29 Ekim 1923 vs 29 Ekim 2012

Tarih 29 Ekim 1923 ulu önder Mustafa Kemal ve bu uğurda her türlü fedakarlığı yapan silah arkadaşlarının bu topraklar için yaptıkları onlarca şeyin meyvelerinden yalnızca biri olarak Cumhuriyet ilan edildi.

Tarih 29 Ekim 2012 hükümet harikulade bir atılım yaparak, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmak için verilmiş yüzlerce binlerce şehit kanına, fedakarlıklara tezat oluşturacak şekilde Cumhuriyetin doğum günü kutlamalarını yasakladı.

Yepyeni bir 'nereden nereye' durumu vuku buldu bir kez daha...

Şimdi ey ülkemin %50'si hala mı EVET?


Bugün Bayram; Erken Kalktık Harbiden
Bugün bayram.
E hadi o halde... Saygı değer google amcaya 'güzel bayram mesajları' ya da 'kurban bayramı mesajları' sorgulamalarıyla ulaşılacak hazır kısa mesaj örneklerinden birini seçip, telefonumuzun yeni mesaj yazma bölümü vasıtasıyla bin bir zahmet çekilerek o mesajı telefona yazalım. Sonrası kolay... Rehber de kim varsa; Allah ne verdiyse gönderelim gitsin...

Eskiden bunun bir anlamı vardı. Güzel bir mesaj seçilip eşe dosta gönderilirdi. Eskiden dediğim üç beş sene öncesinden bahsediyorum. Ama şimdi bunun da tadı kaçmadı mı? Artık bayram ya da kandil gibi bizler için önemli olan bugünlerin gelmesi demek cep telefonlarında gelen kutusunun samimiyetsiz mesajlarla dolması demek.

Peki ne yapmalı?
Mümkünse aramalı. Ama herkesi arayamıyoruz. Çeşitli sebeplerden ötürü.
O halde kişiye özel mesaj yazmalı. O kişiye 'bak sana değer veriyorum, bayramını kutluyorum' mesajı ana mesajımızın alt metni olarak sunulmalı...

Ama tepkiniz 'ama vakit yok', 'kim uğraşır onla yav' gibi ya da benzerlerinden biriyse...
O zaman atmayın.
Kutlamayın.

Öylesi çok daha samimi;
Bence tabi...

Şey diyecektim esas... Barış Manço'nun şu güzel şarkısında da geçtiği üzere harbiden erken kalktık bugün.
Kanal 7' nin Bayram Namazı program başlangıç saatinin 06:55 olması ve ev sakinlerinin bunu bayram namaz saati sanıp kontrol de etmemeleri sonucu erkenden kalkmış olduk. Dahası camide ki yedinci kişi falandım. Ortada imam bile yoktu. İşte böyle de mübarek mübarek başladık bu mübarek bayrama...

E özetlemek gerekirse: İyi bayramlar efendim. Tüm blog camiasına ve diğer camialara da, insanlara da iyi bayramlar...

Hatta hemen google amcadan arakladığım üzere:
'Yüreğine damla damla umut; günlerine bin tatlı mutluluk dolsun. Sevdiklerin hep yanında olsun, yüzün ve gönlün hiç solmasın. Kurban Bayramın kutlu olsun.'

Bu Yazıyı Zevk İçin Yazdım!
Ben şunu da seviyorum aslında. Bir kere müzik güzel, hoş; sözler de öyle...
Sonra da şunu açıp: "şu an tüm; insanlara kırgınım!" diye kendime pesimist ayinler düzenliyorum.
Sıkıntısı bol
Sessizliği de
Yalnızlığı da

"Hayat mı ileriye gidiyor; yoksa ben mi geriye yol alıyorum? Bilmiyorum" demiştim şurada ben...
Ya hayata inat ileriye giden bir şey var; ya da geriye yol alan hayata ayak uydurup geriye doğru yol aldığımdan durumların iyiye çaldığını düşünüyorum. Çok karışık oldu bu. Neyse.

Bu aralar yeni başlangıçlar beraberinde yoğun ve yorucu günleri getiriyor. Ama problem değil. Nasılsa çok kısa bir süre için de her şey bir düzene girecek; yeniden dağılana kadar yeniden... Hayat bundan ibaret değil mi zaten. Dağınıklığı toparlayana kadar mücadele verip toparlıyoruz. Sonra toparlanacak bir şeyler olsun diye yeni bir dağınıklığa yelken açıyoruz. Bir çeşit döngü bu da işte.

İş değiştirdim. Hayırlı olmuş gibi...

Küçükken maruz kaldığım 'büyüyünce ne olacaksın?' sorularının psikolojik baskısı sonucu ruhumun maruz kaldığı sinir bozukluklarının etkisiyle olduğunu varsayaraktan: Büyük Adam Nasıl Olunur? sorusunu irdeliyorum.
Küçük yaşlar da çoğumuz doktor olmak istedik. Öğretmek olmak istedik. Asker olmak istedik. Çünkü bunlar aşılanıyordu bize. Sanki hayatın sırrına doktor olarak erişebiliyor muşuz gibi... Öğretmen olursak büyük adam olur muşuz...
Aslında düşünüyorum da: büyüyünce neden bir şey olmak zorundayız ki... Neden bir sıfata, bir kimliğe ihtiyaç duyuyoruz ki... Hangi mesleğin erbabı olduğumuz neden önemli?

Çalışmak için yaşamıyoruz oysa; tüm eylemlerimiz sadece ve sadece yaşamak için...
Öyleyse neden bu şekle bürünme telaşı. Hayatı rutine bağlamak ve tekdüze bir yaşam sürmenin nesi büyük adamlık?
Bu çok karışık oldu.
Bu kez harbiden neyse...

Can Sıkıntısı Bülteni yapmadan da sıkıldığımı belli edebiliyor muyum diye bir denedim sadece.

Ben o şarkıyı zevk için dinlerken; bu yazıyı zevk için yazdım.




Ödüllendik - Ödüllendirdik
Bu aralar yeni mim benzeri bir ödül verme olayı başlamış. Ve iki blogger arkadaşım tarafından ödüle layık görülmüşüm.

İçten, bazen eğlenceli, bazen hüzünlü, bazen tam da içinde bulunduğnuz an'ı anlattığını düşüneceğiniz yazılarını ve fotoğraf dünyasına yeni atılmış olmasına rağmen çok çok güzel fotoğraflarını severek takip ettiğim sevgili Beyaz Sayfa çok güzel cümleler eşliğinde bana göndermiş ödülü. Ben de kendisini takip ettiğim bloglar içinde ödüle layık bulduğumu belirtmek istedim.

Sonra Melodram da göndermiş bir ödül...
Çok samimi, güzel yazıları, blogger dünyasına renk katmak için verdiği uğraşlar ve keyifli sohbetinden ötürü naçizane bu ödülü O'na da gönderiyorum.
Bu arada Melodram ile Blogger Magazin 5 çıktı baktınız mı?

Bir de Sui var :)) Belli bir kategoriye ait olmayı reddediyor ve blogunda her konudan bir şeyler okuyorsunuz bu yüzden. O da benden yani :) Hem o yazmakla da yetinmiyor; yazdıklarını da seslendiriyor. Ona da bir uğrayın, bir selam verin...

Ve şu an aklıma gelen ödüllendirmek istediğim blog dostları kimler bir bakalım...

Kaşık Cem-i Bülbül-ü Bülüye ya da nam-ı diğer Cem...
Onu ve yazılarını tanımlamak pek mümkün değil. Kendine has. Marjinal biraz.
"Burada yazılan hayatların hayal ürünü olma ihtimali yüksektir. Lütfen hayallerimin hesabını sormaya kalkmayınız, kızarım." diyerek yazıyor adam... O'na da bir uğrayın bence.

Blog dünyasında yeni olan ve benim daha yeni karşılaştığım bir blog. Mizahi bir dille felsefe üzerine yazdığı yazılar cidden güzel. Ona bir hoşgeldin ödülü olsun bu... Felsefespri...

Sadece yeni başlayanların değil her bloggerın yardım alabileceği en kaliteli blogger destek bloglarından bir tanesi. Blog Hocam... Bir blogunuz var; o halde muhakkak bu blogda bir gezintiye çıkın.

Bir çok blogger sinema üzerine bir şeyler yazıyor. Fakat benim en çok beğendiklerimden bir tanesi; sizde bir film kolikseniz ve film önerilerine ihtiyaç duyduğunuz zamanlar oluyorsa buraya da bakabilirsiniz. Seyirci Koltuğu...

Ve kitapları unutmak olmaz. En çokta kitaplar üzerine yazılıp çiziliyor. İlla kitap konulu bir blog olmaya gerek yok, kişisel bloggerlar da kitap üzerine paylaşımlarda bulunuyorlar. Ben dahil... İşte en iyi kitap incelemelerine yer veren bloglardan bir tanesi... Beyaz Kitaplık...

Yeter bu kadarlık; şimdi...

Şu şarkı refakatinde yazdım bu yazıyı bir de...


Felsefe Yapıyoruz Burada

İnsanın ölümsüz dostu salt yalnızlığı değil mi?

Etrafta ki istisnasız her insanın birden hatta iki ve / veya üçten fazla maskeye sahip olması teknoljinin yan etkisi mi? Yoksa bir günümüz gerekliliği mi?

Benim kaç yüzüm var?

Aynalar cansız varlıklarsa ve canlılara ait hiç bir niteliğe sahip değilse; aynaya baktığında insan, özünü görebilir mi?

Gözleri mi kapattığım da, ayna da ki yansımamın beni seyretme ihtimali var mı?

'Sıkılmak' neden bu kadar yaygın bir hale geldi?

İnsanlar neden ölmek için yaşarlar?


Kitap Kampanyasına Katılır Mısınız?
Takip ettiğim bloggerlardan sevgili Pabuç, bu günlerde yararlı bir organizasyon için uğraş vermekte. Kendisine yardımcı olabilmek adına naçizane, bu yazıyı burada da yayınlamak istedim. Pabuç bu güzel organizasyon hakkında gerekli şeyleri yazmış, o yüzden ben direk onun yazısını burada yayınlıyorum. Sormak istediğiniz herhangi bir şey olursa bu yazının altında yorum olarak ya da bizzat O'nun kendisine sorabilirsiniz.


İlk gelen emirdi ''Oku''emri.. Buna karşı okumadığımız her an için biz kayıplardaydık; bunun farkında bile değildik. Okumak insanı Rabbimize, okumak insanı kendine ve okumak insanı insanlığına yaklaştırıyor. Okumak; düşünmeye itiyor, okumak her durumda kazandırıyor.

Bilirsiniz öyle beylik laflar etmeyi bilemiyorum ama kısa ve öz bir şekilde anlatmak istiyorum maruzatımı. Yalova'nın Çınarcık ilçesinde  bu yıl açılan İmam-Hatip Ortaokulu'muzun , bir kütüphanesi  yok. Malum yeni okul olunca, her şey sıfırdan başlıyor. Ben de düşündüm ki; (şimdilik 2 sınıflık) bu yeni okulun kütüphanesini bizler oluşturabiliriz.100 temel eser başta olmak üzere okuma kitapları toplayabiliriz kendi aramızda. Böyle bir kampanya sayesinde  bizim o küçük kardeşlerimize güzel bir armağan olur gönderdiğimiz kitaplar. Okumak her durumda insanı yükseltiyorsa, bizim de bu yükselişte merdiven basamağı olmamız imkansız değildir diye düşünüyorum.

Sizlerden de desteklerinizi bekliyorum. Burada her hangi bir menfaatimiz yok, kitap okumayı sizler gibi ben de seviyorum ve konu kitap olunca bizim de bu anlamda bir katkımız olsun istedim.Onlara yapacağımız kitap desteği, kendi çocuğumuza yapmış kadar makbule geçecektir. Bu anlamda da öğrencilerin ailelerden öğrenci çocuklardan da teşekkür alırken hayır dualarını da kazanmış olacağız.

Blogu olan arkadaşlarımız da, okumak, kitap ve kampanyayla ilgili yazı yazıp, kullandığımız kampanya anonsunu jipeg olarak sayfalarına girerek, destek olurlarsa, hepimiz bundan son derece mutlu olacağız. Kitap gönderecek dostlar, kitapları doğrudan doğruya okula gönderebilirler.  Elimden geldiğince; gönderdiğiniz kitapların gelmiş olduğunu görün diye; kitaplar geldikçe ben de  onların fotograflarını çekip blogumda yayımlayacağım.

Hepinize vereceğiniz destekten dolayı şimdiden teşekkür ederim...


Okulun Adresi:
Çınarcık İmam-Hatip Ortaokulu
Taşliman Mah.
Gazi Süleyman Cad. Eski PTT yolu
Çınarcık /YALOVA
<Alıntı Bitişi>

Ayrıca ilgili okulu fotoğrafları için de şuraya bir bakabilirsiniz





Bumerang - Yazarkafe