Bir Kaybediş Öyküsü


Bir buruk saat diliminde asılı kalmış yüreğim
Burnumda pis kokulu bir hüzün
Gözlerimde derme çatma bir gün görüntüsü
Öncelerde keşkeler görmeye alışmışım
Belirsiz yarınlara aldanmak kolayıma gelir olmuş
Ve her yarına ümitlerle başlayıp hüsrana uğradıkça
Yeniden pişmanlığın sularına bırakmışım kendimi
Hep boğulmak üzereyken uyanmak istemişim
Rüya sandığım bu korkunç gerçekten
Her seferinde kaybetmişim savaşı
Her seferinde ‘bu son şansın’ denmiş kulağıma
Atılmışım hayata yeniden
Başlamışım yeniden koşturmaya
Yeniden kaybetmeye ramak kalmış her defasında

Ve kalemimden her seferinde bir kaybediş öyküsü dökülmüş
Gözlerim siyaha çalmış inadına

Tam ortasındayım ben hayatın
Bir tarafım simsiyah
Bir tarafım bembeyaz
Ben alaca bir karanlıkta
Bulanık düşüncelerimle
Belirsiz bir yaşamı sürdürmekteyim…

Nereye kadar kimbilir…


Marduktan Önce; Marduktan Sonra
Muhterem Mayaların müstakbel takviminin uyardığı üzere artık yolun sonu göründü. Gelmez gelmez dediniz ama bakın n'oldu şimdi: kıyamet kapıda! Hain Marduk gezegeni, daha dün keşfedildi, daha dünkü çocuk ama nankör. Sen yokken buralarda dünya vardı, az saygılı olsana! Kalkıp dünyaya çarpacakmış. Tüm dünya yerle bir olurken iki şehir ayakta kalacakmış. Bu iki şehirden biri de bizim güzel Şirincemizmiş... Marduk'un bu hain saldırısını esefle kınanmak üzere saygı değer Taip abimize bıraktım. Zira sürekli bir şeyleri kınayarak, kınama işlerin de oldukça tecrübe kazanmıştır kendileri. Neyse konumuz o değildi...

Burada bir parantez açmak isterim ama:
parantez açıldı( Marduk hain main ama Türk milleti adına teşekkür ediyorum kendisine yine de. Sayesinde Şirince de ki yurttaşlarımız ömürlük ciro yaptılar.)kapandı parantez

Sizlere naçizane bir önizleme sunduktan sonra bu yazının esas konusuna gelebilirim. Şimdi efendim, kimimiz inanıyoruz, kimimiz inanmıyoruz, kimimiz endişelenirken, kimimiz içten içe kikir kikir gülüyoruz bu yirmi bir aralık muhabbetine... İşin doğrusu bende inanmıyorum. Hatta çokta saçma buluyorum bu muhabbetin dönmesini. Bir zamanlar illuminati adıyla bir geri sayım başlatılmıştı. Yine çok konuşulmuş, yine telaşa neden olunmuş ama geri sayım sıfırlandığında kendini başa almaktan başka bir aktivite göstermemişti doğal olarak. O da bir kurguydu. Bana göre bu da ısıtılıp piyasaya sürülen bir başka kurgu.

Ama ya değilse?
İşte, ya değilse? durumu için yazıldı bu yazı... Çünkü sene olmuş 'ikibinonüçe az kala' biz hala tarihi tam anlamıyla aydınlatamadık. Hala önce ki insanlar hakkında varsayımlar falan yapıyoruz. Şimdi olur da bu Marduk bir terbiyesizlik yapıp gerçekten dünyaya çarpar ve geriye iki şehir kalırsa. Sonra bu iki şehir üzerinden kurulacak ve gün be gün büyüyerek yeniden dünyaya yayılacak olan yeni uygarlıklar, tarihi aydınlatmak isterlerse; 'abi Marduktan Önce buralar hep dutlukmuş yea' muhabbetine girip, o dutluk sahiplerini keşfetmek falan isterlerse adamlar uğraşmasın bizim gibi... Şimdi internet ayrı bir dünya gibi zaten. İnternetin Marduk'a bile kafa tutup ayakta kalacağını varsayaraktan: M.S. 1 yılında yaşayacak olan nesile bizi, ülkeyi, dünyayı anlatacak bir kaç bilgi bırakmak istiyorum. Adamlar kazı falan yapıp günümüz ile ilgili bir ip ucu falan bulurlarsa, onun ne anlama geldiğini anlamalarına yardımcı olmak adına biraz da...

Bu nokta da bir başka parantez de şu olsun: tesadüfe bakın ki birazdan hitap edeceğim, gelecek nesillerle aramızda ki ortak nokta M.Ö. ve M.S. kısaltmaları olacak bize göre Milat onlara göre Marduk... Bunu da amaçsız bir bilgi olarak sunduktan sonra artık başlayabilirim...

Muhterem Marduk sonrası kardeşlerimiz!
Çiçeği burnunda uygarlıklar ve hatta çiçeği burnunda bir dünya olarak M.Ö. yüzyıllar hakkında yapacağınız araştırmalara bir nebze katkı da bulunabilmesi için bu mektubu yazıyorum. Kısa kısa günümüz dünyasını aktarmaya çalışacağım. Çalışacağım ki, M.S. dönemlerde yaşayan siz değerli kardeşlerimiz tarihe mum ışığıyla değil, holojen spot lambalar ya da ne bileyim led lambalarla falan bakabilsinler. Başlıyorum...

1) Kardeşlerim! Öncelikle sakın M.Ö. buralar dudlukmuş muhabbetine girmeyin. Valla kemiklerimiz sızlar, milyarlarca ağız bir olup küfür eder size. Çünkü buralar dudluk falan değil. Çünkü biz insanlar öyle ağaca, çimene, börtü böceğe karşıyız. Daha çok taşı, binayı, gökdeleni, metroyu falan seviyoruz. Yeşil alanları sömürüp doğanın içine ediyoruz. Öyle dudluk falan ne ayaksınız siz...

2) Geçmişe dair, çoluğunuza çoçuğunuza anlatacak kahramanlık destanlarına ihtiyaç duyarsanız. Seyit onbaşıdan, Mustafa Kemal'den falan bahsedin. Yok efendim Marduk hain saldırısı için harekete geçtiğin de, üç genç el ele verip SE-LE-NA dedi de, dünyayı kurtarmak için çabaladılar da; Herkül'ü idolü olarak gördüğünü belirten Türk kahraman Hayri, Marduk'u sırtına alıp dünyaya çarpmasını engellemeye çalıştı da...Yok ya! Saçmalamayın! Çünkü o esnalarda genel olarak ya kulaklık kulağımız da son ses müzik dinliyormuşuzdur, ya film falan izliyor muşuzdur. Muhakkak çok daha önemli! bir uğraşla meşgulmüşüzdür. En olmadı camış gibi yatıyormuşuzdur. Valla... Süpermen tişörtü giymek dışında bir kahramanlık söz konusu bile olamaz...

3) Bizim kendi tarihimizi sınıflandırırken dönemlere; aydınlanma çağı, yükselme devri, lale devri gibi isimler takışımıza aldanıp öyle bizi yüceltecek, dönemin güzel olduğunu belirtecek isimler de takmayın bu döneme. Güldürmeyin bizi... Ne aydınlandığımız var, ne yükseldiğimiz sadece gelişmekte olan ülkeyiz biz, sözüm ona evrensel barış için mücadele eden bir dünyayız... Hikaye efendim hikaye...

4) Kabul! Mevzu bahis yalan, dolan, çıkar meseleleri olduğun da çok akıllı olan az sayıda bir insan topluluğu var ki; çıkarları doğrultusunda tüm dünyayı iyi niyetlerine! inandırabiliyorlar. Sakın siz de inanmayın. Mesela bir örnek vermek gerekirse; gençlerinize okutacağınız tarih kitaplarında, M.Ö. yüzyıllarda iyilik meleği olan Amerika size bir avuç demokrasi getirdik, hepimiz kardeşiz hadi sarılalım diyerek Irak'a girdi diye öğretmeyin. Siz de mi inandınız yoksa buna? Pes...

Şimdi muhteremler! Bu maddeler uzar gider hiç şüphesiz ama içimden yükselen bir kaç milyon sesten bir tanesinin bana düşündürdüğü üzere; sizinle bir başka ortak noktamız da okumama alışkanlığımız olabilir. Şimdi mektubumu açar, şöyle bir göz atıp 'uzunmuş bu abi yaaa' diye okumamazlık yapabilir ya da 'özet geç --sansür--' nidalarıyla mektubumu bir kenara atabilirsiniz. Kemiklerimiz sızlar. Uzatmıyorum daha da...

Lakin şunu da eklemeden edemeyeceğim. Sizde yaratılış mevzuna takılmayın. Yok bir yaratıcı var mı? Bizi leylekler mi getirdi? Babamız Marduk mu? Evrim! Maymun! ......

...gibi konularla vakit kaybetmeyin. Sonra bizim gibi Marduk'a beş kala imana gelirsiniz ama anlamı olmaz...

Buralardan bir müzik armağan ederek sizlere bitiriyorum artık. Bu mektup işinize yararsa ve sizde bana minnetinizi sunmak isterseniz öyle kitaplar falan çıkartmayın, heykel falan dikmeyin...
Bir fatiha abicim...
Buralar sıcak; çok...


Aşk Yasaklı Kelime

Yadigar bir sandığın
Küf kokan zemininde sakladığın
Eski aşk mektupları gibi düşün
Öyle bir sakla ki beni;
En mahremin olayım...
Çıldırırcasına sev beni ama;
Sessiz ol...
Kalbinde ki aşk atışlarını;
Duyacaklar yoksa;
Ele vereceğiz yakayı...

Gözlerini gözlerimden kaçır
Bakışlarına karşı korunmasızım
Yapma bunu
Yapma!
Tenime böyle ansızın dokunma...
Bir hoş oluyor içim
Çekiliyor aklım başımdan
Açık veriyorum işte;
Elimde değil...
Aşkla tutuklanacağız bu gidişle
Bir kitabın arasına koy
Ve orada bırak beni...
Yasaklı bir kitabın
Satır aralarında sevişir gibi
Sev beni...
Yürekten...
Ama sessizce
Ve en deli halinle...

Korkuyorum
Gülüşünle yeryüzü aydınlandığında
Beni fark edecekler diye...
Tedirginliğimi aşkıma ver ne olur!

Öyle sev ki beni;
Bütün gizlerin ben olayım
Kimse fark etmesin
Öyle sev ki;
Tıpkı benim gibi...

Biz kayıp bir aşkın
İki fedaisiyiz seninle
Ve aşk;
Çift kişilik bir sır artık
Saklı bir sevda hikayesi
Büyük bir giz;
Ya da öyle bir şey işte...
Ya da öyle bir şey...




Bu şiirimsiyi
üzerinden okumak için tıklayın




Eyvah Mim | 21
Blog dünyasının yeni yüzlerinden kuru-kuleta ve Bengü'den bir mim gelmiş. Şahitsiniz; yaptım...

1-Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?
Fizikte iki zıt maddenin aynı yerde bulunamaması gibi bir durum vardır. Madde ve anti-madde bir araya gelirse; kötü olur! Onun gibi insan davranışlarında da mantık ve duygular iki zıt kutuptur ve aynı anda ikisinin olması mümkün değildir. Bazı durumlarda davranışlarımızı mantık belirlerken, bazı durumlarda duygular belirler. Genel olarak mantığın kontrolündeyken daha gerçekci daha olumlu sonuçlar alırız. Emir komutayı duygulara kaptırdığımız durumlardaysa sonuç her zaman iyi olmaya bilir. Aşk mesela... İyi mi ki?

Mantığım mı yoksa duygularım mı? Tabi ki mantığım... Ama keşke 'tabi ki mantığım' demek de yeterli olsa...

2- İnsanlar neden mutlu değiller? neden gözlerinin önündeki mutluluğu görmüyorlar ve şükretmesini bilmiyorlar?
Çünkü doğamız böyle. İnsanın hüznü görmesi için çaba harcamasına gerek yoktur. Baktığı her yerden yüzüne yansıyan bir hüzün vardır. Ancak iyi şeyleri, beyaz tarafları görmek için; onları görmek istemeniz gerekir. Tıpkı üstte söylediğim gibi... Hüzün ve neşe aynı anda aynı bünyede bulunmaz. Neşeyi görmek istiyorsanız hüznü görmezden gelip; gözlerinizi neşeye açmanız gerekir. Bunu yapıyor muyuz? Hayır... Niye mi? Kim bilir...

3- Çok para harcayıp keşke almasaydım ve harcamasaydım dediğin bir şey var mı?
Muhtemelen olmuştur.

4-Haklı olduğun konuda kendini savunur musun, yoksa susmak adalet mi dersin?
Adaleti bekleyerek elde edemezsin. Etrafta Tanrı'dan torpilli insanlar cirit atarken adaleti elde etmek için mücadele etmek şart. Ama bu çirkefleşmek, boş boş konuşmak demek de değil. Bazen susarak...

5-Tok gözlü müsün yoksa herşeyim olsun diyenlerden misin?
Aç gözlüyüm!
İç Etiketleri Sevin, Bağrınıza Basın
Şimdi bu blog, blog olalı böyle bir konuyla, böyle bir içerikle karşılaşmadı. Hiç böyle bir şey ummazdım. Siz bekler miydiniz hiç? Sen gel burada bundan bahset. Hiç akıl işi mi?

İşin aslı öyle değil işte. Bu çok önemli bir konu. Bugüne kadar görmezden geldiniz ama buna bir dur deme vakti geldi; ki bu da bana kısmet oldu. Haklı gururlar içinde oluşumun neden olduğu, bünyemde ki bu heyecan belirtilerini maruz görünüz.

Efendim konumuz kıyafetlerin içinde yer alan etiketler. Evet, kıyafetlerin içinde de bir etiket var!

Mağazalardan çıktığınız yok. Bünyede her an bir alışveriş potansiyeli mevcut. Eee az biraz da iyisiniz bu işlerde; çok şık kombinler oluşturuyorsunuz kendinize. Ne ala...  Bir ürünü beğeniyorsunuz ve etiketine bakıyorsunuz. Fiyatı, bedeni öğrendiniz. Aranızdan bir kaç istisna çıkıp üretildiği yere de göz atıyor bazen. Hepsi bu...

Eee oraya o iç etiket boşu boşuna mı kondu arkadaşım. Bir bak bakalım ne anlatıyor o? Bir tişört giyiyorsunuz ve tişörtte ki iç etiket sırf siz onu okuyun, onun farkına varın diye teninizi kaşındırıyor, canınızı yakıyor özellikle yaz aylarında. Biri de demiyor ki 'Bu nedir arkadaş? Niye koymuşlar buraya?' Hoop kesip atıyorsunuz...

Ondan sonra, doğru ürünü aldığınız mağazanın yolunu tutup 'vay efendim bunun rengi soldu', 'vay efendim çekti', 'vay efendim bu bambaşka bir şey oldu', 'vay efendim......'

İyi de efendim. O acımadan kesip attığın iç etiketin ahını aldığın için bunlar olmuş olamaz mı? Olabilir değil mi?

Yani diyeceğim o ki; o iç etiketleri de sevin, bağrınıza basın. Bir amaç için var onlar. Yararlı minik şeyler; valla...

Her neyse...
Şimdi o iç etiketlerde yer alan ve ürünlerin yıkama, ağartma, kurutma vb. konularında izlenmesi gereken yollardan haberdar eden sembolleri araştırmam gerekti. Ne alaka değil mi? Baktım uzun zamandır da 'BBS' serisine yeni nüsha eklememişim. Dedim ki bunlarla vaktimi harcadım ve aydınlandım! madem, herkesler de bir aydınlansın!... İşte hemen altta jpeg dosyasını da ekledim. Bir göz atın da şöyle aydın aydın geçinelim.



Anektod:
Oh! Şükür!
Hala saçmalayabiliyorum...

Eyvah Mim | 20

Melodram bir mim göndermişti geçtiğimiz günler de...
Azcık geç oldu ama işte yaptım...

-Hayatınız bir film olsa hangi filmde başrol olmak isterdiniz?
Göl Evi.
Çok ilginç bir konusu var. 2012 yılındayken 2010 yılında yaşayan biriyle mektuplaşsam... İlginç olurdu yani. Farklı bir deneyim olurdu. Güzel olurdu.
:)

Bir de Benjamin Button'un Tuhaf Hikayesi.
Hikaye tuhaf yani, cezbediyor bir kere...

Yedi Yaşam da derdim ama o deniz anası mıdır nedir o, işi bozuyor! Huylanırım ben şimdi. Bir de zehirliymiş :P

-Sizi en iyi anlatan, en unutulmaz film sahnesi hangisi olurdu?


Şimdi yukarıda ki kare tek başına bir anlam ifade etmiyor olabilir. 
Son Ders: Aşk ve Üniversite filmini izlerseniz, 55. dakikaya geldiğiniz de tanım kazanacak bu kare :)

-Aklınızda en çok yer eden, adeta başucu cümleniz olan replik hangisi?
"İnsan karar vererek aşık olmaz; sadece bir bakar... Olmuş..."

"Kadınların özelliği ne biliyor musun? / Seni sen yapan özelliklere aşık olup, sonra senden o özellikleri almaya kalkıyorlar."

"Eğer bir şeyde iyiysen, asla bedavaya yapma!"

"Eğer senden nefret edersem, dünya da sevebileceğim kimse kalmaz"

"Gülersen; bütün dünya seninle birlikte güler... Ağlarsan; tek başına ağlarsın"

-Filmlerle adeta bütünleşmiş o güzelim film müziklerinden favorileriniz hangileri?
Kaybedenler Kulübü ve Amelie filmlerinin tüm müziklerini sevmişimdir. Şimdi aklıma onlar geldi...
Birer örnek vereyim mesela:




Ve bir mimin daha sonuna gelirken
Melodram'a teşekkürler
Hepinize esenlikler

Biraz Da Müzik | 2

Biraz da müzik olsun ama dimi?
Hem film, kitap ve klasik saçmalamalarımla nereye kadar...
Eee hadi...

|1|
ilk sırada fevkaladenin fevkinde bir şarkı olsun dedm ve:

|2|
ee hareketli başladık madem hareketli devam edelim...

|3|
şimdi biraz tarz değiştirelim o halde

|4|
öyle hep hareketli olmasın, biraz duygusala da bağlayalım bitirmeden
sözü müziği kendilerine ait olan çok güzel parçalara sahip genç bir gruptan:

|5|
tamam finalde ağlayabiliriz

Biraz Film İzledim | 11
Biraz Film İzledim | 11
Seçki

-bu yazı bünyesinde bir doz spoiler bulundurabilir-

I Spit On Your Grave | Mezarına Tüküreceğim
Bir çok türü bünyesinde barındıran bir film daha... Dram filmi gibi başlayan, sonra hareketlenen, merak uyandıran ve bol kanlı şekilde sonuçlanan bir film. Bir grup tarafından bir takım kötü durumlara maruz kalan karakterimiz Jennifer'ın muhteşem geri dönüşü ve aldığı intikamlara tanık oluyoruz. Böyle bol kanlı filmleri seviyorsanız bunu da seversiniz.

Man On A Ledge | Gerçeğin Peşinde
Eski bir polis memurunun uğradığı haksızlık sonucu masum olduğunu ispatlamak için giriştiği enteresan olaylara tanık oluyoruz. Aksiyonu bol, sürükleyici bir film. İzlerken zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz. Sevgili Nick finalde elması gösterip 'ahanda bakın masumum' diyince bir 'nasıl yani bunun için miydi koca film' düşüncesi belirmiyor değil. Ama genel olarak da çok güzel bir filmdi.

Public Enemies | Halk Düşmanları
Johnny Depp, Christian Bale, Marion Cotillard, Emilie de Ravin ve Channing Tatum gibi isimlerden oluşan renkli bir kadro izlemek için yeterli bir sebep zaten. Fakat kadrosuyla sınırlı değil film. Bu türde ki filmleri her kez beğenmeyebilir fakat, türün sevenleri için kaçırılmaması gereken bir film.

The Number 23 | 23 Numara
Genel olarak güldürüklü filmlerden tanıdığımız Jim Carrey'in sadece komedi filmler de usta olmadığının bir göstergesi bu film. Aksiyon, gizem, belki biraz dramda dramla: sürpriz film. Zaten bir filmin finali sürpriz bir şekilde bitmişse, o film tat verir kanısındayım. Kitaplarda da bu durum böyle. Bu film zaten bir çok kişinin izlediği beğendiği bir film de; hani benim gibi geç kalmış bir tayfa varsa diye söylüyorum, izleyin bence...


Rise Of The Planet Of The Apes | Maymunlar Cehennemi: Başlangıç
Çıktığı günden beri izlemek istediğim ama her seferinde cayıp başka bir film izlediğim bu filmi sonunda izlemiş olmanın haklı gururunu yaşıyorum diye saçmalasam mı? diye düşündüm. Her şeyin tadında güzel olduğunun bir kanıtı bu film. Dengeyi bozar, hatta fazla kurcalarsak nelerle karşılaşabileceğimizin göstergesi. Çok beğendim ben.

Dark Shadows | Karanlık Gölgeler
Film kötü değil. Yine Johnny Depp kendinden çok şey kattığı güzel bir film. Ama mesele şu ki insan Johnny Depp ve Tim Burton sentezinden süper filmler izledikten sonra bu film sanki çıtanın altında kalmış gibi geldi... Film kötü mü? Değil.

John Carter
Avatar'ı izlediniz mi? Benim en sevdiğim filmlerden bir tanesidir. Ve John Carter Avatar'ın yanında yerini aldı artık. Başarılı bulduğum bir başka filmdi yani. Güzeldi.


Can Sıkıntısı Bülteni | 12

Bir can sıkıntısı bülteni daha öyle mi?
O zaman ne yapıyoruz? Bir Aumm daha mı çeksek ne?
Neyse...

Will Smith'in efsanelerinden biri olan Umudunu Kaybetme filminden minik bir esintiyle; hayatımın bu döneminin adı...
Yok...
İşte hayatımın bu döneminin adı yok. Tek bir ada indirgeyemiyoruz.
Boşluk
Sıkıntı
Anlamsızlık
Hiç bir şey yapmama isteksizliği
Ve buna tezat oluşturacak düzeyde her şeyi yapabilecek olma hali...

Burçlara falan bakacak olursak muhtemelen kanı bozuk bir gezegenin geri çekimiyle, bir başka gezegenin yapmacık tavırları ve huysuz sürtünmelerinden ötürüdür bu son günlerin, bu halinin sebebi...

Ya da murphy kanunlarına mı atsak topu?
Yapmak istediğiniz/Yapacak çok şeyiniz varsa; hiç bir şey yapamazsınız diye bir kanun da biz mi sıkıştırsak kimse fark etmeden?

İşte bilindiği üzere bir can sıkıntısı bülteni bu.
Başlangıcının amacı olmadığı gibi, bitişinde de bir anlam bir amaç aramayın.

Şu dinleyin bir...




Bir Kitap: Ayışığı Kedisi

Bu aralar tuhaf bir can sıkıntısı ve boşluğun etkisiyle bir çok şey yapmak isteyip hiç bir şey yapmadığım zamanlar geçiriyorum. Tek iyi tarafı bu sıkıntılardan mütevellit biraz kitap okuyorum. Son okuduğum kitaplar daha çok şiir ve deneme türlerinden kitaplardı. Ve en son okuduğum kitabın özelliği bir bloggerın kaleminden dökülen kelimelerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış olması..

Ben çok samimi cümlelere tanıklık ettim kitabı okurken.

"Beynimin geri dönüşüm kutusunu kurcaladım ve içindeki birikimlerle harf harf döşeyip kelimeleri, bu kitabı hazırladım." diye sesleniyor Ayşım Okudan. Bence bir göz atın bu kitaba.




Yorum Farkı
|  Konuk Yazar: Ruhsuz Atmaca  |

- bu yazı 'Ruhsuz Atmaca' tarafından, erdikaradeniz.com'da yayınlanmak üzere yazılmıştır. -

Yorum Farkı
(Bir Kısa Deneme)

Bu hayatta ayrılığın yorumu cinsiyete göredir. Her yaşamışlığın bir durumu her zaman onu yaşayan cinsiyetin yorumuna göre değişir. Cinsiyette bu yorumu kendi durumuna göre yorumlar. Ama bakıldığı zaman erkek ve kadının yorumlama dürtüsü her zaman farklıdır.

Hani bir ara sosyal paylaşım sitelerinde popüler olan bir kadın-erkek karşılaştırması vardır. Fotoğraf ayrılık sonarsında ki durumları çeşitli resim ve altında yorumuyla anlatıyordu. O paylaşımda erkek mutluluktan bunalıma  sürüklenirken, kadın bunalımdan mutluluğa doğru uzanan bir durum içersindeydi.

Bunun temel sonucu aslında kadınların detaycılığı, erkeklerin ise genelciliği diye düşünebiliriz. Erkeğin o anda mutlu olması bir an için kendisini kadın düşüncesinde bulmasından kaynaklanır. İlk günleri mutlu olduğunu sanır, ama ileriye doğru baktığında ise bu porte değişir, çünkü artık benliği detaycılıktan genelciliğe önmüştür.

Kaybettiğin farkındadır ve bunalıma girer. Kadınlarda ise ayrılık sonrası gelen bunalımın nedeni ise benliğini erkek düşüncesinde bulmasından kaynaklanır. İlk günlerde mutsuz olmasının nedeni ileriyi düşünmesinden dolayıdır ama zamanla durumu atlatır ve 'değmezmiş' deyip yeni bir sayfa açar kendine.

Zamanla kadın ve erkek kendi yorumlama biçimine geri döndüğü için gerçek yorumlama belli bir süre sonra ortaya çıkar. Bu yüzdende erkek geneli yani ileriyi düşünme durumundan dolayı bunalıma girerken, kadın detaycılığı yani dakik yorumlama durumundan dolayı mutluluğa döner.

Konuk Yazar: Ruhsuz Atmaca
Bu Bir 'Yakında Geri Döneceğim' Yazısıdır

Efendim son dönemlerde çok yoğun ve yorucu günler geçiyorum. Bundan mütevellit bir süredir yazamıyorum. Bu doğru. Bu gerçek bir bahane; doğru...

Ama daha önemlisi son zamanlarda korkunç bir rehavetle boğuşmaktayım. Onun da etkisi büyük. Şimdi önümde ki hafta sınav haftam. Her ne kadar içimde ki ses sınavlara nezaketen katılım göstereceğimi söylese de pozitif düşünerek ders notlarımı masanın üzerine yaydım, onların refakatinde film izlemeye devam ediyorum.

Yani bir hafta sonra 'ahh keşke filmi sonra izleyeydim', 'lanet olasıca filmler' ünlemleri eşliğinde isyankar bir yazıyla aranıza geri döneceğim. Ki zaten taslaklar da yayınlanmayı bekleyen epey yazı birikti. Dört tane biraz film izledim var mesela...

Her neyse bana şans dileyin. Ve bu süre zarfında size okumalık, alternatif bir kaç bloggerı taktim edeyim. Onları okuyun mesela...

Melodram.
Okuyun onu. Blogger Magazin serüvenini e-dergi formatına çevirerek yepyeni bir atılım yaptı. Hatta bu saçma sapan rehavetime rağmen, ilk sayı için bende naçizane bir şeyler yazdım.
Bakınız link burada: Blogger Magazin

Beyaz Sayfa.
Beyaz Sayfa artık beyaz sayfa değil. Yepyeni görünümüyle, adıyla sanıyla geldi. Onun kimi zaman keyifli, kimi zaman hüznünüzü paylaşan yazılarını okuyun mutlaka. Ayrıca kadrajından çıkan fotoğraflara da göz atmadan geçmeyin.

Aslı.
Özel hayatında bir süredir olumsuz olaylarla mücadele eden Aslı en nihayetinde aramıza dönüş yaptı. Onun keyifli ve 'bizden' muhabbetine de tanık olun.

Cem.
Onu okuyan biri olarak onun yazılarını tanımlamıyorum ben. Orjinal mi desem, marjinal mi yoksa ikisi de mi? İyi yazıyor işte. O'na da uğrayın bir...

Hazal.
Aaa... Ama derseniz ki biraz şiire ihtiyacım var. Biraz şiir istiyorum. Şiirim geldi... O zaman sizi böyle alalım. Hazal'ın şiirlerini de tadın bence...

Şu şarkıyı da hatıralarımdan buldum. Hadi nostalji olsun.
Gittim o halde...



Biraz Da Müzik | 1
Şimdi 'Bir Kitap' yaftasıyla okuduğum kitaplardan dem vuruyorum ya ben ya da izlediğim filmler hakkında kişisel yorumlarımı blogun e-kağıdına döküp 'Biraz Film İzledim' diye yaftalıyorum; yayınlıyorum...

E bu niye olmasın ki...
Klasik olarak 'müzik ruhun gıdasıdır' sözüne sığınarak da başlatmıyorum bu diziyi. Daha çok üstteki resimde ki cümleden yola çıkıyorum. Keşke insanların müzik gibi ortak noktaları olsa bol bol... Güzel olmaz mı?

Yeni blog dizimizin ilk nüshasına biraz sakin/duygusal müziklerle başlıyorum.
Ben neler dinliyor muşum bakalım?

|1|
bu bariz favorimdir mesela

|2|
bu güzel mesela
'hiç böyle suskun kalmadım' derken çok şey anlatıyor gibi;
değil mi?

|3|
şimdi hakkını yemeyelim adamın
güzel şarkıları da çıkıyor işte

|4|
değerini, anlamanı, güzelliğini yitirmeyen şarkılar vardır ya hani
bence bu onlardan biri

|5|
özellikle son zamanlar da çok dinlediklerimden biri de bu

29 Ekim 1923 vs 29 Ekim 2012

Tarih 29 Ekim 1923 ulu önder Mustafa Kemal ve bu uğurda her türlü fedakarlığı yapan silah arkadaşlarının bu topraklar için yaptıkları onlarca şeyin meyvelerinden yalnızca biri olarak Cumhuriyet ilan edildi.

Tarih 29 Ekim 2012 hükümet harikulade bir atılım yaparak, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmak için verilmiş yüzlerce binlerce şehit kanına, fedakarlıklara tezat oluşturacak şekilde Cumhuriyetin doğum günü kutlamalarını yasakladı.

Yepyeni bir 'nereden nereye' durumu vuku buldu bir kez daha...

Şimdi ey ülkemin %50'si hala mı EVET?


Bugün Bayram; Erken Kalktık Harbiden
Bugün bayram.
E hadi o halde... Saygı değer google amcaya 'güzel bayram mesajları' ya da 'kurban bayramı mesajları' sorgulamalarıyla ulaşılacak hazır kısa mesaj örneklerinden birini seçip, telefonumuzun yeni mesaj yazma bölümü vasıtasıyla bin bir zahmet çekilerek o mesajı telefona yazalım. Sonrası kolay... Rehber de kim varsa; Allah ne verdiyse gönderelim gitsin...

Eskiden bunun bir anlamı vardı. Güzel bir mesaj seçilip eşe dosta gönderilirdi. Eskiden dediğim üç beş sene öncesinden bahsediyorum. Ama şimdi bunun da tadı kaçmadı mı? Artık bayram ya da kandil gibi bizler için önemli olan bugünlerin gelmesi demek cep telefonlarında gelen kutusunun samimiyetsiz mesajlarla dolması demek.

Peki ne yapmalı?
Mümkünse aramalı. Ama herkesi arayamıyoruz. Çeşitli sebeplerden ötürü.
O halde kişiye özel mesaj yazmalı. O kişiye 'bak sana değer veriyorum, bayramını kutluyorum' mesajı ana mesajımızın alt metni olarak sunulmalı...

Ama tepkiniz 'ama vakit yok', 'kim uğraşır onla yav' gibi ya da benzerlerinden biriyse...
O zaman atmayın.
Kutlamayın.

Öylesi çok daha samimi;
Bence tabi...

Şey diyecektim esas... Barış Manço'nun şu güzel şarkısında da geçtiği üzere harbiden erken kalktık bugün.
Kanal 7' nin Bayram Namazı program başlangıç saatinin 06:55 olması ve ev sakinlerinin bunu bayram namaz saati sanıp kontrol de etmemeleri sonucu erkenden kalkmış olduk. Dahası camide ki yedinci kişi falandım. Ortada imam bile yoktu. İşte böyle de mübarek mübarek başladık bu mübarek bayrama...

E özetlemek gerekirse: İyi bayramlar efendim. Tüm blog camiasına ve diğer camialara da, insanlara da iyi bayramlar...

Hatta hemen google amcadan arakladığım üzere:
'Yüreğine damla damla umut; günlerine bin tatlı mutluluk dolsun. Sevdiklerin hep yanında olsun, yüzün ve gönlün hiç solmasın. Kurban Bayramın kutlu olsun.'

Bu Yazıyı Zevk İçin Yazdım!
Ben şunu da seviyorum aslında. Bir kere müzik güzel, hoş; sözler de öyle...
Sonra da şunu açıp: "şu an tüm; insanlara kırgınım!" diye kendime pesimist ayinler düzenliyorum.
Sıkıntısı bol
Sessizliği de
Yalnızlığı da

"Hayat mı ileriye gidiyor; yoksa ben mi geriye yol alıyorum? Bilmiyorum" demiştim şurada ben...
Ya hayata inat ileriye giden bir şey var; ya da geriye yol alan hayata ayak uydurup geriye doğru yol aldığımdan durumların iyiye çaldığını düşünüyorum. Çok karışık oldu bu. Neyse.

Bu aralar yeni başlangıçlar beraberinde yoğun ve yorucu günleri getiriyor. Ama problem değil. Nasılsa çok kısa bir süre için de her şey bir düzene girecek; yeniden dağılana kadar yeniden... Hayat bundan ibaret değil mi zaten. Dağınıklığı toparlayana kadar mücadele verip toparlıyoruz. Sonra toparlanacak bir şeyler olsun diye yeni bir dağınıklığa yelken açıyoruz. Bir çeşit döngü bu da işte.

İş değiştirdim. Hayırlı olmuş gibi...

Küçükken maruz kaldığım 'büyüyünce ne olacaksın?' sorularının psikolojik baskısı sonucu ruhumun maruz kaldığı sinir bozukluklarının etkisiyle olduğunu varsayaraktan: Büyük Adam Nasıl Olunur? sorusunu irdeliyorum.
Küçük yaşlar da çoğumuz doktor olmak istedik. Öğretmek olmak istedik. Asker olmak istedik. Çünkü bunlar aşılanıyordu bize. Sanki hayatın sırrına doktor olarak erişebiliyor muşuz gibi... Öğretmen olursak büyük adam olur muşuz...
Aslında düşünüyorum da: büyüyünce neden bir şey olmak zorundayız ki... Neden bir sıfata, bir kimliğe ihtiyaç duyuyoruz ki... Hangi mesleğin erbabı olduğumuz neden önemli?

Çalışmak için yaşamıyoruz oysa; tüm eylemlerimiz sadece ve sadece yaşamak için...
Öyleyse neden bu şekle bürünme telaşı. Hayatı rutine bağlamak ve tekdüze bir yaşam sürmenin nesi büyük adamlık?
Bu çok karışık oldu.
Bu kez harbiden neyse...

Can Sıkıntısı Bülteni yapmadan da sıkıldığımı belli edebiliyor muyum diye bir denedim sadece.

Ben o şarkıyı zevk için dinlerken; bu yazıyı zevk için yazdım.




Ödüllendik - Ödüllendirdik
Bu aralar yeni mim benzeri bir ödül verme olayı başlamış. Ve iki blogger arkadaşım tarafından ödüle layık görülmüşüm.

İçten, bazen eğlenceli, bazen hüzünlü, bazen tam da içinde bulunduğnuz an'ı anlattığını düşüneceğiniz yazılarını ve fotoğraf dünyasına yeni atılmış olmasına rağmen çok çok güzel fotoğraflarını severek takip ettiğim sevgili Beyaz Sayfa çok güzel cümleler eşliğinde bana göndermiş ödülü. Ben de kendisini takip ettiğim bloglar içinde ödüle layık bulduğumu belirtmek istedim.

Sonra Melodram da göndermiş bir ödül...
Çok samimi, güzel yazıları, blogger dünyasına renk katmak için verdiği uğraşlar ve keyifli sohbetinden ötürü naçizane bu ödülü O'na da gönderiyorum.
Bu arada Melodram ile Blogger Magazin 5 çıktı baktınız mı?

Bir de Sui var :)) Belli bir kategoriye ait olmayı reddediyor ve blogunda her konudan bir şeyler okuyorsunuz bu yüzden. O da benden yani :) Hem o yazmakla da yetinmiyor; yazdıklarını da seslendiriyor. Ona da bir uğrayın, bir selam verin...

Ve şu an aklıma gelen ödüllendirmek istediğim blog dostları kimler bir bakalım...

Kaşık Cem-i Bülbül-ü Bülüye ya da nam-ı diğer Cem...
Onu ve yazılarını tanımlamak pek mümkün değil. Kendine has. Marjinal biraz.
"Burada yazılan hayatların hayal ürünü olma ihtimali yüksektir. Lütfen hayallerimin hesabını sormaya kalkmayınız, kızarım." diyerek yazıyor adam... O'na da bir uğrayın bence.

Blog dünyasında yeni olan ve benim daha yeni karşılaştığım bir blog. Mizahi bir dille felsefe üzerine yazdığı yazılar cidden güzel. Ona bir hoşgeldin ödülü olsun bu... Felsefespri...

Sadece yeni başlayanların değil her bloggerın yardım alabileceği en kaliteli blogger destek bloglarından bir tanesi. Blog Hocam... Bir blogunuz var; o halde muhakkak bu blogda bir gezintiye çıkın.

Bir çok blogger sinema üzerine bir şeyler yazıyor. Fakat benim en çok beğendiklerimden bir tanesi; sizde bir film kolikseniz ve film önerilerine ihtiyaç duyduğunuz zamanlar oluyorsa buraya da bakabilirsiniz. Seyirci Koltuğu...

Ve kitapları unutmak olmaz. En çokta kitaplar üzerine yazılıp çiziliyor. İlla kitap konulu bir blog olmaya gerek yok, kişisel bloggerlar da kitap üzerine paylaşımlarda bulunuyorlar. Ben dahil... İşte en iyi kitap incelemelerine yer veren bloglardan bir tanesi... Beyaz Kitaplık...

Yeter bu kadarlık; şimdi...

Şu şarkı refakatinde yazdım bu yazıyı bir de...


Felsefe Yapıyoruz Burada

İnsanın ölümsüz dostu salt yalnızlığı değil mi?

Etrafta ki istisnasız her insanın birden hatta iki ve / veya üçten fazla maskeye sahip olması teknoljinin yan etkisi mi? Yoksa bir günümüz gerekliliği mi?

Benim kaç yüzüm var?

Aynalar cansız varlıklarsa ve canlılara ait hiç bir niteliğe sahip değilse; aynaya baktığında insan, özünü görebilir mi?

Gözleri mi kapattığım da, ayna da ki yansımamın beni seyretme ihtimali var mı?

'Sıkılmak' neden bu kadar yaygın bir hale geldi?

İnsanlar neden ölmek için yaşarlar?


Kitap Kampanyasına Katılır Mısınız?
Takip ettiğim bloggerlardan sevgili Pabuç, bu günlerde yararlı bir organizasyon için uğraş vermekte. Kendisine yardımcı olabilmek adına naçizane, bu yazıyı burada da yayınlamak istedim. Pabuç bu güzel organizasyon hakkında gerekli şeyleri yazmış, o yüzden ben direk onun yazısını burada yayınlıyorum. Sormak istediğiniz herhangi bir şey olursa bu yazının altında yorum olarak ya da bizzat O'nun kendisine sorabilirsiniz.


İlk gelen emirdi ''Oku''emri.. Buna karşı okumadığımız her an için biz kayıplardaydık; bunun farkında bile değildik. Okumak insanı Rabbimize, okumak insanı kendine ve okumak insanı insanlığına yaklaştırıyor. Okumak; düşünmeye itiyor, okumak her durumda kazandırıyor.

Bilirsiniz öyle beylik laflar etmeyi bilemiyorum ama kısa ve öz bir şekilde anlatmak istiyorum maruzatımı. Yalova'nın Çınarcık ilçesinde  bu yıl açılan İmam-Hatip Ortaokulu'muzun , bir kütüphanesi  yok. Malum yeni okul olunca, her şey sıfırdan başlıyor. Ben de düşündüm ki; (şimdilik 2 sınıflık) bu yeni okulun kütüphanesini bizler oluşturabiliriz.100 temel eser başta olmak üzere okuma kitapları toplayabiliriz kendi aramızda. Böyle bir kampanya sayesinde  bizim o küçük kardeşlerimize güzel bir armağan olur gönderdiğimiz kitaplar. Okumak her durumda insanı yükseltiyorsa, bizim de bu yükselişte merdiven basamağı olmamız imkansız değildir diye düşünüyorum.

Sizlerden de desteklerinizi bekliyorum. Burada her hangi bir menfaatimiz yok, kitap okumayı sizler gibi ben de seviyorum ve konu kitap olunca bizim de bu anlamda bir katkımız olsun istedim.Onlara yapacağımız kitap desteği, kendi çocuğumuza yapmış kadar makbule geçecektir. Bu anlamda da öğrencilerin ailelerden öğrenci çocuklardan da teşekkür alırken hayır dualarını da kazanmış olacağız.

Blogu olan arkadaşlarımız da, okumak, kitap ve kampanyayla ilgili yazı yazıp, kullandığımız kampanya anonsunu jipeg olarak sayfalarına girerek, destek olurlarsa, hepimiz bundan son derece mutlu olacağız. Kitap gönderecek dostlar, kitapları doğrudan doğruya okula gönderebilirler.  Elimden geldiğince; gönderdiğiniz kitapların gelmiş olduğunu görün diye; kitaplar geldikçe ben de  onların fotograflarını çekip blogumda yayımlayacağım.

Hepinize vereceğiniz destekten dolayı şimdiden teşekkür ederim...


Okulun Adresi:
Çınarcık İmam-Hatip Ortaokulu
Taşliman Mah.
Gazi Süleyman Cad. Eski PTT yolu
Çınarcık /YALOVA
<Alıntı Bitişi>

Ayrıca ilgili okulu fotoğrafları için de şuraya bir bakabilirsiniz





Görenek Sorunsalı

Özellikle bundan bir kaç yıl öncesinden daha da çok muzdarip olduğum bir konu var ki; şöyle...

Eve bir misafir geldiğinde, o ortamda oturmak gibi bir zorunluluğunuz vardır. Gelen kişi tanıdığınız, bildiğiniz biri olunca zaten oturursunuz da, mesele, hiç tanımadığınız sizinle alakası olmayan biri geldiğinde de o ortamda oturmak zorundasınızdır.

Gelen kişi filancının dıdısının dıdısıdır. Aile büyükleri bir sohbet halindedirler. Memleket meselelerinden girerler kendilerince, memleketlerinde ki akrabalarına kadar uzanırlar. Tabi siz ne o bahsettiği kişileri bilirsiniz, ne konuya vakıfsınızdır. Öyle, tabir-i caiz aptal bir hal içinde oturur, o ortamdaymışsınız gibi davranırsınız. Halbuki sadece bedenen teşrif ediyorsunuzdur oraya... Anlatılamaz bir sıkıntıyla cebelleşiyorsunuzdur.

Esasen o ortamda bulunmanız, gelen misafir açısından pek bir önem teşkil etmez. O da sizi doğru düzgün tanımıyordur. Aile büyükleriyle sohbet halindedir ve sizin o ortamda bir biblodan farkınız yoktur. Hani siz kendi odanıza geçseniz misafirin ruhu bile duymayacaktır. Ancak böyle bir şeye yeltenirseniz peşinizden aile büyükleri gelip; 'o misafir', 'ayıp', 'büyüdün artık' konularını kapsayan bir gelenek - görenek konuşması yapacaktır.

Derdinizi anlatabilirseniz ne ala; aksi takdirde 'biblo olma' denemelerinize devam edersiniz.

Bizden önce ki kuşaklar ve bizim kuşaklar, hatta bizden sonra ki kuşaklar arasında ki düşünce farklılıkları bir uçurum kadar...

Hepsinin düşüncesi de kendilerine göre doğru!
Peki orta yol nedir? Var mı kuşaklar arasında ki bu iletişim kanal farklılığına bir çözüm getirebilen?

Bir Kitap: Aylak Adam

Bu kitap hakkında henüz olumsuz bir eleştiri okumadım ben. Her okuyan şöyle güzel, böyle özel deyip duruyordu. Ee tabi merak hat safhaya ulaştı. Okudum.

Jack London'ın Martin Eden'innden sonra en çok içinde kendimi bulduğum kitap oldu bu. Martin Eden hala favori ama...

Kitabın dili açısından yer yer karışıklıklar oluyor sanki; bana öyle geldi. Bence tek kusuru bu sayılabilir.

Ama biraz okuduktan sonra buna alışıyorsunuz ve hikayenin içine dalıyorsunuz.

C.' nin hikayesinde mutlaka kendinize dair bir şeyler bulacaksınız; hiç şüphesiz...


Kitaptan Alıntılar

"Dalgın olduk mu gerçek benliğimizle davranırız."

"Kadınların neden evlendiklerini anlıyorum; yalnız kalabilmek için."

"Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların değerine göre değişebilir."

"'Siz' anlanamaz, 'sen' anlanır. Bazı kitaplarda 'sizi' seviyorumu okuyunca gülerim. Sanki 'siz' sevilirmiş! 'Sen' sevilir, değil mi?"

"Dayak yiye yiye bu şehirde yaşamayı öğrenecekti. Hep tetikte olacaktı. Yasaktı dalgınlık. Daldı mı, büyük şehir insanı kornalar, çanlar, küfürler, gıcırtılar, çarpmalarla kendine getiriyordu."

"Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?"

"Sen görmediğin zaman başkaları da seni görmez."

"Dünya da gereğinden fazla kadın vardı, ama yalnız bir teki yoktu."

"Hep böyleydi. Bir şey en gerektiği anda olmazdı."

"Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı."

"İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları kişiyi anlatırlar."

"Bence insanın adı onunla en az ilgisi olan yanıdır."

"İnsanlar haksızken daha çok bağırırlar."

İlgili Linkler

Aylak Adam hakkında detaylı inceleme: Beyaz Kitaplık
Aylak Adam'dan alıntılar: Alıntılar
Can Sıkıntısı Bülteni | 11
Yeni bir can sıkıntısı bülteniyle birlikteliğimiz devam ediyor.

Hep buralardayım. Fakat şu son zamanlarda bir yoğunluk, yorgunluk, sıkıntı ve depresif haller yüzünden pek aktif değildim. Sebebi mi? Sebebe ihtiyaç duymuyorum artık, bağımlılık söz konusu... Buna rehavet mi deniyordu? Evet, sanırım.

İşbu sebeplerden dolayı kendi blogumla birlikte takip ettiğim blogları ziyaret etmeyi de ihmal etmiştim. Bu sabah hatta öğleni de; yani şu ana kadar olan vakti takip ettiğim blogları okumakla geçirdim. Yorumlar yaptım, bazılarından sessizce okuyup çıktım. Saat ne çabuk geçiyor okurken, üçü geçmiş...

---

Bu yıl yeniden okullu olduk mu olduk. Ve hepsi bu! Elimize bir öğrenci belgesi verip gönderdiler. Onu da vermeseler 'bari kaydımızı adam akıllı yapabildiler mi?' kuşkusundan kurtulamazdım hiç şüphesiz. Alkışlar Marmara'ya gelsin...

Zar zor kazandık, yerleştik de kayıt olmak, ders seçebilmek çok daha meşakkat gerektiren bir işmiş; ki hala ders de seçemedik. Dersler başladı mı diye soranlara küçük emrah modunda 'benim dersim yok abi' diyesim geliyor. Anlatamıyorsun.  Bu gidişle okulun en güzel yanı vapur yolculukları olacak gibi... Tabi hava güzelken!


---
BidoluFest
İstanbul Üniversitesi'nin bu yıl ki konser kadrosu müthiş. Ben sevdim. Biletlerin de satışı başlamış.
Biletleri İstanbul Üniversitesi kampüslerinden edinebileceğiniz gibi biletix.com üzerinden de alabilirsiniz.
www.biletix.com/bidolufest

08 Ekim 2012 Pazartesi DUMAN
09 Ekim 2012 Salı EMRE AYDIN
10 Ekim 2012 Çarşamba MANGA
11 Ekim 2012 Perşembe ATİYE
12 Ekim 2012 Cuma MURAT DALKILIÇ
13 Ekim 2012 Cumartesi MFÖ

Konser öncesi etkinlikler biletsiz olup; konserler bilete tabi imiş.

Biletix fiyatları da şu şekilde
(biletix fiyatları diyorum çünkü organizasyonun facebook sayfasında ki fiyatlar farklıydı):
Öğrenci: 7 TL
Tam : 12 TL
Kombine (6 gün 6 konser) 
Öğrenci: 25 TL
Tam 45 TL

Afişlerde ve organizasyonun facebook sayfasındaki fiyatlar şu şekilde sırasıyla:
5 TL - 10 TL - 20 TL - 40 TL

İlgili linkler:

---
Altıncısı düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali'ne birinci kez katılmak istiyorum. Kısmetse.
Detaylı bilgiler şurada mevcut.
---

Bu arada şu yorum olayını hala düzeltemedim. Yazılan yorumların hemen altında ki cevapla butonum çalışmıyor. Yazayım dedim; hani belki bir hayırsever anlıyordur da yardım eder.
Yardım gelmeyince uğraştım ben yaptım. Sonunda oldu inşallah onu yaparken başka bir şeyi bozmamışımdır :D

---

-Gün gelecek
- "Daha beni tanımıyorsun!" diyecek
- "Yeteri kadar tanıdım." diyeceksiniz...
Ve sonra hayat size, hiç kimseyi tam anlamıyla tanıyamayacağınızı, birini tanımanın sonu olmayan bir süreçten ibaret olduğunu, velhasıl aslında onu hiç mi hiç tanımadığınızı öyle bir öğretecek ki!

Önce "O böyle bir şey yapmaz, bir nedeni vardır." diyeceksiniz,
"Her insan yanlışlıklar yapar zamanla, bu onu kötü biri yapmaz" olacak bir sonra ki düşünceniz,
Kendinizi kandırma telkinleriniz bir süre sonra işe yaramamaya başlayınca da;
"Yanlış tanımışım" ve akabinde "Hiç tanımamışım" itirafları gelecek...

Ve sonuçta anlayacaksınız, alışacaksınız...
Burukluk, üzüntü, hüzün...

Neyse işte...

---

Bu bültenlik birlikteliğimiz bu kadar.

Kadrajımdan Kareler (5)

Karanlığa götürüyordu güneşin batışı
Geceyi sevmediğinden değil; korkuyordu
Üzgündü...

"Her gün batımı
Doğacak yeni bir güne gebe" dedim O'na

Anladı galiba...





Eğlenceli Sorularla Dolu Bir Mim
Blog dünyasının Beyaz Sayfası'ndan yeni bir mim geldi bendenize. Rötarlı da olsa yapıyorum.



Eğlenceli Sorular

Günün nasıl geçti?
Oldukça yorucu... Ve streste vardı. Kızgındım da. Ama yine de sorunlarıma 'bunlar dert edilecek şeyler değil' gözüyle bakıp, kendimle çelişiyorum. Yani tuhaf bir gün; her zaman ki gibi...

İsim vermeden bahset;
Bazen, birisi çıkar ve yer yüzünde ki her şeyin bir yaratıcı tarafından tasarlandığı gerçeğine olan inancınızı pekiştirir. O'na baktıktan sonra; cenneti hayal bile edemezsiniz.

Neden hep cam kenarı;
Dışarıyı seyretmek mi? İçeriyi seyretmek mi? sorusuna hiç içerisi diye cevap verilir mi? Tabi ki dışarıyı seyretmek, gözlerimizi yola dikip düşlere dalmak, şiirimsi düşünceler düşünmek için.
(düşünceler düşünmek de nasıl bir bozukluk oldu öyle; neyse...)

Bugün kendin için ne yaptın;
Kitap okumak ya da bir kitabevinde kitaplar arasında dolaşmak, film izlemek bunlar insana keyif veriyor. O halde insanın kendisi için yaptığı şeyler arasında sayılabilir. Ama bunlar aynı zamanda rutin şeyler olduğu için bugüne özel kendim için hiçbir şey yapmadığımı idrak etmiş bulunmaktayım. Ne rezil bir durum bu!

Twitter ana sayfanı aç ilk gözüne takılan;
"Beni anlayan sarsın dört bir yanımı" diye düşünen insanlar sarmıştı dünyanın dört bir yanını." Abdullah K.

Düşün ki o bunu okuyacak;
Yeni başlangıçlara açılan kapı da, ardından bakıp hüzne gömüleceğimiz kaçan bir fırsatta; minik bir tebessüme bağlıdır. Yüzünde tebessüme yer vermeyi öğren bence. 

Kahkaha atmana sebep olan karikatürler;
Mesela:

Klavyeye bakmadan bir şeyler yaz;
F klavye kullanıyorum. Yani zaten bakmadan yazıyorum :D (Ukela Mod)

Bir cümle düşün sonra kelimelerin yerlerini değiştirerek yaz;
Aittir an'a sevmek

Bir mimin daha sonuna geldik gibi...

Bir Kitap: Korkma Ben Varım

Okumak istediğim ve geçtiğimiz günler de katıldığım bir kitaplaşma etkinliğinde Murathan Mungan'ın Kırık Oda kitabıyla birlikte Sevgili Nihan'dan gelen Murat Menteş'in Korkma Ben Varım'ı bitti. :)

"Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir. Fakat henüz cereyan etmemiştir" ikazıyla başlıyor kitap... Arka kapağında dediği gibi komik, hızlı ve şok edici bir roman bu roman. Fuat Atıf Tufa, Müntekim Gıcırbey, Şebnem Şibumi, Hayati Tehlike, Abidin Dandini, Atom Bombacıyan gibi tuhaf/komik isimli karakterle güzel ve enteresan bir öyküye dalıyorsunuz.

Kitaba başlarken her şey o kadar karışıyor ki; toparlamaya, anlamaya çalışırken de kitap bitiyor zaten. Ama tuhaf olan şey kitap bittiğinde bir karışıklık kalmıyor aklınız da...

Son zamanlar da okuduğum en farklı kitaptı. Gerek dil olarak, gerek olaylar ve diyaloglar olarak çok farklı ve güzeldi. Yer yer belki biraz hüzünlendiren, çoğu zaman gülümseten, neredeyse her an şaşırtan ve merak uyandıran bir hikaye. Murat Menteş'in kendine has bir üslubu var bu bir gerçek.

Kitaplardan alıntı yapmayı sevenler için; neredeyse her cümle alıntıya değer. İlk kez bir kitaptan bu kadar çok alıntı yaptım.

Velhasıl; 'farklı bir kitap okuyayım' diyorsanız, doğru kitap Korkma Ben Varım...

Kitaptan Alıntılar
"Kartları kader karıştırır, sen de oynarsın"

"İnanmak, insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti."

"Köpeğin ağzında fil dişi bulamazsın."

"Bazı ihtimaller, ihtimal olarak kalmaya mahkumdur."

"İnsan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz."

"Aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder."

"Susuzluktan ölmüyorsanız bardağın dolu tarafını da, boş tarafını da umursamazsınız."

"Kaybedecek bir şeyin yoksa, kaybolmak seni bozmaz."

"Birinin tutuşan sakalından öbürü ellerini ısıtır."

"Mutlu evliliğin sırrı, henüz bir sırdır."




Biraz Film İzledim | 10
Biraz Film İzledim | 10

Seçki

'bu yazı bünyesinde bir doz spoiler bulundurabilir'
Platoon | Müfreze
Müthiş bir film! Bu kadar söylüyorum sadece. Johnny Depp' in daha amatör olduğu zamanlar. İzlemediniz mi siz hala? "İzleyin bence!", "Hala izlemediniz mi?", "Kesin izleyin"

"Savaşta bir çok şey kaybedilir, ama ilk kaybedilen masumiyettir."
...

Beni Unutma
Hikaye, bana Kore yapımı çok beğendiğim Hatırlanacak Bir Anı filmini hatırlattığı için konuyu çok çok özgün bulamasam da; film güzel bir filmdi. Oyunculuklar falan güzeldi. Etkileyiciydi. Zaten Mert Fırat varsa genelde iyi oluyor filmler. Başka Dilde Aşk'ta güzeldi mesela. İzlenilesi yani...


...

La Fille Sur Le Pont | Köprüdeki Kız
Tamamı siyah beyaz çekilmiş 99 yapımı bir Fransız sineması örneği olan film gayet güzel bir filmdir. Bir takım replikleri şahane düzeylerdeydi. Gelin görün ki Türkiye'de ki çekimler biraz sinir bozucu oldu. Belki de o dönemin Türkiyesi öyleydi bilemiyorum ama... Sonuç olarak izlenmesi gereken bir film.

"Kaybetmeyi öğren, yoksa kazanmayı çok ciddiye alırsın!"
"Biz şansı hep sahip olamadığımız şeyler olarak düşünürüz."
...

Abraham Lincoln: Vampire Hunter | Vampir Avcısı: Abraham Lincoln
Uzun zaman sonra sinemada izlediğim film Abraham Lincoln: Vampir Avcısı. Artık klasikleşen ve sıkıcı bir hal alan vampir filmlerinden farklı bir film. Keyifle izlenebilir. Ki filmin yönetmeni de Tim Burton kötü filmi var mı o adamın? :)

...

The Hunger Games | Açlık Oyunları
Açlık Oyunları serisinin ilk kitabı olan Açlık Oyunları filme uyarlanıp vizyona gireli epey zaman geçti de ben anca izleyebildim. Eğer kitabı okumamış olsaydım filmi kesinlikle çok çok beğenirdim. Ancak kitabı okuduğum hikayeyi daha detaylı bir şekilde bildiğim için film yetersiz kaldı. Hele bazı detayları değiştirmeleri sinir bozucuydu. Onun dışında güzel bir filmdi. 12. Mıntıka haraçlarının toplandığı sahne tadından yenmez modundaydı. İzlenir bu filmde yani...


"Umut, korkudan güçlü tek duygudur."
...

Devil's Advocate | Şeytanın Avukatı
Günler, aylar değil; yıllardır izlenecekler listemde yer alan bu filmi geçenler de oturdum izledim. İzledikten sonra düşündüğüm tek şey "Neden izlemek için bu kadar geç kaldım?" oldu... Çok güzel bir film. Al Pacino ve Keanu Reeves'in buluştuğu muhteşem bir film. Psikoji, suç, gizem, gerilim, dram... İzlenmeli! Favori!

"Ölüm sonsuzluk sarayını açan altın anahtardır."
...

Charlie And The Chocolate Factory | Charlie'nin Çikolata Fabrikası
Yine geç kalınmış bir film. Hep söylerim Johnny Depp'in kötü filmi yoktur diye. Hele Tim Burton da varsa işin içinde tamamdır. Johnny'nin izlediğim en kötü film The Ninth Gate idi; ki o da bence güzeldi yani. Her neyse bu film de çok keyifli ailecek izleyebileceğiniz bir film.

...


Bu seferlikte bu kadar. Dokuzuncu liste yolda...


Bumerang - Yazarkafe