Denklemi Çöz Mutluluk Açığa Çıksın
Mutluluk nedir? Aptalca şeyler yapabilme cesaretidir. Çevremdeki insanlar ne der? gibi kalıplaşmış takıntılardan kurtulmak demektir.

Hayat adil değil, ki günümüzde aslanın midesindeki ekmeğin yanında, ulaşılması imkansız bir halde bekliyor adalet. İşte bu yüzden bunun farkına varmalı ve beklentilerini sınırlamalısın. Ne kadar çok beklentin olursa hayatındaki insanlardan, karşılıksız çıkan beklentilerin de o kadar çok olur. Bir şeyler beklemekten vazgeçebildiğin kadar rahat olursun. Ama saçma sapan bir ironidir ki, çevrendekilerin beklentilerine karşılık verdiğin oranda değer göreceksin. Zaten günümüz insanının kronik yalnızlığı biraz da bu yüzden olmalı. Ama bunu dert etme! Olabildiğin kadarıyla seni seven insanlar elbet olacak ve senin için önemli olması gerekenler de onlar...

Sonra yalan söylemeyi öğren ilk iş. İyi öğren. Yalan söylemek kötü olduğu kadar gerekli de bir eylemdir. Çünkü adalet ve beklentilerden vazgeçtiğin anda kendini motive edebilmek adına yalanlara ihtiyaç duyacaksın. Telkinlerde bulunacaksın kendi kendine. Çok çalıştığın, uğraştığın bir işi alamadığında ve hakkını aramak adına yapabileceğin hiçbir şey yoksa, elin kolun bağlı kaldığın o anda, kafayı yememek için; kendini, kendine söyleyeceğin Bana iş mi yok?, Zaten bu işi beğenmemiştim! gibi yalanlarına inandırabilmelisin. Ya da birini çok sevmene, ona değer vermene, doyumsuz bir tutkuyla bağlanıp, sınırsız fedakarlıklar yapmana rağmen; çürük aşk yumurtalarının kronik davranışı olan, gitmek eylemeni gerçekleştirdiklerinde ve sen o anda bir başına, o andan sonra ne yapacağından bihaber ortada kaldığında, yıkılmamak için; zaten yürümezdi bu ilişki, zaten ben de pek sevmemiştim gibi yalanlar söyleyebilmelisin kendine. İyi yalan söylemeyi öğrenmelisin ki söylediğin yalanlara inanasın. İnsan herkese yalan söyler, ama kendini kandırması zor iştir sonuçta.

Ağlayan bir insanla ağlamak marifet değildir. Ağlayan bir arkadaşın, dostun yanına yaklaşıp onunla ağlamaya kalkma. Sen ağlarken yanına yaklaşıp seninle ağlamak isteyenlere de fırsat verme. Çünkü hüzün ve neşe hızla yayılan birer virüs gibidir. Ağlayan birinin yanına yaklaşıp ağladığında, onun hüznünü paylaşıp, hüznü ikiye bölemezsin, ikiye katlarsın sadece. O yüzden insanları gülümsetmeyi dene ve en önemlisi gülümsetebildiğin insanlarla vakit geçir. Hayatta geçireceğin en iyi vakit birini gülümsetirken geçireceğin vakittir. Çünkü bilirsin ki o gülümseyişte sen varsın. Ve o neşe ikiye bölünmez, ikiye katlanır. Ne kadar çok gülümsetiyorsan, o kadar çok gülümsersin...

Ama ne yaparsan yap, sen de biliyorsun ki hayat adil değil. Çevrene bir bak! Hüzünlenmek için binlerce sebep bulabilirsin. Üzülmek için çaba harcamana gerek yoktur. Hüzün her yerdedir. Ve bazen bir hüzün okyanusunun ortasında kalmış gibi hissedebilirsin kendini. O yüzden, zaman zaman hayatı önemsememeyi öğren. Dışarıda depremler olurken, sen içeride son ses müzik dinle, şarkı söyle, şiir oku... Dünyaya onu ciddiye almadığın mesajını gönder. Hüznü görmezlikten geldiğin zaman, gözlerin neşeye açılacaktır.

Sevgi bir çiçekse; içinde bir bahçe yetiştir sevgiler dolusu. Ama aklının bu bahçeye bekçilik yapmasını da ihmal etme. Herkesi sevebilecek kadar bol sevgi yetiştirsen de içinde; sevilmenin kıymetini bilene ver bütün çiçeklerini. Güven de aynı şekilde... Herkese güvenebilecek kadar bol güvenin olsun; ama babana bile güvenmeyecek kadar da temkin bir kenarda dursun.

Hayatı orijinal kılmak adına, marjinal davranışlara ihtiyaç duyacaksın. Kim ne derse desin! Mutluluk, tabuların yıkılmış halidir. Mutluluk onlarca değişkenden oluşan bir denklemin en karmaşık hali gibi görünse de, esasen denklem basittir. Denklemi çöz ve mutluluk açığa çıksın...


Şubat'ta Doğulur Mu Hiç?
Bir dört Şubat daha geçti gitti. Bir yıl daha yaşlandım, eskidim biraz daha...

Bir saniye öncesine dönemeyeceğimin, bir saniye sonrasını göremeyeceğimin, yaşamak denen eylemin yalnızca an'a ait olduğunun farkına varalı epey vakit oldu aslında. Ama gelin görün ki bu gerçeğe ayak uydurup, ona göre davranmayı beceremedim bir türlü. Denemelerim hep sonuçsuz kaldı. Ve nihayet; edindiğim tecrübelerin kalpte bıraktığı izler sayesinde az da olsa yola geldim. Artık gidenlerin arkasından akrebin ve yelkovanın onda durması eylemine son verdim. Zaman durmuyor. Çünkü gidenlerin gidişini sorgulamaktansa gelenleri kucaklamak daha mantıklı bir davranış. Madem yaşamak bir an'a ait; o halde bu anı melankolik sorgulamalarla geçirmenin anlamı yok. Zaten gidenlerin gidişini sorgulamak, çoğu zaman sonuçsuz kalıyor. Bir cevabı olmuyor. Çünkü bazen gitmesi gerektiği için gidiyorlar. Gelecek olanlara yer açmak için belki de... Günah Şehri filminde şöyle bir replik vardı: "Yaşlı bir adam ölür, genç bir kadın yaşar. Adil bir anlaşma." Yenilere yer açmak için gitmesi gerekenlerin gitmesi de adil bir anlaşma olmalı...

Ve sonuç olarak, geçip giden bir dört Şubat'ın ardından, hala hayata anlam katan birilerinin olduğunu görmek güzeldi.

Onun dışında değişen pek bir şey yok;

Nefes almak yaşam sayacımı sıfırlamıyor anla!
Eskimiş bu beden;
Ve bu yaşlı suret!
Bana ait hala...

Son olarak "Abi Şubat'ta doğulur mu yaa!" nidasını kısa bir süre içinde şaşırtıcı derecede çok atabilen Beço' ya saygılarımı gönderiyorum. Hayattan soğudum, yeniden doğasım geldi ama elden ne gelir. :P

İçerik pek tutmasa da bu yazı, öncelikle Group Of Rees, sonralıkla da doğum günümü kutlayan herkes için yazılan bir teşekkür yazısı olacaktı.

Teşekkürler :)





Bumerang - Yazarkafe