Hayatı bir tecavüz sahnesi gibi düşün; yaşamak kaçınılmazsa tadını çıkartmaya bak! Budur felsefe...

Özünde yalnızsın her zaman. Bu hep böyle devam edecek, kandırma kendini ve kabullen. Yapacak bir şey yok. Sana ait zaman çizgisinin belli noktalarında karşına çıkacak karakterler, zaman zaman yalnız olmadığını düşündürecek elbet sana. Bir bütünmüş gibi hissedeceksin. Ama inan bana kalıcı değil bu. Onlar da gidecek; geldikleri gibi ani ve sessiz.

Bir bisiklet gezisi say bunu. Yemyeşil ağaçlar arasında uzadıkça uzayan bir yol ve yolun sonunda gün batıyor. Kızgın bir turuncuya doğru ilerliyorsun. Sen hızını arttırdıkça yalnızlığından (özünden) uzaklaştığını hissediyorsun. Etrafında bir kalabalık oluşuyor sanki. Daha da hızlanıyorsun, kalabalık da buna paralel artıyor. Gülümsüyorsun. Gülümsüyorsun, yani bunun anlamı yakın geçmişini unutuyorsun. Bu da artık hüzünlere karşı hazırlıksızsın demek oluyor. Sonra daha da hızlanıyorsun, kalabalık da artıyor... Sen gezinin keyfine doyamıyorsun. Sevinç, heyecan ve tarif edemediğin bir sürü duygunun doruğunda el

bırakma denemelerine başlıyorsun bisiklette. Yani güvenmeye başlıyorsun! Yüzünün hep güleceğine, etrafındaki kalabalığın sonsuza dek süreceğine, minicik bir taşın bisikletini tepetaklak ettiremeyeceğine o kadar eminsin ki; iki elini havaya kaldırdın hızla ilerlerken bisikletin. Ve anın sarhoşluğuyla gözlerini kapatıyorsun. Anın tadına doymak adına belki de... Sonrasını hayal ediyor, daha da güzelleşmesini bekliyorsun. Görüyor musun? Önce özüne sırtını döndün, etrafındaki mutlak geçici kalabalığı yücelttin, güvendin onlara. Sonra onları başköşene koydun ve şimdi onlardan beklentilerin de oldu. Kontrolü kaybettin yani.

Ve sonra; bisikletinin üzerinden uçarken etrafı kuşbakışı seyretmenin hazzını yaşayacaksın bir an. Ama kısa sürecek inan. Yükselişinden daha sert bir şekilde sert zemine çakıldığında her şey bitmiş olacak. Herkes gitmiş, ışıklar sönmüş ve renkler yeniden siyah ve beyaza bürünmüş... Son düşündüğün, hissettiğin, hatırladığın şey pişmanlık olacak. Ve şiddet dozajı abartılmış bir hüzün...

Ne bekliyordun? Gerçekten her şey senin istediğin gibi harika mı olacaktı? Yanındakiler, sana söyledikleri gibi ömür boyu yanında mı kalacaklardı?

Gerçek şu ki özünde yalnızsın her zaman. Doğarken, yaşarken ve ölürken. Zaman zaman yalnız olmadığını düşündüren kişiler sonra yok olacaklar. Hayatına girecekler, çıkacaklar... Her gidenin ardından bir yenisi gelecek ama hiçbiri kalıcı olmayacak. Kimisi karakter(sizliğ)inden ötürü yolda bırakacak seni ve gidecek. Kimisi elinde olmayan sebeplerden, istemeye istemeye, zaman çizgisi sonu gösterdiği için gidecek. Ama gerçek şu ki, gidecek!

* * *

Ana tema her daim yalnız olduğunu unutma ve hayatına giren iyi şeylerin geçici olduğunu hatırlayıp onlar gitmeden sen onları hayatından kışkışla değil!

Ana tema şu: Hayatı bir tecavüz sahnesi gibi düşün; yaşamak kaçınılmazsa tadını çıkartmaya bak. Ama bunu yaparken de tanık olacağın sahte gerçekliğin büyüsüne kapılıp özünü unutma.

Böylece insanlara kayıtsız şartsız güvenmek yerine, minicik bir temkine de yer verirsin ve bu güven kırıklıklarının seni yıkmasını engeller.

Böylece boşa hayaller kurmaz, hiçbir şeyden bir şey beklemez, beklentiler içine gömülmez ve ne emeklerle inşa ettiğin bir kale gibi yıkılan hayallerinin acısını tatmak zorunda kalmazsın.

Böylece hiçbir şeye, acıya, hüzne, kötü zamanlara ve belki (belki) ölüme bile hazırlıksız yakalanmazsın. Bu çok mu fantastik oldu?

Hepsi bu...