Kutsasın Bizi Aşk

Diz çök!
Aşkın önünde...
Siyahına bulandığın günahlarından arın…
Kurtul!
Geçmiş zamanların
Omuzlarına yüklediği ağır yükten.
Unut geçmişi!
Hiç olmamış gibi silinsin zihninden.
Kutsasın seni aşk;
Ve yeniden doğ benim için...

Dokun!
Yüreğime...
İçindeki çiçekleri sun bana
Beyaz bir güvercin gibi konsun;
Avuçların avuçlarıma...
Ve yan ateşiyle aşkımın!
Ateşini bırak sonra da;
Yarınlarıma...
Mesafeleri yık aramızdan
Yık gitsin tabuları
Ve sen sakın duyma onları!

Aşka odaklan;
Ve sokul bana biraz daha...
Tenin tenime ramak kala
Aşk bir kum fırtınası gibi
Sarsın tüm benliğimizi.
Dudaklarını özgür bırak
Aşkını da...

Kutsasın bizi aşk;
O anda...



Hepimiz; O Sinek İkiliyiz
Yaşamak zorundayız! Çünkü bedeni bir çare bırakıp, ruhu özgür kılıp, gökyüzüne taşıyacak kadar cesur değiliz. Yaşamak daha zor bir eylemse, kendimizi ölüme terk edecek lüksümüz yok...

Ama yaşamak zor iş. Hepimizin türlü türlü sıkıntıları var. Kimisi aşk, kimisi para derdinde... Kimisinin dünyevi zevkler gözünü bürümüş bir halde, kimisi kendinden bir haber! Kimisi "neden benim gözlerim renkli değil" diye içerlerken, öteki tarafta gözleri görmeyen diğeri, karanlıkta yaşamanın kendisine yapılmış bir haksızlık olduğunu düşünüp yaratıcıya küsüyor. Bir tanesi "boyum kısa" diye karalar bağlarken, diğer tarafta diğeri, tekerlekli sandalyeyle yaşamaktan mutsuz, bozuk bir psikolojiyle yaşıyor ve karamsar bakıyor etrafa.

Yani o kadar çok sorunumuz var ki; ve aslında o kadar sorunsuzuz ki...
Şöyle etrafa bakmak yetmeli elimizdekilerin kıymetini anlamaya; ama bize göre bardak her zaman boş!

Bize göre; hepimiz iskambil kağıtlarından yapılan bir evin en altında ki, tüm yükü omuzlayan o sinek ikiliyiz. Üzerimizde bir dünya yük var. Dertliyiz. Yorgunuz. Bardağın dolu tarafı adına tek bir damla dahi yok...

O zaman aynanın karşısına geç ve şöyle seslen kendine;
Bardak boş bile olsa, üzülme! İsyan etme. Sitemkar olma. Hayata kötü bakışlarla bakma. Çünkü sen Allah'a sığındığın sürece Allah seninle olacaktır. Ve unutma ki o yükü omuzlarına yükleyen de odur, yükünü hafifletecek olan da...


Bu yazıyı birmilyonkalem.com, yazarport.com üzerinde de yayınlanmıştır.
Can Sıkıntısı Bülteni - 6

Bir süredir havadan sudan, başı boş yazılar yazmamıştım. Yazayım dedim.

Bir söz okumuştum, şu an hatırlamıyorum ama bende bıraktığı etki şu şekildeydi; "İnsan değer verdiklerini yitirdikçe, hayatı boş vermeyi öğrenir". Hayatı boş vermek son zamanlarda yaptığım en iyi şey sanırım. Sorgusuz, umursamaz haller silsilesi...

Her şeyi bir kıyafetmişçesine çıkartıp rafa kaldırdım. Düşündüğüm tek şey var. Temmuz'da bu kez sınavın kaybetmesini sağlamak.

Geçenler de hatırladım. Eskiden 'hügo' diye bir yarışma programı vardı çocuklar için. Ben ilköğretim 5. sınıfa giderken o yarışmaya katılmış ve çikolata, gofret, bisküvi vs. ile dolu bir kutu kazanmıştım. İşte o kutuyu göndermediler. O gün bugündür bekliyorum. Söylemek istedim. Hiç unutmam telefonla katıldığım programda çok zorlu bir mücadele sonucunda kazanmıştım o kutuyu. Komikti. Telefonu kardeşime verdiğimde "Merhaba, ben abimin kardeşiyim" demesi daha da komikti. Neyse sevgili 'Tolga abi' ve 'Ülker' şu kutu işte; n'oldu o kutu?

Ve son olarak bu aralar şu şiirde benim için var.



Bumerang - Yazarkafe