Uzun zamandır elimde olan ama henüz okuyamadığım bir kitaptı Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'u... Türk ve Dünya klasiklerini okuma kararı almıştım bir süre önce. Bunun için ara ara okuyorum. Okumayı uzun zaman ertelediğim bu kitabı  da geçenlerde okuyabildim sonunda.

Anne ve babası eşkıyalar tarafından öldürülen ve Kaymakam olay yerine gelene kadar çocuk aklıyla cesetlerin yanından ayrılmayan ve Kaymakam'ın şaşkınlığına karşılık "Fıkaraları nasıl yalnız bırakayım..." diye soğukkanlı yanıt veren Kuyucaklı Yusuf'un hikayesi...

Kaymakam kimsesiz kalan ve bu kadar mert bir çocuğu ortada bırakmak istemez ve alır kendi evine götürür. Oğlu gibi yetiştirir. Derken olaylar karışır. Ve mutsuz bir sonla biter. Mutsuz bir sonla bitiyor çünkü çarpıcı bir gerçeklikle işlenmiş bu romanda masalımsı durumlar yok. Hikaye o kadar gerçek; ve gerçekte o kadar acı ki...

Yer yer durağan ilerleyen, yer yer hızlanan hikaye özellikle son sayfalara yaklaştıkça daha da hızlanmaya başlıyor. Son sayfalara yaklaşırken bir sonra ki sayfayı çevirmek için kendinizle yarışacaksınız. Anlatım o kadar yalın ve gerçek ki okumaya başlar başlamaz sizi içine aldığından hikayenin sonunda neye tanık olacağınızı merak ediyorsunuz.

Sabahattin Ali'nin güzel kitaplarından bir tanesi. Tek eksiği finalinde eksikler olmasıydı. Okurken aklınıza takılan bazı mevzular sonlanmadan bitiveriyor kitap. Çok farklı bir final beklerken; okuduğunuz final sizi (en azından beni) pek tatmin etmiyor.

Belki bunun nedeni tamamen yalın bir anlatımla gerçek bir hikayeyi okuyor olmamızdır. Olabilir...