Akan suları durduyor! O halde aşk mucizeye denk olmalı. Çok iyi bir şey olmalı o. Aşk çok mu iyi bir şey? Her şeye rağmen yaşanılabilir bir şey mi? Çoğu zaman bize getirdikleri, götürdüklerinden daha az oluyor mesela, bu da ödenebilecek bir bedel mi? Kalbe rağmen mantığı dinlemeyi çoğumuz başaramayız ve bu yüzden de aşk kapıyı çaldığında, kalp akla baskın gelir. Kendimizden asla beklemeyeceğimiz şeyleri yaparız onun uğrunda. Ve bu aptal hallerimizi aşk sarhoşluğu diye adlandırırız.

Belki aşkın kutsallığına inanıyorsunuz ve her şeye, her bedele rağmen onu yaşamanın bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorsunuz. Ya da acıların harmanlanmış hali gibi, gözyaşlarının tetikleyicisi gibi, belki de insanın başına gelebilecek en kötü şeymiş gibi görüyorsunuz onu. Kim bilir, emin olamıyorsun belki de... Kendi kendinze bu soru(n)ları binlerce kez düşünüp durdunuz ama işin içinden çıkamadınız, çıkamıyorsunuz... Ve muhtemelen de hiç çıkamayacaksın. Yani kabullensekte, kabullenmesekte onu ekarte etmenin ihtimali yok. O her daim hayatımızda yer alacak. Ya onu yaşayarak ya da yokluğunun acısını yaşayarak... Onu her daim hayatımızda hissedeceğiz.

Peki ya aşkın hangi hali favorileriniz arasında yer alıyor. Sizce en güzel aşk platonik olanı mıdır? Ona karşı okyanusun dalgası misali şahlanan hisler besliyor, onu gördüğünüz de kalbinizin kontrolünü yitiriyor, ama asla bunu ona belli etmeden uzaktan sevmeyi sürdürmek mi istiyorsunuz?

Ya da belki de hayalci kişiliğinizin de etkisiyle, kendinize bir dünya yaratıp; onunla olabilme ihtimallerinize sığınarak mı yaşıyorsunuz aşkı... Onun hiç bir şeyden haberi yok, belki de sizin farkınızda bile değil ama sizin içinde ona da yer verdiğiniz; ya da onun varlığı üzerine inşa ettiğiniz sayısız hayaliniz mi var? Buna da psikolojik aşk diyelim...

Realist bir birey olmanız da olası elbette. Gider konuşurum; aşk tek taraflı yaşanmaz görüşüne sahip de olabilirsiniz. Ki belki de en ideali budur.

Her daim sevilmek istiyoruz. Her kes bizi sevsin... Peki ya sevmek? Karşılıksız olduğunda bir anlam ifade ediyorsa, ve önemli olan sevilmeyi beklemeden, beklentisiz sevebilmekse; O halde neden sevdiğimiz kadar sevilmek istiyoruz. Ölçülebilirmiş gibi sevgimize karşılık sevgi isteyişimiz neden?

Çok sevdiniz. Seviyorsunuz. Ama o sizin farkınızda bile değil! Şimdi ne olacak? Sevginizi çıktığı yere gönderip hiç bir şey olmamış gibi devam mı edeceksiniz? Bu kadar basit olabilir mi? Ya da sizi seven, size sevildiğinizi hissettiren birini sevmiyorsanız ne olacak? O, onun problemi deyip geçecek misiniz? Sevildiğinizi hissetmek sizi kim bilir ne kadar mutlu ediyor oysa...

Karmaşa...
Baştan sona aşk, karmaşadan ibaret.
Bu bir işin içinden nasıl çıkılır yazısı değil. Aslında aşk üzerine, bunca çelişki üzerine, bir çelişkinin daha irdelenmesi yazısı.

Sevmek mi istiyorsunuz en çok; yoksa sevilmek mi?
Sevmenin heyecanı mı daha yaşanılası bir durum; sevilmenin verdiği tebessüm mü?
Hiç düşündünüz mü? X'in Y türünde eşitini buluyoruz da; sevmenin, sevilmek türünde eşitini matematik bulabilir mi?

Sevmek güzel olduğu kadar da kolay değil mi?
Ve insan çoğu zaman sevildiğini hissetmek istemiyor mu?

Peki ya size göre hangisi ağır basıyor?
Sevdiğiniz yer mi? Sevildiğiniz yer mi?