Can sıkıntısı çoğu zaman 'yapacak hiç bişey yok abi' narasıyla izah edilse de fark ettim ki yapacak çok şey olması da büyük bir sorun. Bak mesela şu aralar acayip bi can sıkıntısı sendromundan müzdaribim. Önümde bilgisayar; bilgisayar da da o blog senin bu blog benim gezinip duruyorum. Okuyorum. Üstüne facebook, twitter zamazingoları da var... Sonra hemen kolumun altında iki kitap duruyor; P*ç Güveysinden Hallice ve Uzayın Ötesi... Akabinde Fringe dizisini izliyorum bu aralar; o var... Autodesk Maya'ya da sardım fotorealistik mimari çizimler yapmak için yırtınıyorum. İlk denemem bitmek üzere...

Şuraya gelmeye çalışıyorum. Şu aralar bu kadar boş olan vakitlerimi değerlendirebileceğim o kadar aktivite olduğu için boş vakitlerimi gayet boş değerlendiriyorum. Hiç bir şey yapmıyorum. Can sıkıntısı daim kalıyor. Böyle ironinin kafasını yani...

Neyse...

İzmir Dokuz Eylül üniversitesi çıkmıştı ve ben naptım? Gitmedim... Ayın 10-13 arası 2. tercihler alıncakmış. Bu arada başlayanlar bir aydır ders görmekte. Tercihler alındıktan yaklaşık 2-3 hafta sonra sonuçları açıklarlar. Bu arada elemanlar 2 aydır ders görmektedirler. Sonuçlar açıklanır ve üç beş kişi bir yere yerleşir. Kayıt işlemi falan derken yine bir kaç hafta geçer. Sonuç okula kayıt yaptırmanla vizelerden kaldığın gerçeği öğrenmen bir olur. Pehh...

Dizüstü edebiyat mevzu çok hoş bir oluşum. Hoşuna gidiyor insanın. Tabi ben kitapları almakta biraz geciktim. Geçen gün aldım iki kitabı aldım; P*ç Güveysinden Hallice ve 1 Kadın 2 Salak... Diğerlerini de bir an önce okuyup seriyi tamamlamalıyım ki yeni kitaplar çıkar çıkmaz alıp okumaya başlayabileyim. P*ç Güveysinden Hallice bitmek üzere ve bazı bazı 'hahah demek bunu yaşayan bi ben diilmişim' demek çok güzel ya... Beğendim.

Ne zamandır da nargile içmemiştim ben. Şukufeyle gittim bu özleme de bir son verdim. İyi geldi...

Gidiyorum
Yine gelicem...