Bazen Sadece Seversin!


Bazen sadece seversin
Bir nedeni yoktur...

Aşk anormaldir
İronidir biraz
Ölesiye seversin belki ama
Öylesinedir işte…
Nedensizdir...

Bir anda
Kramplar girer midene
Bir anda tüm duyguların;
Yerle bir...
Bir hissizlik ruhuna hakimken
Hiçbir şey yapmak gelmez;
İçinden...
Bir anda
Hayat tersine döner
Toparlamaya çalışmak
Bir bataklıkta çırpınmak gibidir
Çırpındıkça daha çok bulaşır üzerine
Her yanın
Aşk olur...
Sonra bir an düşünürsün
Neler oluyor diye
Etrafa bakarsın
İnsanlara bakarsın
Kendine bakarsın
Hiçbir neden bulamazsın!

Bir nedeni yoktur işte!
Bazen sadece seversin…


Sadece 'Öğretmen'lerin Günü!


Yine bir 24 Kasım günü
Öğretmenler Günü

Hatırlıyorum!
Daha ilk öğretim yılların da, daha bir çocukken bize öğretmenlikten fazlasını yapan, Hasan öğretmeni, Filiz öğretmeni, İlker öğretmeni, Aysel öğretmeni vs.

Hatırlıyorum!
Lise yıllarımda, bizim için bir öğretmenden fazlası olup, bize öğrettikleri dersle sınırlı olmayan, hayatı öğreten Mahir Öğretmeni, Yasemin Öğretmeni, Deniz Öğretmeni, Demet Öğretmeni, Dilek Öğretmeni, Gülnihal Öğretmeni vs.

Hatırlıyorum!
Öğrencilerini aşağılayan, hakaretler savuran, şiddet uygulayanları, tüm egolarını öğrenciler üzerinden tatmin etmeye çalışanları, bir başkasının yanında melek kesilip, öğrencilerle baş başa kalınca gerçek yüzünü gösterenleri...

O yüzden bütün öğretmenlerimin öğretmenler gününü kutlamıyorum!

Sadece gerçekten öğretmen diyebileceğim, öyle hatırladığım tüm öğretmenlerime saygı ve sevgi dileklerimi gönderiyor, ve öğretmenler gününü kutluyorum.

Diğerlerine söylenecek söz yok.

Bugün her yerde 'atanamayan öretmenleri' okuyorsak; bunun tek sebebi beş para etmez, insanlıklarından şüphe duyulması gerekenlerin öğretmen olarak göreve atanmasıdır.

Bunlar bir elenebilse, her soru çözüp sınavı kazanan öğretmen yapılmasa bu atanamama sorunu da olmaz zaten.

O yüzden sadece o öğretmenlerimin ve onlar gibi 'öğretmen' olabilen tüm öğretmenlerin gününü kutluyorum.


Ses cikartan arkadaslarimizin kafasini tahtaya vurarak doven lisedeki matematik ogretmeni,ogretmenler gunu vesilesiyle Allah belani versin






O Kadar Basit Değil!
Bir düş kırıklığı değil bu
O kadar basit değil!

Kaburgalarım kırılmış gibi 
Ezilmiş gibi tüm kemiklerim 
Karanlığın içinden 
İki koca el 
Sıkıyor gibi zerrelerimi 
Dokunsan yani 
Hani dokunsan; 
Kırılacak gibiyim...

Bir güven kırılması değil sadece 
O kadar basite indirgeme!

Bir güvenin yok olması bu 
Hiç olmamış gibi hatta

Her insan 
Bir insana güvenir 
Ve her insanın güvenini 
Bir insan yerle bir edebilir 
Buna yabancı değilim 
Sadece 
En tepedeydin işte 
Yara aldıkça
Omzuna yaslandığımdın sen 
Ve omzuna yaslanacağım; 
Hiç kimse yok 
Yaralayan sensen eğer… 
En tepedeydin işte 
Hani dokunsan 
Düşecek gibiyim 
Parmaklarım tutuyor 
Hayatın kenarından

Bu basit bir gidiş değil 
Gölgen bile siliniyor yeryüzümde 
O derece

İçimde beliren bir Pollyanna 
İyi niyet aşılasa da bana 
Mazeretlerin olduğuna inandırsa da 
Gerçeği duyduğumda yanılıp 
Yanıldığım için mutlu olacağımı sansa da 
Gerçek o kadar şiddetli ki bu kez!

Hani farz etsem şu an 
Ve dönsen geri; 
Yüzüme bakacak yüzün mü var sanki?

Bir düş kırıklığı değil bu 
O kadar basit değil! 
Bu basit bir gidiş değil; 
Haklı çıkarttın tüm teorilerimi!



Blogger Yedek Almak
İnterneti daha güvenli! hale getirmek için uygulanan sansürler ve kapımızda ki filtrelerin bir sonucu olarak, blogların yedeğini almak farz oldu.

Dün Aslı da bunu sorunca şurada bir anlatayım da sevap kazanayım istedim. (Zira çok ihtiyaç var :)

Öncelikle blogger.com a giriyoruz.



Blogger a girdikten sonra resimlerde göründüğü üzere önce Ayarları, sonra açılan sayfadan blogu dışarı aktarı tıklıyoruz. Gelecek sayfada ki blogu yükleyi tıklıyorsunuz ve blogunuzun içeriği ile ilgili xml dosyası bilgisayarınız iniyor bu kadar.



Bir Kitap: P*ç Güveysinden Hallice | 1 Kadın 2 Salak
(1 Kasım'da yazmıştım da, kalmış öyle. Bugün yayına aldım :))

Dizüstü edebiyat düşünce olarak güzel bir oluşum. Dizüstü edebiyat serisinden okuduğum iki kitap var şimdilik.

Kitapların edebi bir yanı yok. Okunup geçilecek türden kitaplar. Keyifli vakit geçirmek ve bazı sayfalar da 'evet, bunu yaşayan bir ben değilmişim' düşüncesiyle suratınız ortasına bir tebessüm yapışması dışında çok fazla bir beklentiye girilmeden okunması gereken kitaplar. Bunun dışında bir şey katmıyor haliyle.

İlave olarak ben de olumlu bir reaksiyon daha gösterdi bu kitaplar; birinci tekil şahısla anlatılan hikayelerden pek hoşlanmazdım. O yüzden okumakta zorlanırdım, psikolojik olarak, bu halde okusam da pek bir şey anlamazdım. Bu kitapları okumak iyi geldi. Bu sıkıntıyı yenmiş oldum.

İlk fırsatta diğer dizüstü edebiyat kitaplarını da okuyacağım inşallah.

Öyle işte...

Kitaplar:


Paralel Evrenler Teorisi Üzerine
bu yazıya yapılan yorumlar; bir kaza tıklaması sonucu silinmiştir.

Başlarken
Uzayın Sırları isimli kitaptan bahsetmiştim. Şu an Taşkın Tuna'nın üç kitaptan oluşan serisinin ikinci kitabını okuyorum (Uzayın Ötesi). Bitmek üzere. İlk kitabı okurken paralel evrenlere takılıp kalmıştım. İkinci kitapta da bu ilgi alaka devam ediyor. Ve tüm bunlar aklımı kurcalarken bir yandan da 'Fringe' izliyorum. Bu konuya kafamı takmamın bir başka nedeni de bu belki de.

Taşkın Tuna'nın bu kitaplarını okuyacaklara kesin tavsiyedir bu diziyi izlemeleri. Çünkü kimi yerde okuduklarınızı idrak etmenize yardımcı olurken, kimi yerde okuduklarınızla çelişip, aklınızı karıştırıp araştırmanıza ve öğrenmenize vesile oluyor.
(Ki amaçları bir kenara bırakırsak dizi güzel dizi).

Paralel Evren konusu fazlasıyla ilgimi çekip beni meşgul edince okuduklarımı, izlediklerimi bir araya toplamaya karar verdim. 

Paralel Evren Nedir?

Şu yazımda aslında bu noktadan yola çıkmıştım. İnsan için neredeyse her an; bir 'karar anı'dır. Bir karar veririz, bir seçim yaparız. Ve bu yaptığımız seçime göre önümüzde zincirleme bir 'gelecek' tepkimesi baş gösterir. Bu önümüze çıkan onlarca, yüzlerce yeni yol demektir. Sonra yeni bir seçim daha yaparız, farklı bir gelecek belirir bu kez önümüzde. Tabi ki ileriyi göremediğimizden bunun farkında olamıyoruz ama en basit tabirle bir sonra ki adımda var olacak yolları meydana getiren bir önce ki adımda seçip yürüdüğümüz yoldur...

Şimdi bir yol ayrımında, bir karar anında sizden bir kaç tane olduğunu düşünün. Siz önünüzde ki seçeneklerden birini seçtiniz, diğer siz, diğer seçeneği seçti. Siz üniversite tercihleri yaparken Ekonomi seçtiniz, paralel evrenlerden birinde ki siz Öğretmenlik okuyor belki de... Ya da okulu bırakmıştır kim bilir? Siz 'karar anı'nda ekonomi seçtiğiniz de önünüzde tercihinizle şekillenen yeni bir gelecek, yeni yollar oluştu. Diğer siz diğer tercihlerden birini yaptığında da onun önünde başka yollar, başak bir hayat şekillendi. Tıpkı şu resimde ki gibi yani...


Ya da bazen bir anı yaşadığımız da o anı daha önce de yaşadığımız hissine kapılırız; de ja vu... Peki ya birbiriyle iç içe, eş zamanlı ilerleyen evrenlerin birbiriyle etkileşimi sonucunda diğer biz'in anıları canlanmış olamaz mı? Araştırmacı yazar Ahmet Hulusi şöyle diyor;

"Beynin veritabanının derûnunda "çok boyutlu tek kare resim" vardır! Burada geçmiş ve gelecek kavramı bulunmaz. Dejavu’nun kökeninde bu derinlikle iletişim yatar. Holografik gerçeklikbunun temelini anlatır."(1)

İslam'a Göre Paralel Evrenler

"Bu evren içinde yaşayan canlıların diğer bir evrende yaşamaları mümkün olamıyorsa, öteki evrenlerin yaratılış amacı ne olabilir? Bu soruya İslam kaynaklı verilerin çoktan cevap verdiğini görüyoruz. İslami verilere göre, içinde bulundğumuz bu evrenin ismi MILK veya NASUT olarak belirtilmiştir. Bu evrenin ötesinde MELEKUT, LAHUT ve CEBERRUT alemleri (paralel evrenleri) vardır."(2)

Kur'an da yer alan ayetlere ve hadislere bakıldığında da bizim içinde olduğumuz alem dışında başka alemlerin de var olduğu belirtilmektedir.

"Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır." (Casiye Suresi, 36)
Evrenimiz ve Paralel Evrenler Arasında Geçiş

Bilim insanlarının hayretle çözmeye çalıştıkları bir başka mevzu da kara delikler (black holes). İşte evrenimiz ve öteki evrenler arasında ki geçiş konusunda kara deliklerin bir tünel görevi gördüğü düşünülmekte. Evrenimizde ki kara deliklerin diğer ucundaysa ak delikler (white holes) olduğu düşünülmekte. İşte bu tünel gördüğümüz evrenle göremediğimiz evrenler arasında ki bir nevi köprü rolünü üstleniyor.

Yine İslam'a göre de "semanın görünmez kapılarından" bahsedilir. Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen "sema", günümüz de uzay-zaman olarak nitelendirilmektedir ve buna göre; bu "semanın görünmez kapıları" için evrenimizin ve göremediğimiz diğer evrenlerin arasında ki bir geçiş kapısı olduğunu düşünebilir.

Paralel Evren Teorisi ve Karşıt Görüşler

Elbette Big Bang Teorisi, Paralel Evrenler Teorisi, Her Şeyin Teorisi (M Teorisi)...
Hepsi birer teoridir ve hala tartışılmakta araştırılmaktadır. Ve her zaman olduğu gibi karşıt görüşler de vardır.
Paralel Evrenler ya da Çoklu Evren düşüncelerinin fantastik birer hayal ürünü olduğunu, yaratılış gerçeğini gizleme, ört pas etme çabası olarak nitelendirenler de var.

Bana Göre Paralel Evrenler

Paralel Evrenlerin varlığını düşünmek merak uyandıran bir şey. Şu anda bir başka evrende ki paralel ben!, ben bu yazıyı yazarken belki de bambaşka bir işle meşguldür. Kim bilir?

Sonuçta bir teori ve bilim insanlarının üzerinde çalıştığı, tartıştığı teoriler için yorum yapacak bilgi birikime sahip değilim. Paralel evren var mıdır? Yok mudur? Şu an için cevapsız; ancak varsayımlarla cevaplanabilecek bir sorudur.

Ama paralel evrenlerin evrenimizin tam zıttı, evrenimize zıt boyutta olduğunu düşünürsek; tıpkı madde ve anti madde gibi yani... Paralel evrenler ve evrenler arasında çok büyük farklılıklar olması gerekiyor. Bu da paralel evrenler olabilir ancak bizden bir tane daha olamayacağı anlamına geliyor bence. En "düz" mantıkla; evrenimizde ki X kişisi Y yi seçip evlenir ve Z doğar. Paralel evrendeki X ise A yı seçer ve çocuğu olmaz. Ya da A'dan D adında bir çocuğu olur. Başka bir evrende X in A ile birlikte Z yi ortaya çıkartma ihtimali oldukça düşüktür. :)

Belki bir çok evren var. Hepsinde bir hayat var. Ama her evrende bizden bir tane daha olmamalı.

Alıntı:
2: Uzayın Ötesi / Taşkın Tuna

Kaynak:
1: Uzayın Sırları / Taşkın Tuna
2: Uzayın Ötesi / Taşkın Tuna
3: ahmethulusi.org
4: kuranvebilim.com


birmilyonkalem.com ve yazarkafe.com üzerinden okumak için tıklayın.
Biraz Film İzledim | 5
Biraz Film İzledim | 5
Seçki


İzlediğim filmlerden sonra buraya notlar alıyorum. Sonra üç beş film olduğunda yayınlıyorum. Ancak biraz film izledim 3 için hazırladığım post bir yanlışlık / aptallık eseri silinince bunu bir işaret olarak düşündüm (yeniden yazmak zor geldi daha doğrusu) ve bu yazıyı kısa tutmaya karar verdim.

Son bir aydır film izleyemiyordum. Bir şeyler izleyecek vaktim olduğunda Fringe dizisini izliyordum.
(Fringe, gerçekten güzel bir dizi.)
Ve uzun bir aradan sonra dün, sessizliğimi bozdum ve sinemanın yolunu tuttum.


Başrolünü Justin Timberlake (Will Salas) ve Amanda Seyfried'in (Sylvia Weis)paylaştığı Zamana Karşı filmini izledim.


(Spoiler Olabilir, Önce filmi izlemeniz tavsiyedir.)

İnsanlar arasında 'zamanı iyi değerlendirmek gerektiği' söylenir durur. Ama hep laftadır bu. İşte filmde tam bu noktayı ele almışlar ve üzerine biraz da zenginden alıp fakire veren Zorro modeli serpiştirmişler. Bence güzel bir konu yakalamışlar. Güzel bir düşünce ancak iyi değerlendirilmemiş.

Kesinlikle izlemekten keyif alacağınız, sizi düşündürecek bir film. Daha iyi olabilirdi sadece.

Mesela son sahne de;
"8. bölge düştü! 10. bölge düştü!" gibi bir replik var; o olmasa film resmen yarım, amaçsız kalacak gibi. Hani o replik girince tam olmasa da biraz oturuyor. Sona kadar sürdürülen konu ele alınınca, sonu daha çarpıcı olabilirmiş diye düşündüm ben. Zira film bittiğinde Şukufe'nin ilk yorumu: "Işıklar yanınca bittiğini anladım, bari 'The End' yazsalarmış sonuna ya" oldu. Haklıydı. :)

Bana göre eksi yanları şöyle;
Will, Sylvia'yı kaçırdığında, trafikte bir kovalamaca başlıyor, aksiyon dorukta izliyorsunuz. Sonra peşlerinde ki polisi atlattıklarında yol bir anda bomboş kalıyor. Trafiğe ne oldu arkadaş?

Araç bilmem kaç takla atıyor. Güzelim araba heba oluyor. Ama başrollerimiz sağ sağlim çıkıyorlar, gidiyorlar. İşin ilginç tarafı arabanın üstü de açık!

Sylvia'nın aranan biri olmasına rağmen, peşlerinde zaman tutucular olmasına rağmen ve üç beş dakikalık bir zamana bile muhtaç durumdayken her an topuklular ve eteği mini elbiselerle oradan oraya koşturması da ilginç!

Ama dediğim gibi izlenebilir bir film. Kötü değil.

Onları ve bizi düşündüm filmi izlerken. Kolumuzda hayatımızın sona ereceği anı gösteren bir saat olsa, sona yaklaştıkça insan kafayı yer her halde. İyi yanı 'ecel' sizin elinizde. Başkasından zaman alabiliyorsunuz mesela. Öyle bir dünya da hiçbir şair, ömrümü ömrüne eklerim gibi bir dize yazmaz, çünkü bu mümkün orada.

Ama bir de işin öbür tarafından bakalım. Bizim de kolumuzda bir saat var ama biz görmüyoruz. Vakit dolduğunda kimseye 'abi fazla 5 dakikan var mı ya' diyemiyoruz. O yüzden zamanı iyi değerlendirmek bizim için çok daha önemli. Ne kadar zamanınız var bilmiyorsunuz sonuçta. Ya yarınınız yoksa, değil mi?

Ben on üzerinden yedi verdim.

Bu kadar...






Koskoca Duygular Yükledim Minik Mesafelere!
(Hüzünsel ii)

Derler ki;
Dünya küçük...
İstanbul da küçük öyleyse...
Mesafeler küçük...

Buradaki küçüklüğün göreceli olduğunu biliyordum elbette; 
Ama görecelerin bu kadar büyüyebileceğini ummuyordum. 
Bir nefes kadar yakınımdayken; 
Sen... 
Aramızdaki sonsuz! 
Sonsuz uçurumların farkına vardığımda anladım; 
Mesafelerin ne kadar büyük olduğunu... 
İnsanların minik addettiği mesafelere, 
Uçsuz bucaksız, 
Sonu olmaksızın, 
İçimde biriken duyguları koyduğumda; 
Düşüncelerimi doldurduğumda; 
Özlemlerimi, 
Sevinçlerimi, 
Hüzünlerimi yaydığımda; 
Her yer ‘sen’ dolmuştu bir anda! 
İstanbul sen... 
Yurdum sen... 
Dünyam sen... 
Bir sen!
Ama bir sen yoktun işte... 
Aramızdaki bir nefeslik mesafeye inat; 
Olabildiğince uzak bir yerindeydin evrenimin...

Tek bir atom çekirdeğinden ibaret insan! 
Bir tutam proton, 
Bir tutam elektron 
Ve biraz da nötron... 
Artılarımız var, eksilerimiz var ve; 
Nötr bir çaresizlikle değiştiremediğimiz, 
Doğuştan bize bahşedilen özelliklerimiz var. 
Artılarımız ve eksilerimiz bizim elimizde; 
Ancak! 
Ceremesini neden ben çekiyorum; 
Yanına yakışmıyorsam? 
Gözlerim istediğin gibi bakmıyor mu? 
Sözlerim mi sana göre değil; 
Yüreğim mi yoksa? 
Suç benim madem, assınlar o halde; 
Tenim tenine uymuyorsa... 

Bilmiyorum; 
Kaç proton fazlan var benden? 
Ya da kaç elektron fazlam var ki;
Seni benden iten? 
Ama ben sensizken; 
Bir atom yeri inliyor adeta, 
Çığlıklarım yürekten... 
İçimde koskocaman minik mesafeler; 
Parçalanmak üzereyken ben; 
Tüm moleküllerim isyankar; 
Patladı patlayacak senin için ve; 
Aramızdaki koskoca minik mesafede; 
Her şey sen olacak bana inat; 
Yine…

Aldırma 
Ağır darbe almış bir yürek hali 
Ve dağılmış düşünce depremlerim 
Fazlasıyla saçma olabilir; 
Muhakkak...

Mantığını zorlama! 
Zaten beni anlasan; 
Molekül düzeyinde parçalanmazdım!
Demiştim ki; 
Bir çift mavinin esaretidir bu! 
Söylenecek başka bir şey yok! 
Okyanus gibi; 
Baktıkça boğuyor gözleri beni... 
İşte aynen öyle...

Abartılı bir imkansızlık halidir; 
Bu aşkın!




no image

Her insanın hayatında keşkeler vardır az da olsa. Pişmanlıklar vardır; ki insan doğası gereği pişmanlıklara gebe bana göre... Hatalar insanın olmazsa olmazıdır. Zira tecrübe, biriken hataların toplamıdır bir anlamda.

Yanlış zamanda yanlış yerde oluyoruz bazen, yanlış insanlar çıkıyor karşımıza, yanlış insanları seçiyor, onlara güveniyoruz bazen. Yol ayrımlarında yanlış yollar seçiyoruz ve bazen olmamamız gereken yollar da yürüyoruz. Boyumuzdan büyük işlere kalkışıyoruz bazen. Hepi topu insanız sonuçta. Bazen zamanın akıp gittiğini unutuyoruz, hatta bazen onu durdurabileceğimize, geri alabileceğimize falan inandırıyoruz kendimizi... Yani saniye başına binlerce hata düşüyor aslında.
...

Gelin görün ki pişmanlıklarıma pişmanlık gözüyle bakamıyorum. Keşkeler dilimin ucunda ama söyleyemiyorum; bir şey engelliyor beni. Saniye başına düşen hata sayımı hesaplayamayacak kadar çok hata yaptım ve yapıyorum. Ama geçmişe döndüğümde pişmanlık duyamama gibi bir sorun var (genel olarak).

Geçmişe göz attığım da yanlış insanlar görüyorum; hatalı kararlarım sonucu hayatıma giren, hayat sınırlarımda geçirdikleri her saniyenin benim için yeni bir hata olduğu insanlar... Anılarım da ve geleceğim de kalıcı ve hatırı sayılı hasar bırakan insanlar. Dönüp bakıyorum onlara; pişman olmuyorum!

Bu çelişkiyi uzun süre çözmeye çalıştım. Bir zaman sonra taşlar yerine oturmaya başladı ama o kadar karmaşıktı ki yalın, anlaşılır bir şekilde nasıl özetlerim bilemiyordum.

Geçmişte yaşadığım o hatalar, hayatımda büyük değişikliklere, büyük kayıplara yol açmışlardı. Ama diğer yandan sütten ağzı yanan misali, biriken hatalarım tecrübeye dönüşmüş, önümü daha iyi görür bir hale gelmiştim. İşte bu yüzden hatalı kararlarım sonucu hayatımı altüst eden, anılarımı kana bulayan o yüzlere pişmanlık gözüyle bakamıyordum. Onların bana kazandırdıkları tecrübeydi sonuçta önümde ki tünele ışık tutan!

Ben zihnimi kemiren bu karmaşayı çözdüm.

Çözdüm ama karmaşık düşünceleri yalın ve anlaşılır bir şekilde nasıl anlatabilirdim ki?

...

İşte tam bunu düşünmeye başlamıştım ki; düşünmeme gerek olmadığını fark ettim. Bunu benden önce birisi zaten yapmıştı...


Bugünkü aklım olsaydı, dün yaptıklarımı yapmazdım!

Ama dün yaptıklarımı yapmasaydım, bugünkü aklım olmazdı!
(Yunus Özyavuz-!-)

İşte bütün mesele...







birmilyonkalem.com üzerinden okumak için tıklayın.




Bir Kitap: Açlık Oyunları

Yine üç kitaptan oluşan bir serinin ilk kitabı; Açlık Oyunları...

Açık konuşmak gerekirse bu kitaba başlamak ümitsiz bir başlangıçtı...

Birinci tekil şahısla yazılan hikayeler bana hep itici geliyordu. Sanırım bu bende ki yıllanmış önyargının sonucuydu. O yüzden kitap seçerken buna dikkat eder çok okumak istediğim kitapları bu sebepten ötürü almaz, okuyamazdım. Ne kadar anormal bir durum olduğunun farkındayım ama söz konusu ben olunca; kime göre anormal sorusunu irdelemek gerekiyor... :)

Neyse...
Kitaba başladıktan sonra 'bu kez olcak, bu kez okuycam' gibi otozorlamalarla itekleye itekleye yüz sayfa kadar okudum. Ama içimden gelmiyordu. Yazdığım can sıkıntısı bültenlerinden birinde de bu kitaptan bahsetmiştim ve şöyle bir ifade kullanmıştım; "Hikaye aklıma survivor'ı getiriyor. Sanki arka sayfadan Acun çıkıp şimdi reklamlar falan diycek..."
Aynen öyle bir durum vardı. Kitaba odaklanamıyordum.

Sonra Dizüstü Edebiyat serisinin iki kitabını aldım. Normalde okuduğum bir kitabı yarıda bırakmayı sevmem, bırakmamaya çalışırım ama baktım durum vahim, daha fazla zorlamamaya karar verdim. Açlık oyunlarını yarıda bırakıp aldığım iki Dizüstü Edebiyat kitabını okumaya başladım. Bu kitaplarla ilgili yorumlarımı bir başka yazıda yapacağım için burada belirtmiyorum ancak olay şu ki; bu kitapların bende tek etkisi birinci tekil şahıslı anlatıma karşı tutumumun biraz yumuşaması oldu. Ve iki kitabı bitir bitirmez Açlık Oyunları'nı tekrar aldım elime. Sonuç bir solukta okudum bitti. Gerçekten güzel bir kitapmış meğer. :)

...
Arka kapaktan;
'Bu kitaba o kadar bağımlı kaldım ki, yemeğe çıktığımda bile kitabı yanımda taşıdım ve masanın altında okumaya devam ettim. Hikayesi beni birçok gece uykusuz bıraktı çünkü bitirdiğimde bile, yatakta bu kitabı düşünmeye devam ettim. Açlık Oyunları kesinlikle büyüleyici.'
—Stephenie Meyer

'Elimden bir türlü bırakamadım… Bağımlısı oldum.'
—Stephen King

Kazanmak ün ve talih, kaybetmek ise kesin ölüm anlamına gelir. Bu oyunun galibinin karnı doyacak, kaybeden ise ölümle tanışacak. Açlık oyunları başlasın!

...
Taşkın Tuna'nın kitaplarını okuyorum şu anda. Onlar biter bitmez serinin ikinci kitabı Ateşi Yakalamak'ı okuyacağım.

Fantastik kitaplar hoşunuza gidiyorsa kesinlikle tavsiyedir. 

Ayrıca Açlık Oyunlar'ı 2012'de beyazperde de! Bekliyoruz...




Bu yazıyı
birmilyonkalem.com ve yazarkafe.com
üzerinden okumak için tıklayın.





Bir Kitap: Uzayın Sırları

Üç kitaptan oluşan bir serinin ilk kitabı: Uzayın Sırları...

Fizikçi bir arkadaşımın (Rasül Demirci) önerisiyle okumaya başladığım kitapta, sürükleyici bir roman okurcasına bir sonraki sayfayı iple çekiyorsunuz. Kitaba başladığınız andan itibaren "Dinsiz bilim kör, bilimsiz din topaldır." gerçeğiyle, Taşkın Tuna'nın muhteşem üslubu eşliğinde iç içe geçmiş bilim gerçeklerinin içine dalıyorsunuz. Uzayı keşfetmiyorsunuz sadece, insanı keşfediyorsunuz... Fizik sarıyor her yanınızı...

Fizik dendiğinde karma karışık, anlamakta güçlük çektiğimiz şeyler gelir gözümüzün önüne. Kitabı okumaya başladığınız da, içeriye nasıl girdiğinizi anlamaksızın bir anda kendinizi fiziğin tam ortasında buluyorsunuz. Taşkın Tuna yalın, anlaşılır ve samimi üslubuyla önceleri karmaşık gelen konuları en anlaşılır haliyle sunuyor okurlara. Fizik, bilim, evren, din ve birçok konunun içine dalıp gidiyorsunuz. Merak o kadar doruğa ulaşıyor ki; bir süre sonra kitabı okumakla yetinmiyor, araştırmaya da başlıyorsunuz.


Kendinizi bir anda evreni keşfederken, atom altı parçacıklarla tanışırken buluyorsunuz.

Bu kitap bir bilim kitabı değil. Bir fizik kitabı da değil. Bir roman ya da dini bir kitap da değil. Ya da bir genel kültür, tarih, araştırma kitabı da değil. Bu kitap hepsinin harmanlanmasıyla ortaya çıkmış bir eserdir. Sadece astronomiye meraklı olanlar değil; insanı tanımak, evreni tanımak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap. Kitabı okuyarak kaybedeceğiniz hiç bir şey yok ama kazanacak çok şey var. En kötü(!) ihtimalle genel kültürünüz gelişiyor.

Dünyamızı aydınlatan, eşsiz kaynağımız güneşin ışıkları dünyaya sekiz dakika da ulaşıyor. Gördüğünüz ışık aslında güneşten sekiz dakika önce çıkan ışık!

Ya da sevdiğinizle birlikte bir teras da olduğunuzu düşünün. Geceyi aydınlatan ay ışığı ve yıldızlar... Hafif bir rüzgar... Ne kadar romantik... Bir yıldız seçiyorsunuz beraber, en parlak olanını, ışığını en çok beğendiğinizi. Bilmiyorsunuz ki baktığınız yıldızın ışığı aslında (misalen) dört buçuk yıl önce o yıldızdan çıkıp size o anda ulaşan ışık. Yani baktığınız anda gördüğünüz yıldızın ışığı, o yıldızın dört buçuk yıl öncesini gösteriyor size. O yıldızın baktığınız anda ki ışığını görebilmek için, aynı yıldıza dört buçuk yıl sonra bakmanız gerekecek!

Ya da düşünün. Kız arkadaşınızı arayıp ona, yıldızlardan Seni Seviyorum mesajını gönderdiğinizi söylediniz. Böyle bir şeyin gerçek olma ihtimali olsaydı; o öpücük ona en erken dört buçuk yıl sonra gidecekti. :) Ne kadar ilginç öyle değil mi?

Bir kuasar yıldızını düşünelim. Dünyamıza yaklaşık 10 milyar ışık yılı uzaklıkta. Bugün o yıldıza baktığınızda onun taa 10 milyar ışık yılı önceki ışığını görüyorsunuz! Dünyanın yaklaşık 4,5 milyar yıllık bir yaşı olduğunu da düşünürseniz. Gördüğünüz ışık daha bizim dünyamız bile ortada yokken yıldızdan yayılmaya başlamıştı.

İşte böyle...

Karadelikler... Anlatması bile güç...

Daha bir çok ilgi çeken, bugüne kadar yanlış ya da eksik öğrendiğimiz konu var kitapta.

Sadece uzaya, evrene vs. ilgi duyanlar değil herkesin sıkılmadan okuyabileceği bir kitap bana göre.




Bu yazıyı
birmilyonkalem.com ve yazarkafe.com
üzerinden okumak için tıklayın.




Bumerang - Yazarkafe