Depresif Günce 1


Bunu dinle mesela: http://fizy.com/s/149j1b


Melankoli ruhumda var, karakter desen pesimist; doğrudur.
Bir yaşam biçimi yani, alıştım artık...

Ama bu aralar mod'um da bir değişiklik seziyorum. Basit bir melankoli vakası değil. Duygusal ve hafif müzikler ifade etmiyor ve hiç bir film kesmiyor. Okuduğum kitapları yaşayamıyorum mesela... Yüzüm gülüyor ama mutlu hissetmiyorum. Şikayetçiyim her şeyden ve memnuniyetsiz... Tüm ilgi alanlarıma ilgimi yitirdim bu aralar. Mod'um da bir değişiklir var. Sudan çıkmış bir balık modu devrede sanki...

Baktığım hiç bir yerde renk göremiyorum. Kadrajıma sığdıramadığım hayat tuzla buz! Gözlük camlarım mı eskidi yoksa; gerçekten güzel yanları kalmadı mı bu şehrin?

Hedeflerimi yitiyorum her gün. İsteklerimi... Saçma sapan bir rahatlık, vurdum duymaz bir ruh.

Anlam veremiyorum artık hiç bir şeye. Boşa da konmuyor doluya da yani... Aşağıda üstte sakal bıyık misali...

Aşk da yok. Çok tuhaf! Oysa aşk her an vardır insanın içinde. İnsan birini sevdiğinde, biriyle bir ilişkiye başladığında aşık olmaz ki; içinde ki kimliği belirsiz aşka bir isim bulur sadece. Aşk hep vardır. Güneşe aşıktır insan, rüzgara... Güne aşıktır ya da geceye tutkun... Aşk bir fotoğraf karesidir, bir film sahnesi ya da bir şiirin ilk cümlesi. Son cümlesi pek sevilmez; bitişe gebedir çünkü... Geçmişe dönmek adetim değil de; önüme de bakamıyorum ki! Bir meltem esiyor; bir cemre düşüyor; sevinçler yerini hüzne bırakıyor. Anlamsız... Hem olsun istiyorum hem olmasın! Delice bir tutkuyla bağlanmak isterken; delice bir tutkuyla bağlı olduğumu fark ediyorum yalnızlığıma... Özgürlüğüme... Yanlız olmayan bir yalnız oluşum buradan geliyor işte...

Aslında hayat ne zaman rutine bağlasa böyle olurum ben. Yeni sayılmaz ama bu kez fazla mı abartılıdır nedir? Çözümü olmayan bir denklemi çözmeye çalışmak gibi...

Neyse işime yoğunlaşmalıymışım. Ders çalışmalıymışım. Silkinip kendime gelmeliymişim...

Susayım o halde...








Sana Yazıldı Bu Şiir
Bu şiir; sana yazıldı...

O gece...
Bakışların bakışlarımı delip geçerken
Bu şiir; sana yazıldı...

Hiç fark etmedin beni
Ben kendimden geçmiş bir hal içinde
Rüzgarına tutunmuştum.
Ellerine dokunur gibi…
Tenine dokunur gibi…

Bir sen kalmıştın
Her şeyi silip atmıştım.
O an orada...

Her tarafta sen!
Nefes gibi; 
İçime çeker gibi seni;
Hani tadar gibi;
Yaşar gibi sanki;
O kadar gerçekti ki;
Düşleyişim seni!

Sana aşkla tutunmuştum
Sanırım o gece.
İşte o anda yazıldı
Bu şiir sana...
Oku diye de değil
Yaşarsın diye belki!
Hissedersin diye
Hissettiğimi...

Hissetmedin…
Okumadın da...
Ama sana yazıldı bu şiir; sana...

Hislerimle ördüm hikayesini
Özlemlerimi karıştırdım biraz da
Seni sevmek;
Harf harf yansıdı satırlarıma
Sen aşk oldun
Aşk bu şiir
Bir haber olsan da;
Sana yazıldı bu şiir…


no image

Öseyeme!

Yine bir sınav sonrası…

LYS ve Okul Sıraları’nda değindiğim gibi şu süre mevzuna mantıklı bir açıklama bulamadım; bulamayınca yazma hissine engel olamıyorum maalesef.

LYS! İki oturum; edebiyat(85 dk.), coğrafya(35 dk.)

Saat 10.00 itibariyle sınav başladı. 10.50’de bitti. Bu şu anlama geliyor. 11.25’e kadar boş boş otur, uyu… 35 dk. boş boş beklemek ne demek ya… O, 35 dk. geçtikten sonra; bir gözümde daldığım rüyanın en çarpıcı sahneleri, diğer gözümde artık çift çift görmeye başladığım soru kitapçığından seçmeler… Hadi yap yapabilirsen!

Ya hu; kopya muhabbeti bitti, şifre dalgası geçti. Eeee artık cevaplar ‘rüya canlı yayınlarında mı?’. Niye uyutuyosunuz milleti. Esnemekten gözlerim yaşardı bir ara.

Tamam, bu yeni sistem gerçekten güzel. Kitapçıklar ayrı vs. Tamam da bari süresi az olan coğrafya sınavını önce yap erken bitenin çıkma şansı olsun.

Sınavın özeti şu şekilde oluyor;

Saat onda sınav başlar; on elli de edebiyat sınavı biter; on bir yirmi beşe kadar uyunur, rüya görülür; on bir yirmi beşte uyanılır; kızaran ve yaşaran gözlerle çift görmeye başlanan kitapçıktan coğrafya soruları okunur; cevaplanmaya çalışılır; yirmi dakika sonra sınav biter; ‘çok şükür’ dersin; ama çıkamazsın! Son on beş dakika çıkılmaz kuralına takılmamak için yirmi dört soruluk coğrafya testini yirmi dakikada yapmanız gerekmektedir.

Oysa ilk sınav coğrafya olsaydı;

Saat onda sınav başlar; onu yirmi geçe coğrafya sınavı biter; on otuz beşe kadar beklenir; ama otuz beş dakika beklemektense on beş dakika beklenir; uyunmaz, rüya görülmez, motivasyon dağılmaz; on otuz beşte edebiyat sınavı başlar; on bir yirmi beş te de edebiyat sınavı biter; ‘çok şükür’ dersin ve sınavdan çıkarsın.

Kısa ve kaba bir özet;
Of poff yani…

Sn. öseyeme nedir bu?
Sistem

Sistem tabi ya…
Seviyoruz onu…
Love The System!
O derece…

Neyse…




Anektod
Sezar der ki “Veni, Vidi, Vici…”
Sistem de “Beni, Bizi, Sizi…” birader



Saygılar bizden!


İncir Reçeli Üzerine
Biraz Film İzledim | 2
İncir Reçeli

 

Spoiler İçerir!
(Filmi izlemeden okumanız tavsiye edilmez. Zira spoiler var abi...)


Bu filmi vizyona ilk girdiğinde izlemiştim. Üstünden çok zaman geçti ama bugün duyduğum bir haber üzerine yeniden aklıma düştü. Habere göre film tekrar vizyona girecekmiş. (Rivayete göre 24 Haziran 2011’de) Vizyona girdiği zaman çok kapsamlı bir reklam yapılmadığı için sonradan fark edilen bir film oldu. Bugün haber üzerine tekrar aklıma düşünce hemen oturdum ikinci kez izledim. Bu filmin beni etkileyen bir çok özelliği var. Mesela; film bittiğinde boğazımda nefes almamı zorlaştıran bir şey oldu; ağlayamadığımdandı sanırım... Çok sık olmaz…

Her neyse filme dönelim.

Bir senaryo yazarının hiv pozitif bir kızla yaşadığı ilginç, eğlenceli, romantik ama bir o kadarda imkansız aşkını konu ediniyor film. Sadece beraber olmak ve sadece dokunmak… Fazlası yok… Çaresizlik… Ama her şeye rağmen tutkulu bir aşk… Konu gerçekten çok çarpıcı ve çok iyi işlenmişti.

Filmin kurgusunu çok sevdim çünkü neredeyse filmin ortalarına kadar kızın hiv pozitif olduğu saklanmış ve  bir anda gerçek sert bir tokat gibi sunulmuş izleyenlere… O metro sahnesinde, o harika diyaloglarla; Metin’le birlikte bir anda şoka uğruyorsunuz…



Zaten bana göre filmin en büyük artılarından biri diyaloglardı. Gerçekten harikaydı. O kadar anlamlı; o kadar temizdi ki; hissediyordunuz adeta…

Oyunculuk olarak Sezai Paracıkoğlu gerçekten yakışmış, rolünü fazlasıyla yerine getirmiş; kaldı ki ‘duman’ şarkısıyla da filme büyük katkısı olmuş. Zira filmin o şarkının söylendiği sahnesini kaç kez izledim/dinledim haddi hesabı yok.

Melike Güner’de rolünü çok çok iyi canlandırmış. O herşeye rağmen muzip, sevimli, deli dolu karakter Melike’nin üzerine tam oturmuş bir elbise gibiydi…

Ama ben şuraya takıldım. Sezai Paracıkoğlu ve Melike Güner iyi bir çitf olmuş mu? Bence daha iyi olabilirdi sanki…

Sinan Çalışkanoğlu sanki filmin komik tarafını üstlenmiş gibiydi. Onu görünce gülüp, o gidince hüzünleniyorsunuz… :)

Bunun yanı sıra Barbara Lourens’ın biraz daha fazla rolü olabilirdi. Zira çok kenarda kalmış.



Sonuç olarak şöyle özetleyebiliriz; izlediğim en güzel yerli birkaç filmden biriydi. Konusu, kurgusu, işlenişi, oyunculuklar…

Çok beğendim.

Film 24 Haziran’da yeniden vizyona girdiğinde ilk gideceklerden biri de benim. Üçüncü kez izlemek için. Eminim oda son olmaz ara ara zihnimde yenilerim bu filmi izleyerek…

Peki filmden ne öğrendim?
Aşk; sevişmek midir sadece? Hayır
Sadece dokunmak, hatta öpememek pahasına vazgeçememektir aşk…

İzlemeyenlere tavsiye; şimdiden iyi seyirler

Hiç yadırgamadım yüzünü,
İnan çok tanıdık...
Gönlümü hoş geldin sevdiğim,
Kusura bakma ortalık biraz dağınık...
---

no image

Türkiye gelişmekte olan bir ülkeymiş. Ben kendimi bildim bileli bu böyle. Her gün biraz daha geriye gidişimize aldırmayın siz. Gelişmekteyiz yaaa…

Sattılar, böldüler, parçaladılar; ama gelişiyoruz ya alkış tuttuk. Durmadık yola devam ediyoruz.

Yılmaz Özdil’in kitabını okuyorum bu aralar (İsim Şehir Hayvan). Gelişmemizi öylesine güzel özetliyor ki bu kitap! Bakınız birkaç minik özet;

Liman von Sanders
Sayfa 175 
Mustafa Kemal’in Bandırma vapuruyla Samsun’a gitmek üzere yola çıktığı gün, yani 16 Mayıs’ta, Bandırma limanı ile Samsun limanı satıldı!


Samsun’a bi varacak ki…
Liman satılmış.
“Ordu limanına yanaşalım” dese…
Satıldı.
“Çek Trabzon’a” dese…
O da satıldı.
“Rize?”
Satıldı.
“Bari Hopa’ya gidelim…”
O da satıldı.
“Dönün kardeşim Sinop’a!”
Satıldı.
“Ereğli limanı?”
Satıldı.
“Yarımca limanına gitsek…”
Satıldı.


“Bana satılmayan liman bulun” dese, dün itibariyle, memleketi Karadeniz üzerinden kurtarması mümkün değil.


“Tekirdağ limanına çıkayım, oradan yüze yüze karşıya geçerim” dese…
Satıldı.


“Dümeni Ege’ye kır” dese…
Dikili limanı satıldı.


İzmir limanı satıldı.
Kuşadası limanı satıldı.
Marmaris limanı?
Satıldı.


“Madem öyle Akdeniz’den girelim” dese…
Antalya limanı satıldı.
Alanya limanı satıldı.
Mersin limanı satıldı.
İskenderun limanı satıldı.


“İtalya’ya gidelim, oradan uçakla gelelim” dese… Havalimanları zaten satıldı.


Bakın “İtalya” dedim, aklıma geldi… Mustafa Kemal’in henüz haberi yok ama İstanbul aşığı İtalyan ressam Zonaro, şahane bir tablo yapmıştı, Galata Limanı…


O da satıldı.

Yılmaz Özdil yazmış işte gelişmeyi. Bu kadar değil elbet;

Tablo
Sayfa 180 

Ev telefonu, Arap’ın
Bi cep telefonu, İngiliz’in
Bi cep telefonu, Lübnanlının.
Limanlar, elâlemin
Marketler, komple.
Araç muayene Alman’ın.
Sigorta Fransız’ın, Amerikalının.
Banka?
Yunanlının, Kuveytlinin…
Hollandalının, Fransız’ın…
Amerikalının, Belçikalının…
İsraillinin, İtalyan’ın…
İETT Garajı Dubailinin.
PETKİM?
Kazak’ın, Ermeni’nin.

N’olacak bu memleketin hali?

Bitmedi. Kitabı okuyanlar okur devamını. İşte böyle yıllardır süregelen gelişmekte ülke muhabbetimiz. Gelişecek bir ülke kalmamak üzere! Ama gelişmekteyiz hala; tuhaf…

Demiş ki Aziz Nesin bu ülkenin yüzde altmışı aptaldır! Bak sennn…
12 Haziran itibariyle bu oranın yüzde elliye düştüğü de söylentiler arasında…

Evet aslında, yüzde onluk bir gelişme var. Gelişmekteyiz.
Uyanan yüzde onluk bir kısım söz konusu…
Kalanı da güzelim uykularından uyanmadılar ama gerinmeye başladılar.
Dürtüklüyoruz işte bizde uyanmaları için.

Benim diyeceğim şu esasen.
Yahu arkadaş. Yıllardır gerileyen ülkeye gelişmekte ülke diyip duruyorsunuz.
Aman!
Bakın uyanıyor millet. Bari adını değiştirin şunun.

Gelişmekte olan ülkeyiz demeyin. Farklı şeyler türetilmeli artık. Misal;

-          Gelişmek üzereyiz biz
-          Az kaldı gelişeceğiz
-          İşte geliştik buradayız

Düşünün düşünün. Bulun bişeyler.

Neyse efendim.
Saçmaladık yine çok şükür...


Anektod

Dürtülen milleti uyandırmak için dürtüklüyoruz iyi mi?. Bu işte bir ironi var!


Saygılar bizden!

Sana Dair Bir Kaç Söz

Seni benimsemişim farkında olmadan. Seni çok mu iyi tanıyorum? Emin değilim! O halde bu yakınlık, bu kabulleniş, bu güven neye dayanıyor? Hiç yabancı değilsin yüreğime. Sanki içimde sana ait; yolunu kaybettiğim için ulaşamadığım izler var… Ne garip… Anlamıyorum; zorlamıyorum da…

Bana benzemiyor düşüncelerin. Duruşun ve açısı bakışlarının; çok farklı… İki zıt renk gibiyiz. Ama rengim rengine ihtiyaç duyuyor gibi de bir his taşıyorum zihnimde. Ben siyahım, sen gökkuşağı. Seninle mi renkleniyorum? Bilmiyorum.

Çetrefilli varlığının, ihtiyaç duyduğum / duyacağım bir dostluğa dönüşmesi ilginç değil mi? Öyle…

Neyse…

Üç gün sonra ya da üç hafta, üç yıl ya da; ne olur bilinmez elbet… Umarım ruhunun şirin sureti değişmez de; ruhum güvenle sırt yasladığı omuzlardan mahrum kalmaz!

İzlerin bir ömür saklı kalsın bende;
Dünyam renklensin rengarenkliğin de;
Ve bitmesin bu dostluk…

Unutma!
Yalnız olmayan iki yalnızız seninle. Sebepsiz yere…
Farklı iki kalabalığın ortasında bile; biz anlarız birbirimizi…

Sevgiler…


no image

Merhaba,


Bu nüshayı, geçenlerde LYS-4 sınavına girdiğim bir okulun B Blok 402 nolu dersliğinin 1. Sırasından kaleme alıyorum. (Öyleymiş gibi yani…)


Cevap anahtarları dağıtıldı. İlgili yerler dolduruldu. Gözler saatte…
Kitapçıklar dağıtıldı. İlgili yerler dolduruldu. Gözler saatte…
Herkes birbirini süzüyor ama gözler saatte; “gong” sesini bekliyoruz hep birlikte…


“GONG”


İşaret geldi yarış başladı. Sarışın olan biraz önde başladı yarışa ama kumral her an geçebilir derken o da ne? Arkalardan bir yerlerden güzel bir bayan ipi göğüsledi öne geçti… Bıdı bıdı bıdı bıdı…



Derken yarış 135 dakika sürdü. Yarış öğrencilerinden bir kaçı ağlayarak, bir kaçı kahkaha atarak, bir kaçı umursamaz tavırlarla çıktı yarış meydanından. Ben yürüyerek çıktım. Mutluydum. Çünkü LYS-1’le kıyaslandığından daha iyi geçen bir sınavdı; zira ösym bizi duymuş ve bildiğimiz sorulardan da 2-3 tane koymuştu…

(bakz: Ah be ösym... 2 tane de bizim bildiğimiz sorulardan sorsan nolurdu ki? Ayıp vallahi... :D)


Ama şu sistem nasıl bir sistem ya. Üç sınav oluyorsunuz.
Tarih (65 dk), Coğrafya 2 (25 dk) ve Felsefe (45 dk)...


İlk 65 dk ve son 15 dk sınavdan çıkmak yok zira yasak...


İlk 45 dk de Tarih sınavını bitiren yarış öğrencisi n'apcak? Uyucak tabi ki...
65 dk dolduğunda diğer sınav için uyancak onu da yapcak ve bu kez de Felsefe için beklicek.
Bu ne bee...


Esnemekten bir haller olduk sn. mysö


Esas Mesele

Esas meseleye gelelim. Benim aklımın takıldığı şey oturduğum sıraydı.
O okulun B blok 402 nolu dersliğinin 1. Sırası…


Çünkü “gong” sesinin ardından gözler sıraya indiğinde gördüğüm manzara tüyler ürperticiydi. Yedi tane harfle göz göze geldim.


Fuck You!”


İrkildim. Noluyoruz ya? Devletimizin güzide kurumlarında ki o devlet mallarına nasıl olurda böyle dinsiz, düşüncesiz, faşist, emperyalist, kapitalist, bilmemneist söylemler karalanabilir. Çok yanlış bir davranış. Yapanlar tez elden yakalanmalı. Silivri’ye yollanmalı… Ya da annesi, babası, dedesi, ninesi ergenekoncu falan olabilir, irdelenmeli... Belki de dedesinin evinde balyoz vardır! Bu işe el konmalı bir an önce…


Sonra diğer tarafa baktım. O da ne? Bu sefer üç harfe bakıyordum; A, M ve K... Ama neyse ki bu çok fazla şok etkisi yaratmadı; Zira üç harfin sonuna konan smile insanı rahatlatıyordu; Amk..... :)

Anlamı şu: Amk…! Ama iyi niyetle…


Tabi yarışın ortalarındayız bu arada. Ben yarıştan öyle bir kopmuşum ki ters tarafa koşuyorum. Her neyse…


İncelemeye devam ettim sıra denen bu propaganda şeysini… Üzerinde birçok görüşü, duyguyu, düşünceyi belirten kelimeler ve cümleler yer alıyordu. Birkaç örnek;

- Fuck You!

- Amk… :)

- Kıskanıyorum dudaklarını içtiğin her yudum sudan

- Aylin

- I Love You

- İki satırlık adamları musallat ettik ömürümüze…

Daha çok şey yazıyordu aslında. Gelmedi aklıma şu an…


Gördüğünüz üzere bu böyle gitmez. Ki zaten çalışmalar başlamıştır diye umuyorum. Sansürlenen televizyonlarımız, radyolarımız, hayatlarımızdan sonra ağustos 22 günü internetimizin de sansürlenişinin şerefine çaylarımızı yudumladıktan hemen sonra bu okul sırası diye adlandırılan propaganda aletleri de sansürlenecektir. Şüphesiz…

Neyse çok kötü oldum ben. Sinirlendim. Yeter bu kadar...


Anektod

"Birader eskiden sıraya yazardık an'lık düşüncelerimizi;
şimdi tweetle beni, kişisele yaz beni, face de paylaş beni..."


Saygılar bizden!


Aşk Her Tarafta

Bir özlem duygusu yapışır yakasına insanın
Hüzünlü şarkılar çalar sürekli ardında
Şiddetini tarif edemediği bir sancı saplanır yüreğine
Kalabalığın içinde kaybolmuş gibi
Sesini duyuramaz
Hiçbir hissi kalmaz hayattan yana
Çıkmaz dudaklarından
Boğazına yapışan cümleleri
Sonra bir bakarsınız
Aşk…
Girerken kapıyı çalmadan
Sizden habersiz hoş gelmiş
Ve yerleşmiştir hayatınıza…

Tıpkı öyle
Olur olmadık bir zamanda
Gelip yerleşti hayatıma…
Sorgusuz sualsiz…
O sevdiğini sanıyordu; düşünmeden gerçeği
Bense gerçekten sevmiştim...

Sonra bir deprem gibi
Ya da bir fırtına
Bir felaket en beterinden…
Ateşe verilen bir kalpten çıkan koca bir yangına döndü aşk;
Öyle aniden …
Kundaklayan sen…
Yanansa bendim…

Benden habersiz hoş geldi aşk…
Ben şimdi kendimden habersizim!
Bir tarafta savrulmuş gençliğim,
Diğer tarafta düşlerim,
Ruhum çaresiz yalnızlıklarda;
Ve aşk…
Aşk;
Her tarafta…
Bu Gece Mutluluğumu Sahneliyorum!
Bu gece mutluluğumu sahneliyorum!
Bu ilk olacak
Son olacak
Hiç kimseyi almayacağım içeri;
Sen gel
Önlerden bir yere otur
Bu gece mutluluğumu sahneliyorum!

Damla damla akan yaşlara aldırma
Gözyaşları mutluluğun da habercisidir sonuçta
Darmadağın saçlarıma
Titreyen ellerime
Ve dört yanımı sarmış hüzün bulutlarına
Bakma sen!
Ben bu gece mutluluğumu sahneliyorum

Bir hikayem var benim de
Öylesine güzel
Öylesine sen kokan;
Bir aşk hikayesi
Hani izlersen bu gece beni
Sen de anımsarsın!
Biliyorum
İçinden beni terk ettiğin sahneyi çıkarttım
Beni kahrettiğin sahneyi de
Bir başkasının kollarında
Beni pimi çekilmiş bir bomba gibi
Ortada bıraktığın sahneyi de
Ama boşver
Bu gece mutluluğumu sahneliyorum!
Sen gel
Önlerden bir yere otur
Bu ilk olacak
Bu son olacak
Sonra…
Sonra her şey son bulacak nasılsa…


Bumerang - Yazarkafe