Kitap Okumak Boşa Vakit Harcamak Mı Gerçekten?
Kitap okumaktan hiç haz etmeyen insanlar var. Tercih meselesi... Toplasanız zar zor 3-5 kitap okumuşlukları var sevmiyorlar kitapları. Dahası gereksiz ve boşa zaman kaybı olarak görenler de var. Tuhaf...

Oysa anlayarak ve hızlı okumanın, kendini yazarak ve konuşarak daha iyi ifade edebilmenin, diksiyonu düzeltmenin, kelime heybenizi doldurmanın ve bilgiyi artırmanın temelinde kitap okumak yok mudur? Okudukça tecrübe etmez mi insan? Bambaşka yaşamlara, olaylara konuk olmaz mı? En fantastik bir romanda bile yaşama, duygulara, bir olaya, insana ve insan ilişkilerine dair izler var. Kitap okuyarak tanık olunan her yaşam farklı bir tecrübedir. Ve bu tecrübeler kişinin düşüncelerini olgunlaştırır zamanla. Ve insanı da...

Hayata farklı bir pencereden bakabilme yollarından bir tanesidir. Ve belki de en güzelidir. İnsanlarla daha iyi ilişki kurabilirsiniz. Çünkü edinilen bu tecrübeler sonucu olgunlaşan birey; her şeyden önce düşünmeyi öğrenir. Her türlü davranışının öncesine 'düşünmeyi' koyduğunda zaten insanlar arası bir çok insani sorunun ortaya çıkışı engellenmiş olur. Sonra dinlemeyi de öğrenir, anlamayı... Zira bu önemli. Herkes birbirine anlayış gösterse, herkes anlayışta görmüş olur ve bireyler arası çatışmalara, anlaşmazlıklara bir darbe inmiş olur. Kitabın içinde ki uydurmaca gibi okuduğumuz öyküler bize insanı öğretir başlı başına. Kendimizi tanırız, karşımızdakini tanırız. En çok da buna ihtiyacımız var.

Empati... Olayları karşındakinin gözünden görebilme yeteneği diyorum ben; basit bir tanımla. Kitap okumak bu yeteneği geliştirmiyor mu sizce?

O Kitabı Yaşamıyorsanız; Okumuş Sayılmazsınız!
Ya da her şeyi bir kenara bırakın... Hiç bir faydası olmadığını farz edin.

Hafif yağmurlu bir sonbahar akşamı, pencerenin hemen yanında ki koltuğa oturup, yağmur tanelerinin camınıza dokunuşlarını dinleyerek alın bir kitabı elinize. Ama bir öğrencinin 'öğrenmek menfaati' için duygusuzca sayfalarını çevirdiği bir ders kitabı gibi değil; olayın içine girin... 

"Göteborg polisinden bir kadın memur, öğlen saat on iki buçukta, Salander'i Marcus Erlander'in odasına soktuğunda, Hans Faste, Lisbeth'le ilk defa yüz yüze" gelirken siz de o oda da olun... (1)

"Yayıma bir ok yerleştirip hızla döndüm ve sırılsıklam bir Gloss'un, gırtlağı parlak kırmızı bir çizgiyle yarılmış Wiress'ı yere yatırmış olduğunu gördüm. Okumun ucu, Gloss'un şakağında kayboldu." Katniss'in, Gloss'un şakağında kaybolan oku hemen önünüzden geçsin mesela...(2)

"Elini alışkın bir hareketle arka cebine götürdü. Fakat tam bu sırada Yusuf'un pek de dayanılacak gibi olmayan yumruğunu suratına yiyerek" yere yuvarlanırken de bizzat tanık olun mevzuya.(3)

Uzansanız o karakterlere dokunacakmışsınız ama arada ki incecik bir duvarla engelleniyormuşsunuz gibi yaşayın o anları. 

Eğer bunu bir kere tadarsanız. Artık hayatın en sıkıcı, yorucu anlarında, en bunaldığınız zamanlar da bir çıkış noktanız olduğunu hissedeceksiniz. Canınız çok sıkıldığında televizyona, bilgisayara koşmak yerine hemen köşenize çekilecek ve Lisbeth Salender'in bir sonra ki hamlesine tanık olmak için Lisbeth'in yanında ki yerinizi alacaksınız.

Özetlemek gerekirse; elinizde tuttuğunuz o yeni dünyayı yaşamıyorsanız, okumanızın bir anlamı yoktur.
Bir deneyin o halde. Ondan sonra 'kitap okumak' üzerine yeniden düşünün ve dile getirin bu yeni düşünceyi.


(1) Arı Kovanına Çomak Sokan Kız / Stieg Larsson | (2) Ateşi Yakalamak / Suzanne Collins  | (3) Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali




bu metin bu şartlar altında ölemem adlı e-kitabımda yer almaştır