Bunu gelen iki istek üzerine yapıyorum. Bu blogun ilk bülteni bu ama son olmayabilir; bilemiyorum. Sonuçta pusulası bozuk bir ruh haline sahibim ben. Ne yöne gideceğim, ne yapacağım önceden tahmin edilmez!

Neyse...

Çok sıcak bir yaz geçiriyoruz. Ama yazın ne kadar sıcak olduğunu an itibariyle ancak anlamış durumdayım. Karşımda dönmekten yorulmuş bir fırıldak var ama sıcak üflüyor mübarek. Kapı, pencere de açık. Işığı, televizyonu da kapattım ortamı daha fazla sıcağa boğmasın diye ama; nafile...

Kendimi bildim bileli şiire merakım var. Ve Fatih'de merak salmış olacak ki şiir istedi. Favorilerimi dinlettim. Arabada dinlemek için CD yapacak, mp3 indiriyor şu anda. Yapma diyorum ama dinlemedi. Abi yasak mp3 indirmek. Hazır nostalji de yapmışken favori bir kaç şiir Ahmet Selçuk İlkan'dan;

Milyon Kere Ayten

Aysel

Gözlerin Kal Diyor

Allah Kahretsin

Kahve Gözlüm

...


Olimpos'a saatler kaldı.


Tuba var birde. Tavla oynadık. Tavlayı öğrettim biraz ona. 3-2 aldım oyunu. Mars yaptım he söylemezsem olmaz. (Tavla konusunda hassas; ağlar, küser, kızar; aman!) Önemli değil ya... Önemli olan oynamaktı. Onunla oynamak. Keyifliydi. Şimdi düşündüm de her akşam bir el tavla oynamalı onunla. Tavla bahane olmalı; maksat...
Maksat da muhabbet...

Önceki yazım çok beğenildi. Ben sevindim. Ben planlamadan yazınca daha mı iyi oluyor sanki... Bir anda geldi yazdım, yayınladım... Kontrol bile etmedim. Ama beğenildi. Teşekkür ettim ben de hepsine :)

Bu kadar...

Birinci bülten bitti.

...