Şu anda saat kaç? Önemi yok bunun. Şu anın, öncesinden farkı olmadığı gibi, sonrasının da bu andan bir farkı olmayacak, biliyorum. Çünkü dünyanın dönmesi; zamanın akması; gündüzün geceye; gecenin gündüze dönüşmesi, göz kapaklarımı ilgilendirmiyor. Ruhum, uzun bir yolculuğa çıkmış sahibini yarı yolda bırakan emektar  bir araba gibi; yol ortasında... Ama hayat devam ediyor... Hayat mı ileriye gidiyor, yoksa ben mi geriye yol alıyorum? Bilmiyorum... Sadece her an, onunla aramda ki mesafeyi biraz daha artırıyor.

Şu anda tutkuyla sevişen akrep ve yelkovan, birazdan ayrılacaklar. Ağlamadan üstelik. Çünkü her ayrılık, bir sonraki birleşmeye uzanan yeni bir yol. Her birlikteliğin sonu ayrılık ve her ayrılık yeni bir birliktelik arifesi. Bunun farkındalar. Bunun adil olduğunu mu düşünüyorlar? Aşka kattıkları bir heyecan mı bu? Ellerinden bir şey gelmiyor belki de? Sorgulamıyorlar. Düşünmüyorlar. Tek bir dilekleri var. Ve tek bir de korkuları. Yelkovan, yeni bir kavuşma anı için akrebin peşine takıldığında ya zaman durursa?

Şu anda saat kaç? Önemi yok bunun. Hayat mı ileriye gidiyor, yoksa ben mi geriye yol alıyorum? Bilmiyorum. Sadece ardından bakıyorum öylece ve her an onunla aramda ki mesafe biraz daha artıyor.

Ben yelkovan, o akrep...
Ve zaman durduğunda onunla aramda ki mesafenin durumu işte; sözün özü...

Tek dileğim ve tek korkum...

bu yazı böid 1. ay da yayınlanmıştır