Yaşamak zorundayız! Çünkü bedeni bir çare bırakıp, ruhu özgür kılıp, gökyüzüne taşıyacak kadar cesur değiliz. Yaşamak daha zor bir eylemse, kendimizi ölüme terk edecek lüksümüz yok...

Ama yaşamak zor iş. Hepimizin türlü türlü sıkıntıları var. Kimisi aşk, kimisi para derdinde... Kimisinin dünyevi zevkler gözünü bürümüş bir halde, kimisi kendinden bir haber! Kimisi "neden benim gözlerim renkli değil" diye içerlerken, öteki tarafta gözleri görmeyen diğeri, karanlıkta yaşamanın kendisine yapılmış bir haksızlık olduğunu düşünüp yaratıcıya küsüyor. Bir tanesi "boyum kısa" diye karalar bağlarken, diğer tarafta diğeri, tekerlekli sandalyeyle yaşamaktan mutsuz, bozuk bir psikolojiyle yaşıyor ve karamsar bakıyor etrafa.

Yani o kadar çok sorunumuz var ki; ve aslında o kadar sorunsuzuz ki...
Şöyle etrafa bakmak yetmeli elimizdekilerin kıymetini anlamaya; ama bize göre bardak her zaman boş!

Bize göre; hepimiz iskambil kağıtlarından yapılan bir evin en altında ki, tüm yükü omuzlayan o sinek ikiliyiz. Üzerimizde bir dünya yük var. Dertliyiz. Yorgunuz. Bardağın dolu tarafı adına tek bir damla dahi yok...

O zaman aynanın karşısına geç ve şöyle seslen kendine;
Bardak boş bile olsa, üzülme! İsyan etme. Sitemkar olma. Hayata kötü bakışlarla bakma. Çünkü sen Allah'a sığındığın sürece Allah seninle olacaktır. Ve unutma ki o yükü omuzlarına yükleyen de odur, yükünü hafifletecek olan da...


Bu yazıyı birmilyonkalem.com, yazarport.com üzerinde de yayınlanmıştır.