Oysa Hedefleri Olmalı İnsanın!
Derler ki...
İnsanın hedefleri olmalıymış. İleride, nerede olmak istiyorsa, hangi işi yapmak istiyorsa, nerede ne okumak istiyorsa mesela... Önceden hedeflemeliymiş...

Çok duydum. Falancı üniversitenin resmini duvarına asıp, hedefine inanıp, o üniversiteyi kazananları...
Hedefleri olan insanlara karşı büyük bir saygım var. Hep imrendim onlara...
Çünkü hedeflerine ulaşmaktan çok daha önemli bir şey var; bir hedefe sahip olmak!
Bu çok önemli bir şey... Çünkü hedef inancın bir kolu gibidir bana göre. Geleceğe dair düşündüklerimizin hedef olabilmesi için önce inanmak gerekiyor. Yoksa hiç inanmadan, hiç ihtimali olmadan 'abi ben doktor olcam yaa' demenin bir anlamı yok...

Benim hiç hedefim olmadı.

Önceleri hep hedefleri olan biri gibi davranmaya çalıştım. Rol yaptım. İleri yönelik planlarım sorulduğunda on yıl sonra nerede, ne yapıyor olacağımdan emin mişim gibi, tereddütsüz yanıtladım. Belli başlı hedefleri, ve bu hedeflere yetecek kadar inancı olan biri gibi...

Kendime hedefler belirlemeye çalıştım. Denedim. Ama değişken ruh halimin en kötü yanı olsa gerek; inandığım, sabit bir hedefim hiç olmadı. Her zaman yapmak istediğim bir çok şey oldu, bir çok yerde olmak istedim. Sabitlenemedim...

Belki bu yüzden on yıl sonra iki üniversite bitirmiş, boş vakitlerini fotoğraf çekerek değerlendiren, her fırsatta her duyguyu kaleme alan bir seyyar simit satıcısı olabilirim. :)

Bunun farkına vardığımda. Daha doğrusu bu gerçeği kabul ettiğimde, içim buruldu. Hani 'başından kaynar sular dökülmesi' olayı gibi, tuhaflaştım bir an. Ama garip olan; rahatladım aynı zamanda. İleriye yönelik hedefim sorulduğunda rol yapma gereği duymadan bir hedefim yok dedim mesela; ilk kez...

Bu mevzunun en kötü noktası bu olsa gerek.
Hiç hedefim olmadı. Hiç bir hedefim yok. Ve belki hiç bir hedefim hiç bir zaman olmayacak.
Ama buna alıştım.
Kabullenmiş durumdayım.
Bu berbat bir şey ama aynı zamanda rahatlatıcı...

Hiç bir hedefe bağlı kalmamak gibi bir hedefim var sanırım; istem dışı belirleyip inandığım.

Garip...

Oysa hedefleri olmalı insanın; gerçek... Ve o hedeflere yetecek inancı...



Bu yazıyı
üzerinden okumak için tıklayın





Gülüşünde Sakla Beni!
Gülüşünde sakla beni!
Tüm bağlantım kesilsin karanlıkla
Anne şefkati gibi;
Sarsın benliğimi kokun...
Ben çok da güçlü değilim ki;
Nasıl baş ederim yaşamakla?
Kaderi değiştiremiyorum
Zamanı durduramıyorum
Depremler var zihnimde
Karşı koyamıyorum
Yüreğim savaş yeri
Üstüme çöken karanlık
Ve yitirdiğim umutlarımın sonucu bir mutsuzluk!
Teslim olduğum…

Ne olur...
Yanımda ol yeter!
O zaman biter bu koca yalnızlık.
Ne olur...
Sırt çevirme bana!
Sakla gülümseyişlerinde beni
Başka da bir şey istemem.

Umutsuzluk çöker omuzlarıma;
Zamanla…
Kabullenişler başlar kaybedişleri
Düşlerim çığlık çığlığa son bulabilir
Ve hayat!
Hayat beni de yorabilir sonunda...

Şakaklarımı sıkar mutsuzluk
Çöldeki serap gibidir mutluluk;
Ona koşmaktan yorulurum.

Güç vermez olur hayallerim
Sonra…
Onlar da görünmez olur.

Sonsuz sanırken aydınlığı
Bir gün
Bir anda
Karanlığa boğulabilirim.
Ne olur...
Yanımda ol yeter!
O zaman biter bu karanlık.
Sırt çevirme bana!
Sakla gülümseyişlerinde beni
Başka da bir şey istemem.

Kimse bakmasın sana
Ve bakışların dokunmasın benden başkasına
Görmesinler onlar;
Bir beni sarsın gülüşün
Seni düşünmelerinden bile kıskanabilirim
Ve evet!
O kadar da bencil olabilirim;
Senin için...

Gülüşünde sakla beni!
Sadece...


Her şey iyi gidiyorsa, mutlaka bir terslik vardır!
Astroloji önemli bir şey. Ciddi bir saygıyı hak ediyor. Önceleri hiç inanmazdım ama şimdi en azından bir göz gezdiriyorum ne diyor diye... Tamam bazı siteleri tenzih ediyorum. Onlar ayrı bir vaka. Belli cümleler var her gün onları yazıyorlar.
Mesela:

"Karşınıza biri çıkacak ama o da en az sizin kadar otoriter biri. Mutlu olmak için fedakar olmalısınız"

"Para durumunuz gayet iyi. Yatırımlarınızı iyi yapın"

"..."

Hayır, karşınıza biri çıkacak falan derken siz hala yalnızlığınızla başbaşasınızdır. Ya da para durumunuz gayet iyi derken en çulsuz dönemlerinizdir belki de ama mesele bu değil. Mesele bunlar gibi sabit bir kaç cümle var. Haftanın farklı günlerine yaymışlar. Her pazartesi biri, Her perşembe diğeri... Enteresan gerçekten...

Günlük burçlara inanmamak ama takip edilecekse de adam akıllı yerlerden takip etmek gerekmekte bence...

---

Astrolojiye göre Kova burcu Boğa burcuyla hayatta anlaşamazmış. İşte benim astrolojiye olan saygım buradan kaynaklanıyor. Öyle bir ironi ki bu; çevrem boğa kadınlarıyla dolu. Bknz: Annem, kardeşim... Ve anlaşmak çok problemli olabiliyor.

İlk kez lise üçte bunun farkına vardığım zaman astrolojiyle alay ettiğim için utanmış ve saygı göstermeye başlamıştım. Bir öğretmenim vardı. 2-3 yıl boyunca hafta da en çok onunla ders işlediğimiz için ve aynı zaman da sınıf öğretmenliğimizi yaptığı için kendisinin yeri ayrıydı bizim için. Severdik, sayardık, değer verirdik. Hep önemliydi. Hala da öyle... Eğitim hayatım boyunca tanıdığım onlarca eğitimci arasında belki de en önemlisiydi. Ama gelin görün ki hep bir uyuşmazlık söz konusuydu. Her an yanlış anlaşılabilme ihtimali...

Boğa burcu arkadaşlarımla da öyle... Frekanslarımız hiç denk düşmez birbirimizle.

Annem ve kardeşim de var boğa burcu.

Boğa burcu aşk tecrübemde var...

Sonuç olarak astroloji önemli bir olay. Cidden. Sen ki kova burcusun, anlaşamazsın boğayla derken bir bildiği var adamların. Bizim 'anlaşma' anlayışımız farklı bir kere..."Her an yanlış anlaşılma sendromu" diye bir hastalık duydunuz mu? Ben bunu 20,5 yıldır yaşıyorum işte... Teşhisimi de kendim koydum.

Şimdi şunu belirtmeliyim esasen yazının sonunda anlatmak istediğim şeyle bunların bir alakası yok. Yani boğa burçlarına bir gıcıklığım yok benim. Evet farklı tellerden çalıyor olabiliriz ama çevrem boğa burcu kaynarken (üstelik en yakınlarım) gıcık kapamam herhalde...

Kova burcunun anlaşamadığı başka burçlar da var ama çevremde boğalar kadar sık değiller o yüzden boğa örneklerini verdim.

Esas mesele şu ki; ben ulen madem öyle, bundan sonra yeni tanıştığım kişilerin ilk önce burçlarını öğrenicem ve ona göre davranıcam demiştim. Bunu yaptım. Yeni tanıdığım kişilerde ilk öğrenmek istediğim nokta hep burcu olmaya başladı. Mesela ilgi duyduğum bir hanım kızımıza sorduğum soru hep 'burcun ne?' oluyor artık...  Ve işin kötüsü hep aldığım cevap o anlaşamadığım burçlar oluyor...

---

İşte esas meseleye geldik.
Hayat hiç adil değil.
Geçen gün tesadüfen "Murphy Yasaları'na" rastladım.
Bazıları oldukça doğruydu!
Mesela bir kızdan hoşlanırsın, onunla çok iyi anlaşmaya başlarsın. Ama boğa burcudur. Ya da oğlak... Yada astrolojinin aramızda iyi bir aşk ilişkisi olamayacağını söylediği bir başka burç.
Kahretsin!

Murphy der ki:
"Ayakkabı ayağına tam olduysa; o ayakkabı çirkindir!"
ya da
"Her şey iyi gidiyorsa, mutlaka bir terslik vardır!"
ya da
"Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır!"

---



Sonuç olarak ne alaka? diyor olabilirsiniz.
Konu bütünlüğü olmayan bu yazıyı sorgulamayın. Başı başka oynuyor, sonu başka demeyin. Yazasım vardı yazdım. Başıboş Saçmalıklar köşesini bu yüzden açtım herhalde...

Arada bir saçmalamak lazım...

Anektod: 
Bir insanla herhangi bir ilişki kurmadan önce Rezzan Kiraz'a danışmamız gerektiğini artık biliyoruz.

Murphy Yasaları ve Eklemeli Versiyonu



Can Sıkıntısı Bülteni - 3

Uzun zamandır yeni yazılar ekleyemiyorum buraya. Yazdıklarımı eklemeden önce şöyle bir özet geçeyim istedim. Neler yapıyorum bu aralar:

Önlisans bitti. Mezun olmadan mezuniyet törenine katılıp mezun olamamak berbat olurdu herhalde. :)
Mezun oldum. Şimdi bunu lisansa tamamlamak var. DGS sonucunda öseyeme bana İzmir Dokuz Eylül'ü layık gördü. Ama kayıt yaptırmadım. N'olacak peki? Bilmiyorum; ikinci tercihleri yaparım olursa, olmazsa da AÖF...

Bu aralar şu iş bulma sitelerinden çıkmıyorum. Üç farklı iş bulma sitesinden sürekli başvurularda bulunuyor, bununla da kalmayıp her gördüğüm şirkete CV atıyorum. Ve iş bulamıyorum. Her şey yolunda yani! :)

Gittiğim bir iş görüşmesi berbat geçti. İkinci görüşmeye çağırdılar. İkinci görüşme de aday sayısı beşe düşmüştü ve mükemmel geçti. Ama üçüncü kez aramadılar. Bu nasıl bir ironidir anlamadım. Sanırım artık iş görüşmelerimin kötü geçmesi için çaba harcamalıyım!

Şu anda iki kitabı aynı anda okuyorum. Saçma ama öyle... Açlık Oyunlarına başladıktan sonra epey ara vermiştim. Bir yandan onu bitirmeye çalışırken, diğer yandan Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel' ini okumaya başladım. Film izlemeye de devam. Bir de dizi izlemeye başladım. Şu an Spartacus ve Fringe'i izliyorum mesela....

Bir de; sanırım asosyalliğin dibine vurdum...

Hepsi bu
Daha ne olsun?
Şu şarkı olsun: Fizy.Com

Son olarak şunu da izlemekte yarar var!






Eyvah Mim | 7 - 8

Bu aralar buralara uğrayamıyorum fazla. İkinci mim de gelince bekletmeden ikisinde yapıyım istedim. Sevgili Polly'den çift mim aldım, yazıyorum şimdi.

Birinci Mim: Ölmeden önce yapacaklarım / yapmak istedikleim nelerdir?

- Bir Canon almak ve çok farklı fotoğraflar çekmeyi başarmak istiyorum. Evet istiyorum bunu...

- İzmir'de yaşamak istiyorum.

- Bir kitap yazmak istiyorum.

- Venedik'i görmek istiyorum.

İnsan bir çok şey istiyor aslında ama ilk aklıma gelenler bunlar :)

---

Görseli Polly'den (ç)aldım.

İkinci Mim: Blogger Dedikodusu

İlk düzenli okuduğunuz blog ve hissettikleriniz: Yazmaya başlamadan önce sadece okurdum. Çok okurdum. Ama ilk hangi blogu okudum hatırlamıyorum. Ama yeni dönemde yazmaya başladıktan sonra ilk olarak Aslısın, Limbolin, Mia ve Takıntılı Ergen'i okumaya başladım düzenli olarak. Takıntı Ergen iyi kızdı sonradan kapattı blogunu :P :)

Sanal alemden tanışıp görüştüğünüz bloggerlar: Yok henüz...

Blog dünyasına adım attığınızda,gökyüzündeki yıldız kadar parlak gelen,asla onun gibi olamam diye düşündüğünüz Blogger'lar: Aaa sanırım takip ettiğim tüm bloggerlar :)

Kendinize yakın bulduğunuz bloggerlar: Bengü; Limbolin, Kırmızı Başlıklı Pollyanna, Aslı

Moda blogları arasında en sevdiğiniz blog: Modafobik keyifli bir blogosfer :)

Yazılarını okurken keyiflendiğiniz bloggerler: Genel de keyif aldığım bloggerları takip ediyorum zaten ama Kırmızı Başlıklı Pollyanna, Aslı, Lütfücüğüm, Modafobik, Mia, Missbone, Bengü, Limbolin gibi isimler verebilirim. :)

Sürekli sayfasını açtığınız,okuyup yorum bırakmadan çıktığınız Blogger'lar: Cips Yiyemeyen Kız, Lazanya, Mel Jones, Silva Demirci, Fil Uçuşu, Dürr-i Yekta, Mrv. Natural, Lütfücüğüm, Defansif Matmazel, Aslısın, İnanırsakolurbence

'Blogger' dediğiniz an aklınıza ilk gelen isimleri yazıyoruz ,burda link vermiyoruz,aklınıza gelenleri patır patır yazıyoruz sadece. Bakalım kimler aklımıza yer etmiş ve nicklerini ezberlemişiz. Kopya çekenin ... neyse kopya çekmezsiniz siz nasıl olsa hayatımızda ki en samimi yer burası öyle değil mi?: inanırsakolurbence, bengü, limbolin, mia, lazanya, Kırmızı Başlıklı Pollyanna, cips yiyemeyen kız


Bu kadar...
Bu iki mim için mimlediklerim: Bengü, Aslı, Limbolin, Mia, Mrv. Natural



Biraz Film İzledim | 4
Biraz Film İzledim | 4
Seçki


Karayip korsanları serisinin en son filmini izledim. Johnny Depp bir çok filmini izleyen beğenen bir izleyiciyim. Bu adam gerçekten kaliteli bir oyuncu. Ama bir başka sevdiğim isim olan Penolope Cruz da dahil olunca projeye izlemek ayrı bir keyif oldu. Bazı sinema sitelerinde senaryonun serinin diğer filmlerine nazaran yetersiz kaldığını okumuştum. Tartışılır tabi ama ben keyif aldım. Bu filmde gayet güzel bir filmdi. Ama Orlondo Bloom' u aradım filmi izlerken.

Bir de o deniz kızı çok tatlıydı ya :)


Aksiyon filmi sevenlerin, arabalarla, yarışlarla ilgili filmleri sevenlerin vazgeçilmezidir herhalde. Diğerleri gibi sürükleyici bir yapım olmuş. Ama sanki bu en iyisiydi. Kadro da güzel: Vin Diesel, Eva Mendes, Dwayne Johnson, Paul Walker...


Fazla söze gerek yok. Önce ki yazı da söz etmiştim; Matt Damon filmleri güzeldir, severim. Hele The Bourne serisinin üçüncü filmi süperdir demiştim. Onu dedikten sonra tekrar izlemeden edemedim filmi. Yine izledim. Aksiyon filmi sevenler için tavsiye olabilir. Çok sürükleyici bir film.


Animasyon filmleri güzeldir. Bu da fena değildi. Müzikal film sevenler için keyifli bir film. Müzikler, karakterler falan... Ama müzikal türlerden hoşlanmıyorsanız zaman kaybı olabilir sizin için.


Bir başka favorim Natalie Portman!
Ama bu filmden çokta etkilenmedim. Bazı sahneleri güzeldi o kadar. Oyunculukları da beğendim. Ama duyumlarıma göre kitabı daha sürükleyiciymiş...

Bu seferlik bu kadar...
Bir sonraki listede görüşmek üzere...

Önceki liste için tıklayın...



no image

Yine yeni bir mim kapımı çaldı. Ve yine sevgili Aslı'dan geldi. :) Teşekkür ediyorum.

Mim konusu; Sadece bir gün için, karşı cinsin bedenine girseydiniz ama ruhunuz ve beyniniz aynı kalsaydı ne yapardınız?

Bu sefer cidden Eyvah Mim diyorum :) Bu ne yaa?

Bir düşünelim.


Bir düşündüm de; kendimizi kandırmayalım.
Alışmadık omuzda ceket durmazmış. (saçma bir benzetme oldu kabul)
Ben kıbleye döner bir an önce o bedenden kurtulmak için dua ederdim. :)

Bu mim Bengü ve Mia'ya gelsin. :)





Sana Dair Bir Kaç Söz Daha

İnsan tatmin edilmesi zor bir yaratık. İstiyor ki biri olsun; her derdini paylaşabilsin. En değerli şey zaman ya hani; Zamanı bile paylaşabilsin ister o biriyle. Kötü günlerin olmaması imkansız madem; Öyle biri olsun ki; Tüm kötü günleri iyiye çevirsin ister mesela... Gözyaşlarını gülümseyişlere döndürebilsin varlığıyla Ve tüm huzursuzluğu o biriyle huzura doysun ister.

İnsan tatmin edilmesi zor bir yaratık İstiyor ki biri olsun; susuşlarından anlasın söylemek istediklerini... Mesela bazen saatlerce konuşsun ister onunla; Saatlerce aynı sessizliği paylaşabilsin kimi zaman da... İster ki biri olsun; başka hiç kimseye gerek bırakmasın Ya da hiçbir şeye... Ama; İnsan tatmin edilmesi zor bir yaratık Hem biri olsun ister Hem de biraz yalnızlık!

Hani ben neyim o halde diyordun ya! İşte sen; o birisin; Ve biraz da yalnızlık...


Eyvah Mim | 5


Yepyeni bir mim daha başlamış ve bana ulaşmış. Sevgili Aslı ve Pingocuk mimlemişler beni. Teşekkür ederim ikisine de...

Bu sefer ki mim: Hangi Şirinsiniz?

Ben Duygusal Şirin olmalıyım. :)
Beni daha iyi anlatan başka bir şirin türü yok.

Bakınız: Duygusal Şirin
Duygusal şirin, en içe dönük ve duygusal şirindir. Sürekli olarak, tabiatında var olan ve arkadaşları ile ailesinin onu anlayamaması düşüncesinden kaynaklanan bir üzgünlüğü etkisi altındadır. Duygusal şirin'in hayatı anlaşılmak ve sevilmek için beklemekle geçer.

Tıpkı ben işte. :)
O yüzden yazdığım her metine bir pesimistik duygu hakim. Hep bir isyan, hep bir 'ah ulan ah' modundayım...
İlk yazdığım şiirleri hatırlıyorum da, adları; 'Darmadağınım', 'Anlaşılamamak' falandı. :)



Benim Şirin versiyonum Duygusal Şirindir. :)

Bende bu mimi bengü'ye, Missbone'a, My Story'i, Mia Wallace'i ve Elif Ayvaz'ı mimliyorum.

Tüm Şirin karakterleri bu bağlantıda....


Bumerang - Yazarkafe