Ben şunu da seviyorum aslında. Bir kere müzik güzel, hoş; sözler de öyle...
Sonra da şunu açıp: "şu an tüm; insanlara kırgınım!" diye kendime pesimist ayinler düzenliyorum.
Sıkıntısı bol
Sessizliği de
Yalnızlığı da

"Hayat mı ileriye gidiyor; yoksa ben mi geriye yol alıyorum? Bilmiyorum" demiştim şurada ben...
Ya hayata inat ileriye giden bir şey var; ya da geriye yol alan hayata ayak uydurup geriye doğru yol aldığımdan durumların iyiye çaldığını düşünüyorum. Çok karışık oldu bu. Neyse.

Bu aralar yeni başlangıçlar beraberinde yoğun ve yorucu günleri getiriyor. Ama problem değil. Nasılsa çok kısa bir süre için de her şey bir düzene girecek; yeniden dağılana kadar yeniden... Hayat bundan ibaret değil mi zaten. Dağınıklığı toparlayana kadar mücadele verip toparlıyoruz. Sonra toparlanacak bir şeyler olsun diye yeni bir dağınıklığa yelken açıyoruz. Bir çeşit döngü bu da işte.

İş değiştirdim. Hayırlı olmuş gibi...

Küçükken maruz kaldığım 'büyüyünce ne olacaksın?' sorularının psikolojik baskısı sonucu ruhumun maruz kaldığı sinir bozukluklarının etkisiyle olduğunu varsayaraktan: Büyük Adam Nasıl Olunur? sorusunu irdeliyorum.
Küçük yaşlar da çoğumuz doktor olmak istedik. Öğretmek olmak istedik. Asker olmak istedik. Çünkü bunlar aşılanıyordu bize. Sanki hayatın sırrına doktor olarak erişebiliyor muşuz gibi... Öğretmen olursak büyük adam olur muşuz...
Aslında düşünüyorum da: büyüyünce neden bir şey olmak zorundayız ki... Neden bir sıfata, bir kimliğe ihtiyaç duyuyoruz ki... Hangi mesleğin erbabı olduğumuz neden önemli?

Çalışmak için yaşamıyoruz oysa; tüm eylemlerimiz sadece ve sadece yaşamak için...
Öyleyse neden bu şekle bürünme telaşı. Hayatı rutine bağlamak ve tekdüze bir yaşam sürmenin nesi büyük adamlık?
Bu çok karışık oldu.
Bu kez harbiden neyse...

Can Sıkıntısı Bülteni yapmadan da sıkıldığımı belli edebiliyor muyum diye bir denedim sadece.

Ben o şarkıyı zevk için dinlerken; bu yazıyı zevk için yazdım.