Özellikle bundan bir kaç yıl öncesinden daha da çok muzdarip olduğum bir konu var ki; şöyle...

Eve bir misafir geldiğinde, o ortamda oturmak gibi bir zorunluluğunuz vardır. Gelen kişi tanıdığınız, bildiğiniz biri olunca zaten oturursunuz da, mesele, hiç tanımadığınız sizinle alakası olmayan biri geldiğinde de o ortamda oturmak zorundasınızdır.

Gelen kişi filancının dıdısının dıdısıdır. Aile büyükleri bir sohbet halindedirler. Memleket meselelerinden girerler kendilerince, memleketlerinde ki akrabalarına kadar uzanırlar. Tabi siz ne o bahsettiği kişileri bilirsiniz, ne konuya vakıfsınızdır. Öyle, tabir-i caiz aptal bir hal içinde oturur, o ortamdaymışsınız gibi davranırsınız. Halbuki sadece bedenen teşrif ediyorsunuzdur oraya... Anlatılamaz bir sıkıntıyla cebelleşiyorsunuzdur.

Esasen o ortamda bulunmanız, gelen misafir açısından pek bir önem teşkil etmez. O da sizi doğru düzgün tanımıyordur. Aile büyükleriyle sohbet halindedir ve sizin o ortamda bir biblodan farkınız yoktur. Hani siz kendi odanıza geçseniz misafirin ruhu bile duymayacaktır. Ancak böyle bir şeye yeltenirseniz peşinizden aile büyükleri gelip; 'o misafir', 'ayıp', 'büyüdün artık' konularını kapsayan bir gelenek - görenek konuşması yapacaktır.

Derdinizi anlatabilirseniz ne ala; aksi takdirde 'biblo olma' denemelerinize devam edersiniz.

Bizden önce ki kuşaklar ve bizim kuşaklar, hatta bizden sonra ki kuşaklar arasında ki düşünce farklılıkları bir uçurum kadar...

Hepsinin düşüncesi de kendilerine göre doğru!
Peki orta yol nedir? Var mı kuşaklar arasında ki bu iletişim kanal farklılığına bir çözüm getirebilen?