Yine, yeni bir yıla az kaldı. Yine umutlar tavan yapmış, yeni yıla heyecanla bakarken; veda etmek üzere olan yıla sayıp sövmeye başladık. Geçen yıl yazdığım yeni yıl yazısında şöyle demiştim:

'Her ne kadar kötü diye dışladığımız eski yıl ile güzel olacağına inandığımız ve umutlar beslediğimiz yeni yılı bir birinden ayıran bir saniyelik o kısa sürenin her şeyi değiştireceğine inanmak biraz fantastik gelse de başlangıçlar güzeldir.'

Bu yazıya da aynı şekilde başlıyorum. Hani televizyon programlarında ondan geriye sayıyoruz ve takvim değişiyor, yeni yıl geliyor ya... Hani genç yaşlı coşuyoruz... Sanki tüm sıkıntıyı, derdi, hüznü falan önce ki yılda bırakmışız, tüm iyi şeyler, huzur, mutluluk, hayallerimiz, sevdiklerimiz ve dahası artık elimizin altındaymış gibi; sanki ülke bir anda gelişmekte olan ülkelikten çıkıp gelişmiş gibi... Sanki yüzde ellilik cehalet son bulmuş, ampuller patlamış, özlenen özgürlük ülkeye hakim olmuş gibi... Dünyada barış sağlanmış, sanki Amerika bile tövbe edip ak sakal bırakackmış gibi kendimizden geçiyoruz ya... Hani eşe dosta samimiyetten uzak, tıpkı kandil ve bayram mesajlarında olduğu gibi; adet yerini bulsun diye iyi dileklerde bulunuyoruz ya...

Hani...

Tamam tamam...
Neyse, şunun şurasında yeni bir yıla giriyoruz neşemiz kaçmasın. Tam neşemiz kaçıkken gireriz de önümüzde ki bir yıl boyunca neşemiz kaçık yaşamak zorunda kalırız.

O halde, üstte yazdıklarımın hepsi gerçek olacakmışçasına kendimizden geçelim. Yıllardır olmasını istediğimiz ama tabi ki henüz olmamış olan tüm dileklerimizi bu kez de iki bin üç'e paslıyalım ve bu kez olsun mümkünse. Yeni yıl bize iyi şeyler, huzur, mutluluk, para, pul, eş, dost, aşk, araba, led televizyon, 4 adet kalem pil, yarım ekmek döner, 2 ade...

Geldi geldi!

10... 9... 8... 7...

Veeee Tık...

bu metin bu şartlar altında ölemem adlı e-kitabımda yer almıştır