir de online satış için kitapyurdu, D&R, idefix ve diğer online kitabevlerini ziyaret edebilirsiniz.


###
Ve son olarak
Değerli blogdaşlarımdan Arselice, geçtiğimiz günler de bir sürpriz yaparak beni epey mutlu etmişti ki bu sefer bir başka mutlu edici eylem gerçekleştirdi. Öyle değerli bir insandan bunları duymanın yarattığı pozitif etkiyi siz düşünün artık. Buyurun burada... Çok teşekkür ediyorum kendisine de ...

Bu bültenlik bu kadar
hasta pronto
...



Bumerang - Yazarkafe