Eyvah Mim | 4


Yepyeni bir mim daha başlamış. Ve Kırmızı Başlıklı PollyannaMia Wallace, b3ngü tarafından mimlenmişim. :) Mimin çıkış noktası da şurası imiş.

Açıklama kısmını Mia' dan kopyaladım:

Bu mimin amacı, bir nevi blogger'ın gelişmesi için öneri ve istekler. "Ben istiyorum ki:" yazın ve ne istediğinizi söyleyin. Mesela bu mimi ortaya çıkaran blogger şöyle demiş;

"Ben istiyorum ki: Blogger'a bir kere giriş yapıp, oturum açık kalsın dedikten sonra anasayfa da Yeni Kayıt ekleyebileceğimiz bir bölüm olsun."

Önemli nokta şu ki; sesimizi duyurabilmek için bu mimin yayılmasını sağlamalıyız. Yani mimleyin herkesi; en kalabalığından... :)

Benim isteklerim de var ancak Mia yazmış çoğunu. Ben şunu ilave etmek istiyorum.:

Ben istiyorum ki: Takip ettiğim bloglara girdiğimde, şu Friend Connect zımbırtısı beni tanısın. Her seferinde bu siteye katıl, bu siteye katıl demesin.

Ben istiyorum ki: Şu Friend Connect zımrtısı siteye her üç girişimin ikisinde görünmemezlik yapmasın. Saklamasın kendini bizden.

---

Birde fark ettim ki mimlemeyi düşündüklerim zaten mimlenmişler ve hatta mimi yazanlar bile var.
O yüzden bu mimi, bu yazıyı okuyan herkese açık bırakıyorum. İsteyen yazabilir.
İlaveten: Aslı ve Mrv. Natural mimlendi.



Hepimiz Bir Uzay Savaşçısına Dönüşebiliriz!

Bir süredir moda: denge bileklikleri...
Bu kadar tutmasının sebebi bizi gerçekten dengelemesi mi bilmiyorum ama benim düşünceme göre işin aslı pazarlama... Pazarlama stratejileri o kadar iyi ki adamların; takıyorlar bilekliği bileğine ittiriyorlar... Tabi sen sapa sağlam duruyorsun ayakta. Bilekliği söküp ittirince; yerle birsin...

Saygı duydum şu an. Ne müthiş bir şey bu. Bana sorarsanız fazla vakit kalmadı. Çok yakın...
Biz Street Fighter, Mortal Combat ve Tekken 3 ile büyüdük. Son zamanlarımız da daha geniş bir dünya ve daha gelişmiş bir platform olan Knight Online'ı da gördük... Az mı skill alıp yükledik oynattığımız elemana...

Sonuç olarak dengesizliğimizi 'denge bileklikliği skill'i ile çözüme kavuşturduk. Savunma mekanizmamızı de geliştirmek için yakında 'kalkan kolyesi' çıkar mesela. Onu da alıp takarız. Daha ne olsun. Tek eksiğimiz saldırılarımızı daha etkili kılacak bir güç mekanizmasıdır. Onu da denge bilekliği gibi hikayeleri ısıtıp ısıtıp piyasaya sunan sözde girişimci dolandırıcıların 'The Güç Yüzüğü' gibi dahiyane buluşlarını da piyasaya sunmaları neticesinde karşılamış oluruz.

Gördünüz mü? Bu kadar kolay...
Hatta yakın zamanda bir 'skill merkezi'nin açılması lazım bana göre...

The Skill Center Of People (doğru mu yazdım ki?) olur adıda...
Evet, evet... Fazla vakit kalmadı. Çok yakın... Hepimiz bir uzay savaşçısına dönüşebiliriz.

G.O.R.A filmini bilirsiniz... Türü komedi olarak geçer ama önümüzde ki günlerde filmin türü bilimsel, belgesel olarak değişebilir...

Çünkü o filmde yaşanan sahnenin gerçeğe dönmesi yakındır. Harika icadımız denge bilekleri sayesinde ilk adımı attık sonuçta. Bakınız filmde ki diyalog şuydu:

Gravel: Bununla seni tam bir uzay savaşçısı haline getirebilirim. Otur!
Arif: Valla mı?
Gravel: Otur! Dur bakalım elimizde neler varmış? Hıhh... Biraz ekşına ne dersin? Kung fu! Yükliyim mi?
Arif: Bana mı?
Gravel: Hee
Arif: Yükle... Başka neler var?
Gravel: Aikido, Karate, Jiujitsu, vs. vs.
Arif: Karışık var mı?
Gravel: Var!
Arif: Karışık koy ya...

(Kasetten yükleme bittikten sonra)

Gravel: Dedim size, güzel bir yükleme oldu. Bünyesi kabul etti...





---

Yine saçmaladık şükürler olsun...


Anektod:
Şeker bayramınız ve 30 ağustos zafer bayramınız kutlu olsun. Bayram ziyaretlerine eli boş gitmeyin. Power Ballance denge bilekliği götürün. Hep birlikte dengemizi bulalım...


skill: beceri

Biraz Film İzledim | 3
Biraz Film İzledim | 3
Seçki


Son zamanlarda neler izledim ben; bir göz atalım şöyle...

Bugün "Finding Neverland' ı (Düşler Ülkesi)" izledim. Daha önce başlayıp yarım kalan bir filmdi. Bugün baştan başladım ve izledim. Zaten Johnny Deep ve Kate Winslet' in filmlerini hep sevmişimdir. İkisinin de oyunculuğuna diyecek bir şey yok... Keyifli bir film. Yeri geliyor eğleniyorsunuz, yeri geliyor hüzünleniyorsunuz. Çok sürükleyici bir film değil, genel olarak durağan bir film. İlginç konusu ve oyunculukları sayesinde hiç sıkılmadan izliyorsunuz. Bence izlenmesi gereken bir film. Suyu çıkarılmayan gizli bir aşk var filmde bu çok hoşuma gitti. Film bittiğinde boğazınızda bir yumru oluşuyor.

Tavsiye ediyorum yani kısaca...



Matt Damon filmlerinin bir çoğunu izlemişimdir. Güzeldir. Mesele 'The Bourne Ultimatum' filmini hep tavsiye ederim. Nasıl bir filmdir o öyle? Neyse onu başka zaman yazarım...

Orjinal adı 'The Adjustment Bureau' olan 'Kader Ajanları' yine, bana göre Matt Damon'un güzel oyuncucluk sergilediği bir film olmuş. Emily Blunt ve gösterdiği performans da filmin izlenmesi için artı bir sebep.

Filmin bir konusu var. Vermek istediği bir mesaj var. 'Kader' üzerine bir film izliyorsunuz. Ve içinde aşkta var, aksiyon da var, gizem de... Sürükleyici bir film, hiç sıkılmadan izliyorsunuz. Ve çok hoş bir aşka tanıklık ediyorsunuz. Aşk için verilen mücadeleyi izliyorsunuz. Ben sevdim bu filmi. Vakit kaybı değil. İzlenilesi bir film daha yani...



Red Riding Hood' u (Kız ve Kurt) da izledim geçenlerde. Amanda Seyfried' i beğendim. Yakışmış filme.

Bildiğimiz kırmızı başlık kız hikayesinin mutasyona uğramış hali bu film. İzlemek size çok bir şey katmayacağı gibi, zaman kaybı da sayılmaz. Sürükleyici. Güzel. Merakla izliyorsunuz. Acaba kurt hangisi diye tahminlerde bulunuyorsunuz film sonuna kadar. Boş vaktinizi değerlendirmek için izleyebilirsiniz bence...

Tüm izlediğim filmleri tek tek yazmaya kalkmak istemiyorum. :)
Bundan böyle izledikçe, böyle listeler oluşturmayı düşünüyorum. Hafta da bir mesela...

İyi seyirler...




Blogger N'lerini Seçiyor!

Eyvah Mim | 3

Bir İnce Ses bir anket başlatmış. 'Mim' gibi bir şey... Çok güzel bir şey bence. Bu sayede bugüne kadar farkında olamadığımız bir çok bloggerla ve güzel bloglarla tanışmış olacağız. Öncelikle bu icadı için kendisini kutlamaktayım...

Sevgili Aslı 'En İyi Tasarım' ünvanı layık görmüş bana. Teşekkür ediyorum kendisine :)

Mim hakkında daha detaylı bilgi edinmek isterseniz sizi en kestirmeden şuraya alalım...

Şimdi gelelim benim N' lerime ancak; hiç bu kadar zorlanmamıştım. Takip ettiğim o kadar çok blog var ki! Seçim yapmakta zorlandım. Ve kısıtlı zamanım olduğundan çok detaylandıramadım. Kusara bakmayınız :)
Neyse aşağıda...

En İyi Tasarıma Sahip Blogger: Paper Doll

En Güncel Blogger: deeptone

En Meraklı Blogger: Bilemedim bunu...

En Çok Bilgilendiren Blogger: deeptone, Aslı

En Çok Eleştiren Blogger: Bunu da bilemiyorum...

En Çok Kendini Anlatan Blogger: Mia, Kırmızı Başlıklı Pollyanna

En Akıcı Yazan Blogger: Mia

En Aşık Blogger: Nyks

En Çok Güldüren Blogger: Lütfücüğüm


Her türlü soru, istek ve şikayetlerinizi birinceses@gmail.com adresine mail olarak atabilirsiniz. Ayrıca soru sormak için Formspring hesabımı, kısa yorumlarınız için deTwitter hesabımı kullanabilirsiniz. Mim ay sonuna kadar devam edecek ve bayramın ilk günü Blogger N'lerini seçmiş olacak. (Bu kısmı yazdığınız yazıların altına kopyalarsanız çok memnun olurum.)


Cevaplamak isteyen herkes mimlenmiştir. :) Çok zorlandım ve itiraf ediyorum bu liste eksik oldu. Çok fazla blog var her kategoriye 3-5 blogger yazmalıydım ama o kadar çok zorlandım ki pöfff :)



Can Sıkıntısı Bülteni - 2


Yazacak çok şey var. Ama üşeniyorum bu aralar. Çok sık depresif yazılar yazmaktansa yazmamak daha iyi galiba...

Bir şeyler şekilleniyor. Yürümeye devam edeceğim yollar kesinleşiyor. O yolların benim seçtiğim yollar olması için uğraşıyorum. Ne kadar mümkünse...

Şu son günler o kadar sıkıcı geçiyor ki; öyle sık sık oyun oynamayan ben bol bol oyun oynuyorum. İşim gücüm bu... Ve günde bir kaç film olmak üzere film izliyorum. Vakit geçmiyor ki yoksa...

Açlık Oyunları'nı okuyorum. Birinci tekil şahısla anlatılan hikayelerden hiç haz etmem genelde ama buna başladım, bitiricem. Hikaye aklıma survivor'ı getiriyor. Sanki arka sayfadan Acun çıkıp şimdi reklamlar falan diycek... Bakalım bitsin yorumlarım kitabı...

Reformlar söz konusu. Geçmişi yeniden ele alıp, yeniden kararlar verdim. Geçmişe dair öfkelerimin, kinlerimin ve küskünlüklerimin üzerine bir çizgi çektim. İnsanın en yakınları tarafından 'hayal kırıklıklarına' uğraması muhtemel olduğu sürece, geçmiş hata sahiplerine küsüp, darılmak hiçte mantıklı gelmedi birden. İnsan hiçbir zaman manevi güvende olamıyor işte...

ÖSYS' ye girmiştim. Denemiştim. Ama 'beni yerleştirecek kadar iyi bir yüksek öğretim kurumu bulamamış ösym...' DGS tercihlerini yapıcam ama AÖF beni çağrıyo sanki...

Model dinliyorum şu anda bir de...

Özetle hayat çok sıkıcı bu aralar. Öneriler?

Bitti...





Olamadıklarım İçin Üzgünüm!


Hayat bazen olması gerekenden fazla adaletsiz davranıyordu. Bu ilk kez olmuyordu ama o, bu kez bunu kaldıramadı. Sarhoştu, ama nedeni alkol değildi bu gece! Olmayı denemişti aslında ama olamamıştı işte... Arkadaşlarının, dostlarının bu mutlu gecesini mahvetmek istemiyordu, ama içindekileri dökmemek intihar olabilirdi! Belki de intiharın eşiğinde oluşunun etkisiydi onu sarhoş eden; kim bilir? Masanın üzerine çıktı... Önünde ki kalabalık anlam veremeden ona bakıyordu. Belki de bu  hayatta son kez konuşacaktı; konuşmaya başladı:

# # #

Herkesin bir beklentisi var. Arkadaştan, dosttan, aileden, zamandan, bugünden, yarından ya da hayattan...
Bir beklenti beslemeden, şartsız ve ön yargısız kimse kimseye selam dahi vermez durumda. Oysa biz aşkın en platonik halinden bile mutlu olabilirken; karşılıksız sevmemek gerçeği nereden çıktı böyle? Hayatın anlamı paylaşmak değil miydi? Hayatı paylaşmak, zamanı paylaşmak, sevgiyi paylaşmak, mutluluğu ve hüznü paylaşmak... Şimdiler de 'arkadaşlığın', 'dostluğun' ve 'aşkın' ömrü makinelere bağlanmış bir hasta gibi menfaatlere bağlanışının bir açıklaması var mı?

Aslında tek bir soru var! Aslında aklımın almadığı tek bir şey var. Tek bir sorun var! Aslında ben bir kendime kızıyorum, kimseye değil... Nasıl bu kadar geride kaldım? Nasıl ayak uyduramadım? Ne ara değişti, neden yetişemedim onlara? Herkes benden bir şey bekliyor... Bense kendi doğrularıma koştukça, hiç kimsenin beklentilerini karşılayamadığım için uzaklaşıyorum... Onlara koştukça; uzaklaşıyorum...

İtiraf ediyorum!
Ben hiç bir zaman anlayamayacağım olanları.
Zihnimde ki sorular hiçbir zaman yanıtlanmayacak!
Mesafeler büyümeye devam edecek her an...

Bir kalabalığın tam ortasında ki 'yalnızlığın' nedeni, cevaplanmayan onlarca sorudan ibaret...

Beklentilerinize karşılık veremedim;
Menfaatlerinizi karşılayamadım;
Sizlere çıkarlar sağlayamadım;
Karşılıksız sunduğum için ne arkadaşlığımın, ne dostluğumun, ne duygularımın değeri olmadı hiç...

Üzgünüm!
Olamadıklarım için...

Anladım ki;
İnsan birini çok iyi tanıdığı için dost olmuyor kimseyle. Aksine tanımadığı için dost kalıyor yıllarca. Tanıdığı anda zaten dostluk bir balon gibi patlıyor. 
Evet bu doğru.
O yüzden dostlarım; sizleri tanımak güzeldi!

Bir de insan dostunu iyi seçmeli derler... İnsan dostunu seçemez ki!

Ben...
Ben ilkokuldaydım. Bir çocuk vardı. Nefret ederdim. Sürekli kavga ederdik.
Her gün...
Her gün... Hiç bıkmadan kavga eder dururduk.
Problemimiz neydi hiç anlamadım. Ama nefret ediyordum ondan. Ve o da benden...
Sonra bir gün; başka okuldan bir kaç çocuk ona saldırırken denk geldim. 
Ama huzursuz etti bu beni...
Bir anda fark ettim ki; nedenini bile bilmediğim; onun  kavgasının ortasında, onunla aynı saftayım...
O gün anladım...
İyi dost seçmek değildi mesele; zira herkes dost gibi görünebiliyor gözlere...
Mesele düşmanını iyi seçebilmek...
İnsan gerektiğinde tek bilek olamayacağı bir düşmanı varsa korkmalı.
Evet, o zaman korkmalı.

Neyse...
Bunları neden anlattığımı merak ediyor olabilirsiniz...

Bilmiyorum...
Bugün aptalca bir şeyler yapmak istedi canım; yaptım!


# # #

Sessizlik...






Bu yazıyı yazarport.com, edebiyatdefteri.com, birmilyonkalem.com ve yazarkafe.com üzerinden okumak için tıklayın.


Eyvah Mim | 2

Mimlendim. :)


Son günlerde takip ettiğim bloglarda rastlıyordum bu yeni mim konusuna. Direkt benim ilgi alanımla alakalı olduğundan acaba bende mimlenir miyim diye uzaktan uzaktan melül mahzun bakarken sevgili blogger Aslı'dan o güzel mesaj geldi. :) 

Geldi gelmesine de şimdi esas sıkıntı başladı. Çünkü mim konusu; en sevdiğim, izlemekten asla sıkılmayacağım üç filmi, neden bu kadar çok beğendiğimi de ekleyerek yazmak! Peki nasıl yazacağım. O kadar çok film var ki... Beğendiğim, keyif aldığım, izlemekten sıkılmadığım... O yüzden şöyle bir torpil yapcam kendime; mimin konusu üzerine üç film yazacağım, ayriyetten bir kaç tane de promosyon film yazacağım. :) 
Mimleyeceklerim yaptığımı yapmasın... 



Birinci film: İncir Reçeli.
İncir Reçeli'ni en son kaçıncıyı izlemiştim hatırlamıyorum. Sanırım beş kez falan oldu. Çok beğendiğim çok etkilendiğim bir film. Zaten şurada da yazmıştım. Ama özetlemek gerekirse bu filmi bu kadar çok önemsememin nedeni; en başta konusu. Ve bu konuyu filmin belli bir kısmını kadar (o metro sahnesine kadar) o kadar güzel saklıyorlar ki; o sahne geldiğinde insanın kanı donuyor adeta. Ayrıca oyunculuklar, senaryo vs. hiç girmiyorum. Ben sevdim abi!



İkinci film: The Illusionist (Sihirbaz)
İzleyip etkilendiğim bir film daha. Yakın zamanda arkadaş tavsiyesi üzerine izledim ve çok beğenmiştim. Hikaye, kurgu, oyunculuklar çok başarılıydı. Filmin sonlarına yaklaştığınızda artık fantastik bir film izlediğinizi ve sihirbazın gerçek üstü yeteneklerinin olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. Ve tam o anda gerçeğe döndürüyor sizi film. Harikaydı.



Üçüncü film: Schindler's List (Schindler'in Listesi)
Bu film hakkında bir şey söylemeye gerek görmüyorum. Yaklaşık üç buçuk saat süren bir filmi izledikten sonra; harcadığınız üç buçuk saat için pişmanlık duymuyorsanız. O film güzeldir. Daha ne söylenebilir ki?
Liam Neeson ve Ralph Fiennes gibi oyuncular var ayrıca.


Dediğim gibi; mim konusu üzerine üç film yazdım. Ama beğendiğim o kadar çok film var ki, bir kaç tanesinin ismini yazmadan edemiyeceğim:

- The Lake House (Göl Evi)

- The Green Mile (Yeşil Yol)

- Jeux D'enfants (Cesaretin Var Mı Aşka?)

- Seven Pounds (Yedi Yaşam)

- Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli)

- Kaybedenler Kulübü

- Avatar

- Baseketball

bla bla bla...

Beni mimleyen Aslı'ya teşekkür ediyor ve bende b3ngü, Elif Ayvaz, Tuba Genç ve Kırmızı Başlıklı Pollyanna'yı mimliyorum.



Book List 1


Okuduğum kitapları yazmak istiyordum. Yazamamıştım bir türlü. Son dönemlerde okuduğum kitapları bir yazayım dedim şimdi.

Dan Brown kitaplarını hep beğenerek okudum. Yeni kitap gelecek mi / ne zaman gelecek bilmiyorum ama yine yazsa da okusam dediğim bir yazar kendisi. En beğendiğim kitabı da Melekler ve Şeytanlardı.




Adam Fawer'ın Olasılıksız ve Empati kitaplarıda beğenilen, isim yapan iki kitap. Bende okuyup beğenmiştim. Empati'yi yakın geçmişte okudum ve ben onu daha çok beğenmiştim.




Ve 'Millennium' Üçlemesi! Harika bir seriydi. Zaman zaman durgunlaşan sıkan yerleri olabiliyor ister istemez. Ama genel olarak çok güzel üç kitap okudum. Stieg Larsson'un yazdığı ama geçirdiği trafik kazası sonucu kitapların ulaştığı başarıyı görememesine üzülmüştüm.




İsim - Şehir - Hayvan...





John Verdon'un 'Aklından Bir Sayı Tut' kitabı da şu an bitirmek üzere olduğum kitap. Kitabı arkadaşımın merakı üzerine almıştım. Evet o merak etti ben aldım okudum :) Uzun zaman oldu ama ben kitabı henüz bitirememiştim. İlk iki yüz sayfayı okuduktan sonra aksilikler / üşengeçlikler / zamansızlıklar ve tatil sebebiyle biraz ara vermiştim. Ve bugün bitirdim çok şükür. Gayet güzel bir kitap. Sanırım başlarda biraz sıkılmıştım ama kitabın sonlarına yaklaştıkça bir sonraki sayfayı çevirmek için kendinizle yarışıyorsunuz. 

Spoiler yok :)





---
Bu yazıyı birmilyonkalem.com ve yazarkafe.com üzerinde de yayınlanmıştır.



Depresif Günce
Beni bırakın!
Çok ciddiyim bu konuda...

Her şeyin temeli güven derler ya;
Her şeye güvenini yitiren bir ruhum var artık.
Hiç kimse kalmamış olamaz sonuçta
Ama sevemiyorum kimseyi de...

Aşk mı değişti; ben mi?
Belki biz hiç birbirimize göre olamadık onunla.
Kim bilir?
Aşk bu; işine akıl mı erer?

İnsanlar değişiyor gün geçtikçe...
Dünyevi zevkler her geçen gün daha değerli.
Duygular beş para etmiyor artık!
Sen paha biçemezken ona;
Ondaki değerin yerle bir...
Aptallık!
Evet, başka bir adı yok bunun...
Basit bir denklemden ibaret işin aslı; aslında...
Aşk eşittir acı!
İşin tuhaf olanı; aşksızlık da sancılı...
Ortası bulunamadı henüz...

Gözlerinde kaybolurken, ayaklarım geri geri gidiyorsa;
Gülüşünde kendimi bulurken, başımı çeviriyorsam;
Ona dokunmak cenneti hissetmek gibiyken,
Kaçıyorsam köşe bucak ondan;
İşte tek sebebi bu...
Onunla olmak; onsuzluktan daha az acıtmıyor canımı...

Beni bırakın!
Zihnimde kapısına kilit vurup
Ruhumu içeri tıktığım bir oda var;
Ve çıkasım yok!


Olympos Can/mış Gerçekten!

Bu yazı bir gezi yazısı.
Bariz reklam içeren ve çok uzun bir yazı bu yazı.


Her şey Kaybedenler Kulübü'nden sonra başladı. Kaybedenler Kulübünü hissedip etkisine girdikten ve standart bir ruh haline büründükten hemen sonra her canım sıkıldığında 'abi ne işimiz var burada ya, hadi Olimpos'a gidelim' demeye başlamıştım. Olimpos'u bildiğimden değil, maksat muhabbet :)

Henüz kırk kez söylememiştim ama internette olimpos turlarının reklamlarını görünce hemen heveslendim tabi. Ama ne yazık ki tarihler uymadı. Sınavlar falan yoğunduk. İlk etkinliğe yetişemedim diye üzülürken Mery'nin mesajı deva oldu derde. AB Grup Organizasyon & Orange Organizasyonun düzenlediği 'yaz boyunca Olympos etkinliği kapsamında 28 - 31 temmuz arası Olimpos turunu gördük ve gittik. Sonuç; Olimpos can/mış gerçekten!

Minik aksilikler ve bol molalı, dinlene dinlene bir yolculuğun ardından yaklaşık 14 saatte vardık Olimpos'a. Yorgunluk ve uykusuzluktan dolayı pansiyona yerleşir yerleşmez uyumayı düşünen biz; havuza atlamadan da edemedik tabi.



Neler Yaptık?



- Etkinliğin ikinci günü yapılan tekne turun da koyları gezip, her koyda berrak sulara daldık. Yüzmeyi bilmekle bilmemek arasında ki ben bile fazlasıyla eğlendim. Hatta koylardan birinde boğulma denemesi bile yaptım. Ama sonra dumansız kadıköy vapurumuz Şerife'nin gelip kolumdan yakalamasıyla bu deneme başarısız oldu. Başarısız bir boğulma denemesine rağmen güzel bir tekne turuydu. :) Koylardan birinde kıyıya çıkıp sucuk ekmek mangal keyfi de cabası...




- Olimpos plajına inerken, antik kente ait kalıntılar arasında yürüyorsunuz ve size eşlik eden buz gibi derede yürümekte ayrı güzel. Sadece burada bile gezilip görülecek o kadar çok yer/şey var ki; sekiz yüz fotoğrafı boşuna çekmedik! :)



- Yanartaş! Bir doğal gaz kaynağında ki çatlaklardan sızan gazlar sonucu oluşan ve antik çağlardan bu yana hiç sönmeyen ateşler. Gecenin karanlığında fenerlerin aydınlığında yaklaşık 800 - 900 metre tırmandıktan sonra yanartaş alevleriyle selamlıyor sizi. Yıldızlar dokunabilecek kadar yakın gibi hemen üstünüzde.  Her tarafta alevler... Orada sucuk ekmek tadı da bir başka oldu! Eğer yanartaş'a çıkarsanız mitolojik hikayesini de mutlaka sorun rehberinize. Ve son olarak çöplerinizi orada bırakarak orayı mahvetmeyin.


- Olimpos'a gidip de fotoğraf gezisine çıkmazsam olmazdı. Gün batımında yürüyüş yapmak o kadar keyifliydi ki... Hele hele güneş batarken bisiklet turu daha bir güzel oldu. Eğer ben o kadar Şerife'nin fotoğrafını çektikten sonra, o da yeri çekeceğine benim fotoğrafımı çekebilseydi çıktığımız bu bisiklet turu daha bir keyifli olurdu hiç şüphesiz. :) Yani özetle şu; giderseniz eğer Olimpos'a gün batımında yürüyüşe çıkın ya da bisiklet turu yapın ama yanınızda fotoğrafınızı çekecek birini bulundurun. :)



Nerede Kaldık?



Salinas Pansiyon'da kaldık. Ve çalışanlar öylesine dost canlısıydı ki kaldığımız süre boyunca çok rahat ettik. Eğlendik. Eğer 'abi ne işimiz var burada ya, hadi Olimpos'a gidelim' diyenler varsa kesinlikle Salinas Pansiyon'u düşünebilirler konaklamak için. Memnuniyetimizin farkında olacaklar ki; bizi uğurlarken 'görüşmek üzere' diyerek uğurladılar güler yüzlerinin yanı sıra. Aa birde artık sofra toplamaya yardım etmiyorum!

Gidenler ve Salinas'da kalanlar hemen Salinas'ın yanında ki Hacı Baba Tekel bayiine uğramalılar mutlaka. Hiçbir şey almasalar da mutlaka Kayserili Naci babayla sohbet etmeliler. Sohbetin tadına doyum olmuyor zira. Kaldığımız süre boyunca kahrımızı az çekmedi sağolsun. Salinas'ın tam karşısından da bisiklet kiralayabilir, bir şeyler içebilir hatta bilardo oynayabilirsiniz. Ama en önemlisi Çapkın'la oynayabilirsiniz. Çapkın kim mi? Bakınız...


Ayrıca!

- Etkinliğe katılanlar arasında bir öğretmen grubumuz vardı. Tur boyunca sohbetleriyle yaptıklarıyla ücretsiz bir stand up gösterisi sundular resmen. Etkinlik iki kat daha eğlenceli hale geldi onlar sayesinde. Onları tanımak güzeldi. Aslında buraya fotoğraf ve video ekleyecektim ama eklemiyorum. O fotoğrafları direk milli eğitim bakanlığına göndermeyi planlıyorum :)

- Otobüsün arka beşli koltuğunda oturduk biz beş kişilik grup olarak. Ali abi 'arka beşliiii' diye bağırdığında 'heyyyy' diye karşılık verişimiz ondan...


Etkinliğin artıları, eksileri ve eksikleri

- artıları: eğlencesi bol, keyif dolu dört gün geçiriyorsunuz. Etkinliği düzenleyen organizasyon gruplarına, özellikle Kaan Saçmalı'ya teşekkürler.

- eksileri: yanartaş'a çıkarken gitar eşliğinde şarap ve sucuk denmişti bize; şarap mühim değil de gitarda olmadı ya; olmadı o yüzden.

- eksikleri: kavunlu dondurma diye yırtınıp yiyemeden geldim iyi mi?

Sonuç olarak Olimpos Can/mış Gerçekten!

Olimpos'ta batan güneş İstanbul'da doğdu yeniden...




.


Bumerang - Yazarkafe